YONT 221 AYSE MONARGALI HASAN REFK KAMU YNETMNN




























































- Slides: 60
YONT 221 AYSE MONARGALI – HASAN REFİK KAMU YÖNETİMİNİN ÖRGÜTLENMESİ LİBERALİZMİN TARİHSEL KÖKENLERİ
KAMU YÖNETİMİNİN ÖRGÜTLENMESİ Örgütlenme, kamu yönetiminin ilkelerinden birisidir. Örgütlenmenin yanında; Planlama, bütçeleme, karar verme, yönlendirme, koordinasyon ve denetim de akla gelir. Kamu yönetiminin örgütlenme, kamu hizmetleri için gerekli olan araç ve imkanları bir düzende toplamak, yetki görev ve sorumlulukları belirleyerek bir yapı oluşturmak demektir. Örgütlenmenin iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi, devletin üstlendiği görevlerin ve fonksiyonların, verimli ve etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamaktadır. bunun için, yetki ve görevlerin, kurumlar arasında tekrarlara ve tedahüllere yol açmayacak şekilde düzenlenmesi gerekir. İkincisi, yönetim birimlerinin, yasal ve yargısal yönden denetlenmesini sağlamak için yetki ve sorumluluk alanlarının belirlenmesidir.
Devlet kurumlarının en önemli özelliği, kamu ile ilgili olması ve bu nedenle de amaçlarının ve siyasalarının politik bir karakter taşımasıdır. İdari amaçlar, yasalarla ve yönetsel düzenlemelerle belirlenir. Her bir idari eyleminin siyasi sonuçları vardır. Siyasi liderler yeniden yapılanma ve idari reformlar yoluyla bu sorunu asgari düzeye indirmeye çalışırlar.
KAMU YÖNETIM IKIYE AYRıLıR 1 -)MERKEZDEN YÖNETİM 2 -)YERİNDEN YÖNETİM
1 -)MERKEZDEN YÖNETİM Merkezden yönetim, kamu hizmetlerinde birlik ve bütünlüğü sağlamak amacıyla karar ve faaliyetlerin merkezi hükümet ve onun hiyerarşik yapısı içinde yer alan örgütlerce yürütülmesi demektir. İlkesi ‘siyasi’ ve ‘idari’ olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Siyasi bakımından merkezden yönetim, bir ülkeden yasama organının ve hükümetin tek olmasını ve dolayısıyla siyasi otoritenin tamamen merkezdeki iktidarda toplanmasının ve hukuki birliğin mevcut bulunmasını ifade eder. Siyasi merkeziyetçiliğe göre örgütlenmiş devlete ‘üniteler devlet’ denilir. Türkiye, Fransa ve Japonya üniter devlet biçimine birer örnektir.
İdari bakımından merkezden yönetim ise, daha dar bir anlamı ifade eder. idari merkeziyetçilik, kamu otoritesinin merkezileştirilmesini gerektirir. İdari merkeziyetçilik, siyasi merkeziyetçiliğin bir sonucudur. çünkü siyasi bakımından merkeziyetçi yönetim olmayan bir devlette, idari merkeziyetçilik gerçekleşmez. Örneğin siyasi merkeziyetçiliğe sahip İngiltere’de geniş bir idari yeniden yönetim uygulanmaktadır. Türkiye’de hem siyasi merkeziyet, hem de idari merkeziyet söz konusudur.
A. MERKEZDEN YÖNETİMİN ÖZELLİKLERİ 1 -) 2 -) 3 -) • Kamu hizmetlerine ilişkin politika belirleme, karar alma ve yürütme yetkisi merkezi bir organın ya da organların elinde toplanmıştır. • Kamusal mal ve hizmetler, başkentteki bir organ tarafından planlanmakta ve yönetilmektedir. • Kamu hizmetlerin yürütülmesine ilişkin gerekli gelir ve giderler merkezinden yönetilmektedir. • Merkezi idare birimlerinden görev alacak personelin atanması işlemi merkez tarafından yürütülmektedir.
B. MERKEZDEN YÖNETİMİNİN YARARLARI Merkezden yönetim, merkezi hükümetin siyasi ve idari bakımından güçlenmesine imkan sağlar ve yönetimde birlik ve bütünlüğün gerçekleşmesine yardımcı olur. Merkezden yönetim, ekonomik ve sosyal kalkınmanın bölgeler arasında dengeli bir şekilde yürütülmesini ve kamu hizmetlerinin aynı düzeyde ülkeye yayılmasını sağlayabilir.
Merkezde yönetimde idarenin tarafsızlığı daha fazla temin edebilir. kamu görevlilerinin bölgesel etkiler altında kalmadan merkezin denetim ve gözetimi altında tarafsız hizmet yürütmeleri gerçekleştirilebilir. Milli savunma ve diploması gibi hizmetler, yerinden yönetime göre örgütlenemez. hizmetlerin merkezi idare tarafından planlaması ve yürütülmesi zorunludur.
C. MERKEZDEN YÖNETIMIN SAKıNCALARı 1 -)Merkezden yönetim, kamu hizmetlerinde gecikmeye neden olabilir, hizmetlerin yerel ihtiyaçlara uygun olmaması sonucunu doğurabilir. çünkü kamu hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin kararlar, başkentte alındığı için söz konusu kararlar yerel halkın tercihleri ve önceliklerine uygun düşmeyebilir. bu da kaynak israfına sebep olabilir. 2 -)Taşrada görev yapan memurlara kendi alanlarında fazla bir inisiyatif tanınmamıştır. bu da memurların bilgi ve becerilerini değerlendirme, geliştirme engel olur ve hizmetler konusunda ilgisizlik ve isteksizlik ortaya çıkabilir.
3 -)Merkezi idare, esas itibariyle, ulusal düzeyde stratejik kararlar alan ve bunların yürütülmesini izleyen bir organ olmalıdır. merkezi idarenin, günlük ve rutin işlerin içine girmesi, aşırı derecede hizmetle yükümlü olması sonucunu doğurur. hizmet yükünün artması, temel fonksiyonların yürütülmesine engel olur ve giderek etkisizleştirir. 4 -)Merkezden yönetim, halkın kamu hizmetlerine karşı ilgisini ve katılımını azaltabilir. çünkü merkezden yönetimle, hizmetlerin büyük bir kısmı başkentten kararlaştırılarak yürütülmektedir. halk kendini ilgilendiren konularda görüşü alınmadığından pasif kalkmakta ve giderek her şeyi merkezi idareden ve devletten bekler hale gelmektedir. bu da demokrasi anlayışına ters düşmekte ve yönetime katılmayı zayıflamaktadır.
D. MERKEZİ YÖNETİM KURULUŞLARININ ÖRGÜTLENME BİÇİMLERİ 1 -)HİZMET EDİLEN AMAÇ 2 -)HİZMET EDİLEN KİŞİLER 3 -)HİZMET EDİLEN ALAN 4 -)İHTİSAS
1 -)HİZMET EDİLEN AMAÇ Savunma, eğitim, sağlık, kültür ve konut gibi devletin üzerine aldığı temel görevlerden birini ya da bir kaçını yürütmek üzere bir bakanlık veya bağlı birim oluşturulması biçimde ortaya çıkmaktadır. Örneğin; tarım bakanlığı, amaca göre ortaya çıkan bir örgütleme biçimidir ve hizmet edilen vatandaş grubuna göre örgütlenen bir kuruluştur.
2 -)HIZMET EDILEN KIŞILER Hizmet edilen vatandaş grubudur. vatandaş grubu, özel ihtiyaçları olan ya da yaşam biçimleri, şartları ve sorunları diğerlerinden farklılık gösteren topluluklardır. Örnek olarak, özürlüler, işçiler, gençler, em ekliler, göçmenler, yabancılar ve harp malulleri gösterilebilir.
Vatandaş grubuna göre örgütlenmenin iki temel sebebi bulunmaktadır. Birincisi, vatandaş grubunu korumak ve onlara daha iyi hizmet sunmaktadır. İkincisi ise, birincinin aksine, toplumun söz konusu kesimini daha iyi denetlemektedir.
3 -)HIZMET EDILEN ALAN Hizmet sunulan alandır. yönetim birimlerinin büyük bir kısmı, coğrafi alan esasına göre örgütlenmişlerdir. belirli bir coğrafi bölgede yaşayan halka hizmet etmek üzere kurulan mahalli idareler ile bakanlıkların bölge, il ve ilçe kuruluşları, bu grubun en önemli örneklerindendir.
4 -)IHTISAS İhtisasa dayanır. ayni işlerin ya da işlemlerin bir örgüt bünyesinde toplanmasını gerektirir. Bayındırlık ve maliye bakanlıkları gibi, birden fazla bakanlığa ve kamu kurumuna hizmet eden ya da muhasebe, satın alma, mühendislik vb. ortak nitelikteki hizmetleri yürütmek için oluşturulan birimler bu tipin örneklerindendir.
E-)KURUMLARıN IÇ YAPıSı 1 -)TEMEL(ASLİ) 2 -)YARDIMCI 3 -)KURMAY
1 -)TEMEL • Bir yönetim örgütünün kuruluş nedenini oluşturan işlevlerdir. • Örneğin devlet, iç ve dış güvenliği sağlamak, geçerli bir para birikimi kurarak ticareti düzenlemek, kanun yapmak, bunları uygulamak ve önemli alt yapı hizmetlerini yürütmek amacıyla ortaya çıkmıştır.
2 -)YARDıMCı • bir kurumun temel işlevleri gerçekleştirmek amacıyla yapmak zorunda olduğu destek hizmetlerden oluşmaktadır. bir idari kuruluşun, personel çalıştırması, araç-gereç satın alması, bina yapması, muhasebe kayıtlarını tutması ve bütçe yapması faaliyetleri, yardımcı fonksiyonudur.
3 -)KURMAY • İcra birimlerine danışmanlık yapan personelce yürütülmektedir. kurmay personel, uzman kişilerinden oluşur. bunların görev, yöneticilerin, karar organlarının ve yürütme birimlerinin zaman ayıramadıkları ya da yeterli bilgiye sahip olmadıkları konularda onlara danışmanlık hizmeti sunmaktadır.
Bu üç fonksiyondan başka, kurum ve kuruluşlarda yapılan işlerin denetimi ile görevli birimler de yer alır. Sayıştay ve vesayet makamları dış denetim yapan organlardır. Kurumların içindeki denetim birimleri, genellikle en üst amire bağlı olarak çalışırlar. Ülkemizde bu fonksiyon, teftiş kurulları ya da rehberlik ve teftiş/denetim başkanlığı biçiminde yapılanmıştır.
F-)YETKI GENIŞLIĞI v. Merkezden yönetimin yumuşatılmış bir biçimidir. v. Bu sistemde merkezi idare, karar alma ve yürütmeyi ilişkin bazı yetkilerini, kendi hiyerarşisi içinde yer alan alt birimlerin başımdaki yöneticilere aktarmaktadır. v. Yetki genişliği sayesinde merkezi örgütlerin iş yükünün bir kısmı alt birimlere ve başkent dışındaki kuruluşlara aktarılmaktadır. v. Yetki genişliği, merkezi idarenin üstlendiği fonksiyonların daha verimli ve etkin bir şekilde yürütülmesi amacıyla geliştirilmiştir. v. Bu yetki sayesinde taşradaki yöneticiler, ulusal plan, program ve politikalar yerel şartlara göre yorumlayarak esnek bir uygulama gerçekleştirirler.
-YETKI GENIŞLIĞI IKI BIÇIMDE UYGULANMAKTADıR. 1 -)FONKSİYONEL YETKİ GENİŞLİĞİ 2 -)ÇOĞRAFİ YETKİ GENİŞLİĞİ
1 -)FONSİYONEL YETKİ GENİŞLİĞİ Bir kamu kurumunun karar alma ve yürütmeye ilişkin bir kısmı yetkilerinin, kendi hiyerarşisi içindeki alt kademedeki yöneticilere verilmesidir. Bu tür genişliği, merkez kuruluşunda veya yerel yönetim biriminde de uygulanabilir. 2 -)ÇOĞRAFİ YETKİ GENİŞLİĞİ Merkez idarenin karar alma ve yürütmeye ilişkin bazı yetkilerinin taşradaki birimlerinin yöneticilerine verilmesidir.
2 -)YERİNDEN YÖNETİM İKİYE AYRILIR. 1 -)SİYASİ 2 -)İDARİ
A. SİYASİ YÖNDEN YÖNETİM § Siyasi gücün merkezi idare ile mahalli yönetim üniteleri arasında bölüşümüdür. § Siyasi yerinden yönetim ilkesiyle ortaya çıkan il, cumhuriyet, kanton ve eyalet gibi mahalli yönetim üniteler, egemenliğin bir parçasına sahiptir. § § Siyasi yerinden yönetim, federal devlet sistemini ortaya çıkarmıştır. Federalizm, üniter devlet sisteminden farklı ve onun zıddı bir siyasi sistemi temsil eder.
§Üniter devlet sisteminde örgütlenme, merkezi idare ve mahalli idareler olmak üzere iki şekilde ortaya çıkmaktadır. §Federal sistemde ise, merkezi idare ile mahalli idareler arasında bir başka idari kademe daha vardır, o da eyalet yönetimidir. §Federal sistemde üçlü bir kademenin olması, yönetimler arası ilişkilerinin, merkezi hükümet yapısından daha karmaşık bir nitelik kazanmasına yol açmaktadır.
Federalizmin örgütsel ifadesi çok merkezliliktir. Eyaletler de, merkezi hükümet gibi, otoritesinin doğrudan halktan alır. Eyaletler, yapısal olarak merkezi hükümetin müdahalesine karşı korunmuştur. fonksiyonel olarak ise, birçok faaliyeti federal hükümetle birlikte yürütülür. Federalizmin en önemli avantajı, farklı yerel ihtiyaç ve sorunlara cevap verebilmek için değişik siyasi varyasyonlara izin vermesidir.
Üniter devlet sistemi, bölgesel farklılıklara adaptasyon için daha az esnektir. Çünkü üniter sistemde bir tek ulusal politika vardır ve bu bütün ülkede uygulanır. Üniter devler sisteminde, mahalli kamu hizmetlerinin aşırı şekilde merkezi otorite tarafından kontrol edildiği görülmektedir. Bu devlet sistemi, kültürel yönden homojen toplumların ya da coğrafi alan bakımından geniş olmayan ülkelerin şartlarına daha uygundur.
B. IDARI YERINDEN YÖNETIM qİdari yerinden yönetim, yerel nitelikteki kamu hizmetleriyle iktisadi, ticari, kültürel ve teknik bazı fonksiyonların merkezi idarenin hiyerarşi yapısı dışındaki kamu tüzel kişiliklerine yürütülmesidir. q. Bu kamu tüzel kişileri, ya belli bir coğrafi bölgede yaşayan halkı ya da eğitim, ticaret, sanayi, kültürel gibi belirli bazı hizmetleri temsil ederler. q. Bu kurumlara, federalizmde olduğu gibi anayasayla egemenliğe ilişkin bir statü tanınmamıştır.
1 -)IDARI YERINDEN YÖNETIMININ ÖZELLIKLERI ►Bütün ülkelerde yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. ►Amaç, aşırı merkeziyetçiliğin sakıncalarını ortadan kaldırmak, halkın yönetime katılmasını sağlamak, yerel ihtiyaçlara mahalli hizmetler arasında denge kurmak ve kamu hizmetlerindeki verimi ya da etkinliği artırmaktır. ►ilkesiyle ortadan çıkan kuruluşlar, özerk bir statüye sahiptir. ►Kuruluşlarının müstakil bütçeleri bulunmaktadır. ►Kuruluşları kendi organları tarafından yönetilmektedir.
2 -)IDARI YERINDEN YÖNETIMININ ÇEŞITLERI 1 -) • FONSİYONEL • (HİZMET) 2 -) • COĞRAFİ
A-)FONKSİYONEL YERİNDEN YÖNETİM Belirli bazı işlevlerin merkezi idareden alınarak özerk kurumlara aktarılmasıdır. Belirli bazı kamusal fonksiyonlar özerk bir statüye kavuşturulmakta ve bunları yürütecek örgütler oluşturulmaktadır. Merkezinin idarenin hizmet yükü, daha teknik ve uzmanlaşmış birimlere transfer edilmiş olmaktadır. Ülkemizde fonksiyonel yerinden yönetim ilkesinin ortaya çıkardığı kuruluşların başında, kamu iktisadi teşebbüsleri, ticaret ve sanayi odaları gibi kurumlar gelmektedir. Kuruluşlarının ortaya çıkısı ve gelişimi, diğer kamu kuruluşlarına göre yenidir ve bunun çeşitli sebepleri bulunmaktadır.
B-)COĞRAFI YERINDEN YÖNETIM İdari bazı görevlerin yürütülmesi yetkisinin, merkezi idareye bağlı olmayan ve karar organları seçmenlerin oylarıyla belirlenen bölge, il, belediye ve köy gibi faaliyetleri belirli bir coğrafi alanla sınırlı olan yönetimlere verilmesi demektir. Coğrafi yerinden yönetimde, bir bölge, il belediye ya da köy halkının yerel nitelikteki ihtiyaçlarını, kendi organları karşılamalarını amaçlamaktadır. Mahalli idareler ya da yerel yönetimler bu ilkenin bir sonucudur. Örneğin fonksiyonel yerinden yönetim ilkesine göre ortaya çıkmış üniversitelerin amacı eğitim ve araştırmasıdır. oysa belediyelerin görevi ise kent düzeyinde mahalli müşterek nitelikteki tüm hizmetlerdir. Coğrafi yerinden yönetim, hemşireler arasında yardımlaşma ve birlik duygularının gelişimine katkı sağlamaktadır. çünkü siyaset, başkalarıyla işbirliği yapmayı, uzlaşmayı ve hoşgörü gerektirir. yerinden yönetim, bu anlamda siyasi barışın da önemli bir teminatıdır.
C-)YERINDEN YÖNETIME DAHA AZ ÖNEM VERILMESININ SEBEPLERI 1 -)mevcut rejim içinde yürütmek istenilen politikayı tehdit eden bir çekişme ve mücadele varsa, o zaman merkezi idare, mahalli idarelere daha az önem verme eğilimine girer. 2 -)otoriter bir rejim, ülkedeki siyasi örgütlere ve baskı gruplarına faaliyet izin vermeden, halk kesimlerini iktidarın politikasını desteklemek konusunda harekete geçirmek istiyorsa, o takdirde yerinden yönetime daha az önem verecektir
3 -)kültürel değişme, modernleşme ve batılaşma politikaları izleyen ülkeler, güçlü bir mahalli idare modeli yerine ‘vilayet’ sistemini tercih emektedirler. 4 -)siyasi partiler, ideoloji ve teşkilat bakımından merkeziyetçi özelliğe sahip iseler, bu tür partiler iktidara geldiklerinde ülke yönetimini merkeziyetçi anlayışına göre örgütleyecekler ve mahalli idarelerin güçlenmesine fazla ilgi göstermeyeceklerdir.
5 -)merkezi idare kurumlarında çalışan bürokrat ve memurlar, ne kadar çok yetenekli iseler, sistem mahalli idareler daha az yetki ve kaynak aktaracaktır. 6 -)bir ülkenin nüfus yapısı çok homojen bir durum gösteriyorsa, söz konusu ülkede daha az yerinden yönetim esası benimsenebilir. 7 -)merkezi hükümet, planlı kalkınma ve gelişmeye daha çok önem veriyorsa, bu amaçla merkezi düzeyde planlama ve kalkınma örgütleri meydana getirecektir.
D-)YERINDEN YÖNETIME DAHA ÇOK ÖNEM VERILMESININ SEBEPLERI 1 -)ülkedeki hakim ideoloji çoğulcu bir niteliğe sahipse, o zaman bu sistem, yerinden yönetime daha fazla önem vermekte tereddüt göstermeyecektir. 2 -)kamu yönetimde, merkezi idarenin taşra birimlerine daha çok yetki ve inisiyatif tanınmışsa, bu sistemde yerinden yönetime daha fazla önem verilmesi mümkündür. 3 -)coğrafi alan ve nüfus bakımından büyüklük, bir ülkenin yerinden yönetime ağırlık vermesine neden olabilir. çünkü coğrafi büyüklük, hizmetçilerin bir merkezden kararlaştırılmasını ve yürütülmesini imkansız hale getirir. 4 -)demokratik değerler, yerinden yönetiminin güçlendirilmesini gerektirir.
E-)Yerinden Yönetimleştirme Düşüncesi (Desantralizasyon) 1 -)merkezi idarenin, yürüttüğü fonksiyonların giderek kompleks hale gelmesi ve iş yükünün artması, 2 -)hizmetlerde etkinliği sağlamak, bilgi toplama fonksiyonlarının ve karar alma sorumluluğunun alt birimlere aktarma ihtiyacı, 3 -)yerel özerkliği geliştirmek için yoğunlaşan siyasi talepler, 4 -)genel politikaların yerel şartlara ve ihtiyaçlara uydurulması.
F-)HİZMETTE YERELLİK İLKESİ • Hemen her yerde bireye fazla inisiyatif verilmesi arzusu, hem federal hem de üniter devletlerde yerinden yönetimleştirme hareketinin temel gerekçesini oluşturur. • Daha çok merkezi yönetimle yerel yönetimler arasındaki yetki ve görevlerin paylaşımında uygulanır. • Hizmette yerellik ilkesinin amacı, karar verme mekanizmasını vatandaşa mümkün olabildiği ölçüde yaklaştırmak olduğu için, temelde siyasi bir nitelik taşır • Birlik çerçevesinde ’yerellik’ ilkesinden beklenen temel amaç, birlik ile üye devletler arasında yetki ve görev paylaşımını belirlemektir.
TÜRK KAMU YÖNETIMININ ÖRGÜTLENMESI VE TEMEL ÖZELLIKLERI A-)KAMU YÖNETIMININ ÖRGÜTLENMESI 1. )yönetimin bütünlüğüdür. anayasa’ya göre, idare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. 2. )yasal yönetim ya da kanuni idare ilkesidir. anayasaya göre kamu yönetimini oluşturan tüm kurumlar , ya doğrudan doğruya kanunla veya kanunun açıkça verdiği bir yetkiye dayanarak kurulmaktadır. 3. )merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkeleridir. anayasa idarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim her iki ilkeye yer verilmektedir.
4. )ilke yetki genişliğidir. yetki genişliği ilkesi anayasada illerin idaresi için söz konusu edilmiştir. valilere yasada, bazı konularda, merkeze danışmadan kendiliğinden karar alıp uygulama olanağı tanınmıştır.
B-)KAMU YÖNETIMININ ÖRGÜT/TEŞKILAT YAPıSı TÜRK KAMU YÖNETİMİ Merkezi yönetim kuruluşlar Başkent örgütü • Cumhurbaşkanı • Bakanlar kurulu • bakanlıklar Taşra örgütü • İlçe • Bucak • bölge Yardımcı kuruluşlar • Milli güvenlik kurumu • Danıştay • sayıştay Bağlı kuruluşlar • Vakıflar genel müdürlüğü • Devlet personel başkanlığı • Türkiye istatistik kurumu Yerinden yönetim kuruluşları Coğrafi yerinden yönetim kuruluşları • İl özel idaresi • Belediye • köy Fonksiyonel yerinden yönetim kuruluşları • Üniversiteler • KİT’ler • Meslek kuruluşları • Düzenleyici ve denetleyici kurumlar
C-)TÜRK KAMU YÖNETIMININ TEMEL ÖZELLIKLERI 1 -)ülkemizde kamu yönetimi, kuruluş ve görevleriyle bit bütündür. 2 -)kamu yönetim sistemi, yargı denetimi bakımından idari yargı düzenine, uygulanan hukuk dalı yönünden idare hukukuna tabidir. 3 -)Türkiye’nin Tanzimat’tan bu yana en önemli özelliği, yönetimde merkeziyetçiliktir.
4 -)Türkiye parlamenter demokrasi ile yönetilmektedir. 5 -)kamu yönetiminin örgütlenmesi, görev ve yetkilerin düzenlemesi biçimi, uygulanan usul ve kurallar itibariyle, yasal-rasyonel bürokrasi modelini esas almıştır. 6 -)stratejik plan, performans programı, vizyon, misyon, saydamlık, hesap verebilirlik, katılımcılık, etik, hizmette yerellik, verimlilik ve etkinlik, özelleştirme, halkın memnuniyeti, hizmet standartları gibi kavramlar kamu yönetimi mevzuatımıza girmiştir.
7 -)bugünkü kamu yönetimi örgütü, genel çizgileri ile Osmanlı dönemindeki yapının bir devamı niteliğindedir. 8 -)yönetimde saydamlık ilkesine geçilmiştir. 9 -)kamu personel rejimi, yasal olarak, sınıflandırma, kariyer, liyakat ve tarafsız ilkelerine dayanmaktadır. 10 -)kamu yönetiminin çeşitli birimlerindeki yöneticiler ve çalışanlar, sosyal köken itibariyle orta tabakaya dayanmaktadır.
LİBERALİZMİN TARİHSEL KÖKENLERİ 1. ORTAÇAĞDA AVRUPA’NIN SOSYAL-SİYASAL-EKONOMİK YAPISI ÄLiberalizm, Batı Avrupa’da ortaçağ düzeninin çözülmesiyle doğar. ÄLiberalizm, ortaçağ düzeninin çözülmesiyle ortaya çıkan ulus devletlerin sosyal, siyasal ve ekonomik organizasyon arayışlarının, eski düzen yerine yeni düzen oluşturma çabasının, hemen her alanda meşruiyet dayanakları aramanın bir sonucu olarak doğmuş ve gelişmiştir. ÄOrtaçağda Avrupa’ya damgasını vuran iki temel yapı vardır. biri sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkileri toprakla örtüştüren ve ortaçağda Avrupa’da yaşam tarzını belirleyen feodalitedir. diğeri ise dini ve kurumsal faaliyetleriyle Avrupa toplumunu kendine bağlı ve bağımlı hale sokmuş olan kilisedir.
A-)FEODALİTE Feodal yapı dua edenler, savaşanlar ve çalışanlar olmak üzere 3 sınıfa bölünmüştü. toprak en büyük iktidar aracı idi. toplum beyler ve serfler olarak ayrımlaştı. Feodal toplum örgütlenmesine bir takım bölünmeler vardır. ilk bölünme yöneten-yönetilen bölünmesidir. İkinci bölünme yönetenler kesimi arasındadır şovalyeler , soylular ve rahipler. bu bölümler ortaçağ dünyasında toplumu oluşturan tabakaların işbölümü esasına göre farklılaşmanın ifade etmekte ve genellikle dua edenler, çalışanlar ve savaşanlar diye anılmaktadır.
B-)KILISE v. Kilse bütün hristiyan dünyasına yayılmış bir örgüttü. v. Herhangi bir otoriteden daha güçlü, daha yaygın, daha eski ve daha sürekli idi. v. Kilise bu çağlarda dünyevi iktidarın yani kralın papaya bağlı olmasını, onun emir ve direktifleri altında hüküm vermesini savunuyorlardı. v. Dünya krallığının tanrı krallığına boyun eğmesi gerektiğini savunuyorlardı.
2 -)TARIHSEL DÖNÜŞÜM §Ekonomik düzeyde ticaretin canlanmasına koşut olarak gelişen kent yaşamının giderek önem kazanmasına, kentlerin siyasal iktidar düzeni içinde yer alması, belirgin unsurlardan biri olan ülke’nin ağırlık kazanmaya başladığı bir devlet düzenin ve buna bağlı olarak kralın kişisel iradesinden çeşitli sınıflar arasında kurumsallaşan tabakalar yönetiminin yerleşmesidir.
A-)MODERN DEVLETE DOĞRU: KENTLERIN YÜKSELIŞI ticaret ve kent yaşamı gelişmiş ve buna bağlı sosyalsiyasal yapılar kurulmuştur. Kentler herhangi bireyin gücünü aşan ve maddi ve ahlaki kaynaklar hakkında ortaklaşa bir bilinçlenmenin belirdiği merkezler haline gelmişlerdir. Kentlerin kendilerini özerk ve ortak bir çıkarlar birliği biçiminde yönetme hakkını elde etmeleri, feodal yönetim mekanizmasının değişimi, bakımından çok önemli iki sonuç doğurmuştur. Bunların biri kentlerin, kentlilerin feodal yükümlülüklerinden ve feodal ilişkilerin bağlayıcılıklarından kurulması anlamında özgürlük fikrinin yerleşmesine zemin oluşturulmasıdır.
B-)YENI AKTÖRLERIN SAHNEYE ÇıKıŞı • Krallıklarla beraber ulusalar ve ulusal devletler ortaya çıktı. • Ulusal ayrımlar belirginleşti. • 10. yy ile 15. yy arasındaki en önemli gelişme orta sınıfların güçlenmesidir. • Bu sınıfın yaşam şartlarındaki gelişme tüm toplumu değiştirmiştir. • Krallıkların güçlenmesi beraberde burjuvaziyi de güçlendirmiştir.
C-)KILISE-DEVLET ÇATıŞMASı REFORM Kralın karşısında kalan tek güç rakip kiliseydi. Papanın gücü tek başına tüm feodal lordlardan daha etkiliydi. Kral-papa çatışması şu alanlarda etkin şekilde başladı: kilise halktan bağış ve vergi toplayarak ekonomik yönden büyüyordu. Reform hareketlerinin temel dayanarak şu idi: bireylerin doğrudan tanrıyla ilişki kurabileceğini, bunun için kiliseye ve onun dinsel ve törensel kurallarına gerek olmadığını, insanların incili kendilerinin okuyup yorumlayacağını tanrıyla kulu arasına hiçbir şeyin giremeyeceğini savunmaktı.
D-)RÖNESANS Rönesans hareketi ile insana, topluma, bilime, sanata, dine, tarihe tüm siyasal ve sosyal olgulara bakış olarak büyük bir nitelik değişimi oluşmuştur. v Avrupa açısından rönesans bir tarihsel dönüşüm, bir devrimdir. v v Dinsel niteliği ağır basmayan bir özgürlük kavramı etrafında oluşan bireycilik anlayışının gelişimine temel oluşturan yeni bir insan felsefesi doğurmuş olmasıdır. v v Rönesans ile insan birey olarak toplumdan ayrı bir varlık halinde anlaşılmaya başlamıştır. Rönesans insanın , eşyanın, dünyanın yeniden tanımlanmıştır.
E-)SANAYİ DEVRİMİ Liberalizmin oluşup yerleşmesini sağlayacak yapısal ve düşünsel değişimlerin temelleri üzerinde ve doğrultusunda gelişmiştir. Sanayi devrimi ilk kez dış ticaretin oldukça gelişip birikiminin hızlandığı, teknik icatların ve yeni ekonomik buluşların doğrultusunda üretime makineyi, motoru ve organizasyonu İngiltere’de görüldü. Sanayi devrimi girişimciliğin aileden ayrılması, işbölümüne dayalı üretim, büyüyen sermaye birikimi, rasyonel hesap ve çıkarlar, sanayi girişimcilerinden doğan sınıfsal ayrımlar ile yeni bir toplumsal yapı ortaya çıkarmıştır. sanayi devriminin yarattığı ortamda burjuvazi güçlenmiş kendini güçlü tutacak devlet anlayışlarını savunmuştur.
3 -)LIBERALIZMIN SIYASAL TABANı Liberalizm ortaçağ düzenindeki yapının çözülmesiyle doğan ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla kendisine oturacağı bir taban bulmuştur. Evrensel hristiyan dünyası yerine ulusal devletler ortaya çıkarmıştır. Liberalizm e bu dalgaların içinden bir siyasal sistem olarak yükselmiştir.
A-)AMERIKAN DEVRIMI VE INSAN HAKLARı BILDIRGISI Amerika’nın keşfi tüm Avrupa ülkelerinin ilgisini bu kıta üzerine topladı. İngiltere’de ve kıta Avrupa’sında faydacılık ve liberalizm akımlarının gelişmesini belirli ekonomik ve sosyal aşamaların sonucunda oluşmuştur. Devrim sırasında Amerikan kolonilerinin ekonomik ve sosyal ilişkilerinde ağır basan kesim ticaret ya da sanayi değil, tarımdı. Amerikan devrimine bir tarım özgürlüklerinin doğuştan kazanıldığına inanan Püriten bir dünya görüşüne sahip göçmenler, çiftçilerdi. Bütün Amerika’yı etkileyen oradan da Avrupa’yı etkisi altına alacak olan bir beyanname ile Amerika bağımsızlık savaşını noktalar. Bu beyanname siyasal liberalizmin ilk ve en önemli siyasal belgesi olarak tarihe geçmiştir. bağımsızlık bildirgesi ve insan hakları bildirgesi olarak anılmaktadır.
B-)FRANSıZ DEVRIMI VE INSAN VE YURTTAŞLıK HAKLARı BILDIRGESI ≈Amerika devrimi kıta Avrupa’sını etkilemiştir. Amerika’daki gelişmeler İngiltere’ye, Fransa’ya yol göstermiştir. ≈Fransız devrimi insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. ≈Fransız devriminin doğurduğu insan hakları bildirisi liberalizmin savunduğu temel ilkeleri açısından destekleyici bir belgedir. ≈Fransız devriminin getirdiği ilkeler liberal düşünürlerin teorilerini yansıtıyordu ve kendisinden sonra gelecek düşünürlere de cesaret veriyor, yol gösteriyordu.
4 -)SONUÇ Faşizm, sosyalizm ve liberalizm bir siyasal ve toplumsal düzen kurma felsefesi olan siyasal sistemler olarak bireye, topluma ve devlete bakış açılarına göre birbirinden ayırırlar. Faşizm bir sistem olarak tercihini devletten yana yapmaktadır. Sosyalizm tüm kurumların toplumsal tercihler üzerine bina etmektedir. Liberalizm ise kendisini bireye dayanarak var kılma geliştirme amacını taşımaktadır.




























































