itme Engelli ocuklarda letiim Yntemleri r Gr Fatih

























































































































































































- Slides: 185
İşitme Engelli Çocuklarda İletişim Yöntemleri. Öğr. Gör. Fatih Mehmet ŞAHİN. (İşitme Konuşma ve Ses Bozuklukları Uzmanı)
İletişim Kavramı ve İletişim Süreci
• İletişim her ne şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin insanoğlu için vazgeçilmez bir olgudur. • Toplumsal hayatın her alanında bireylerin, toplumun diğer üyeleriyle ilişkilerini düzenlemede, iş ortamındaki başarısını, aile ve sosyal ortamındaki mutluluğunu ya da mutsuzluğunu belirlemede önemli bir etkiye sahiptir. Giriş
• İnsanın biyolojik bir varlıktan sosyal bir varlığa dönüşmesini sağlayan en önemli unsurun iletişim olduğunu söylemek mümkündür. • İnsan anlamak ve anlaşılmak ihtiyacındadır. Hele anlaşılmak en çok olması istenen durumdur. • İnsanoğlu çevresinde olup bitenleri anlamak ve kendini çevresindekilere anlatabilmek için sürekli iletiler alır ve sürekli iletiler yollar. • Onun her davranışı, konuşması, susması, duruşu, yüz ifadeleri, oturuş biçimi kendini anlatma çabasından kaynaklanmaktadır. İLETİŞİM KAVRAMI
• İletişim sözcüğü batı dillerindeki “communication” sözcüğünün karşılığı olarak dilimizde kullanılmaktadır. • Commmunication sözcüğünün kökeninde Latince communis sözcüğü bulunmakta ve bu kavramda birçok kişiye ve nesneye ait ortaklaşa gerçekleştirilen anlamında kullanılmaktadır.
• Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre iletişim, duygu ve düşüncelerin, akla uygun şekilde başkalarına aktarılması, bildirim ve haberleşme olarak tanımlanmaktadır. Buna ek olarak; • Duygu, düşünce, fikir, bilgi ve kültürü kapsayan anlamların semboller yardımıyla aktarıldığı bir süreçtir (Tutar, 2003: 34). • Bilgi, düşünce, duygu, tutum ve kanılarla, davranış biçimlerinin kaynak ile alıcı arasındaki bir ilişki yoluyla bir insan ya da insanlardan diğerine bazı kanallar kullanılarak, anlam olarak üzerinde uzlaşılan simgeler aracılığıyla değişimi ve aktarılması sürecidir (Yüksel, 2010: 11).
• İletişim alanında çalışan bazı uzmanlar çok genel bir tanımı tercih ederlerken diğerleri de doğrudan insan davranışları üzerine odaklanmaktadırlar. • Çünkü canlılar içinde yalnız insan simge yaratma becerisine sahiptir. Bu özelliği ile insan duygularını, düşüncelerini, bilgi birikimini biriktirip kendinden sonraki nesillere aktarabilmektedir
• Her insanın iletişim konuşunda temel düzeyde de olsa bilgi sahibi olması gerekmektedir çünkü iletişim yaşamımızın merkezinde yer alan önemli öğelerden bir tanesidir. • İletişim konusunda çalışmak şu faydaları sağlamaktadır; 1. Kendi kendinize bakışınızı geliştirir: İnsanların kendilerine ilişkin algıları, farkındalıkları, özyeterlikleri, vb. iletişim sürecindeki deneyimleri ile gelişir ve olgunlaşır. İLETİŞİMİN ÖNEMİ
2. İletişim çalışmak diğer insanların size bakışını iyileştirir: Diğer insanlar üzerinde olumlu bakış açısı elde etmenizi sağlayacak davranışların nasıl kontrol edilebileceğini öğrenirsiniz. 3. İletişim çalışmak insan ilişkileri hakkında bildiklerinizin artmasını sağlar: insanların birbirleriyle nasıl ilişki kurduklarını hakkında öğrenmemizi sağlar.
4. İletişim çalışarak önemli yaşam becerilerini öğrenebiliriz: Bu beceriler, eleştirel düşünme, sorun çözme, karar verme, çatışmaları çözme, medya okuryazarlığı, konuşma becerileri gibi birçok beceri örnek olarak verilebilir. 5. İletişim çalışmak mesleki yaşantınızda başarılı olmanıza yardımcı olur. 6. İletişim çalışmak gittikçe farklılaşan dünyada dolaşabilmenize yardımcı olur.
• Bu amaçlar; keşfetmek, ilişki kurmak, yardım etmek, ikna etmek, eğlenmek şeklinde sıralanabilir • İletişimin başlıca amaçlardan keşfetme ile dış dünyayı, kendimizi ve başka insanları keşfederiz. • İnsanlar genellikle zamanlarının ve enerjilerinin çoğunu sosyal ilişkiler kurmaya ve bu ilişkileri sürdürmeye harcarlar ve Yakın arkadaşları, aileleri ve sevdikleriyle sosyal ilişkiler kurarlar. • İletişimin yardım etme amacında, birini eleştirirken, empatik iletişim kurarken, bir grupla bir sorunu çözmeye çalışırken, bir konuşmacıyı dikkatli ve destekleyici bir şekilde dinlerken yerine getiririz. İLETİŞİMİN AMAÇLARI
• Bireylerarası ve grup içinde gerçekleştirdiğimiz günlük iletişimlerimizde sıklıkla diğerlerinin tutum ve davranışlarını değiştirmek için onları bazı konularda ikna etmeye çalışırız. Belli bir kişiye ya da partiye oy vermeleri, yeni bir diyete başlamaları, belirli bir ürünü almaları, gibi • Eğlence amacıyla kurulan iletişimde şaka yapmak bu şakalarımızı öykülerle birleştirerek keyif alırız.
• Yapılan araştırmalar da, iletişimin, iş yaşamında ve günlük yaşamda zamanımızın büyük bir kısmını aldığını ortaya koymaktadır. İLETİŞİM SÜRECİ VE ÖĞELERİ
• iletişim bilgi edinmesini ve buna göre tepki geliştirmesini sağlayan bir süreçtir. • İletişim çabası sonunda elde edilen ödül; ulaşılmak istenilen bir bilgi, takdir edilmek, övülmek şeklinde de olabilmektedir.
• iletişim sürecinde yer alan öğeler; kaynak, ileti, kodlamakod açma, kanal, alıcı, geri-bildirim ve gürültü şeklinde sıralanabilir. Kaynak, İletişim sürecinde mesajı gönderen ve iletişim sürecini başlatan öğedir. • Kaynak iletmek istediğini, kendi ve alıcının anlayabileceği şekilde kodlar. Kaynak iletiyi alıcıya gönderen kişi, grup ya da kurum olabilir.
İleti (Mesaj) • Bir kişinin diğer kişiye ya da bir grup insana iletmek istediği fikir, düşünce ya da duygunun sözlü ya da sözsüz biçimidir. • Bunlara ek olarak kaynağın duygu ve düşüncelerini konuşarak, yazarak jest ve mimikler eşliğinde aktardığı sözel, görsel bir ürün olarak da tanımlanabilir. • Mesajların dikkat çekici olması için sözel ve görsel unsurları içinde barındırması önem taşımaktadır. • Görsel unsurların daha çok ilgi çektiğini söylemek mümkündür. • Yapılan bir araştırmaya göre, bir mesajda sözcükler yüzde 5, ses tonu yüzde 25, sözel olmayan unsurlar ise yüzde 65 etki uyandırabilmektedir
Kodlama ve Kod Açma • Kodlama bilgilerin, düşüncelerin ve duyguların alıcı tarafından anlaşılmasına olanak tanıyacak şekilde iletime uygun hazır bir mesaja dönüştürülmesidir. • Örneğin, kişi zihnindeki düşüncelerini, duygularını ya da herhangi bir bilgiyi sözlü ifade etmek için harflerden oluşan kelimeleri içeren kodları ileti haline getirmek durumundadır. • Kod açma ise kaynak tarafından gönderilen mesajların, alıcı tarafından anlamlandırılması; eş deyişle, iletiye yüklenen anlamın çözümlenmesi işlemidir.
Kanal (Oluk) • İletinin kodlandıktan sonra, kod açma sürecinin gerçekleştiği ana kadar izlediği yol kanal olarak adlandırılmaktadır. • Bir başka ifade ile kanalı; bilgi, duygu, düşüncelerin kaynak ve alıcı tarafından paylaşımının gerçekleşmesi sürecinde, iletilerin üzerine yüklendiği araçlar şeklinde tanımlamak mümkündür. • Örneğin; sözlü iletişimde kanal havadır, telefon görüşmelerinde ise telefon hatları, kanal rolü görür.
Alıcı (Hedef) • Kaynağın gönderdiği iletilerin hedefidir. Alıcı, konum itibarıyla tek bir kişi, kişiler, kurum ya da bir örgüt olabilmektedir. • Alıcı iletiyi oluşturan kodları algılayıp anlamlandırır ve kendisi de bir ileti göndererek kaynak konumuna geçer.
Geri-Bildirim (Yansıma) • Alıcının algıladığı ve yorumladığı iletilere, sözlü ve/veya sözsüz tepki verme sürecidir. • Kaynak ve hedef arasındaki geriye bilgi akışı olarak tanımlanabilecek geri bildirim, mesajın alıcı tarafından anlaşılıp anlaşılmadığı, ne şekilde anlaşıldığı ve yorumlandığının kaynak tarafından bilinmesine olanak sağlar.
Gürültü • İletinin anlaşılması ya da iletilmesini engelleyen her şey gürültü olarak değerlendirilmektedir. • Gürültü tüm iletişim sürecinin işlemesini engeller.
• İletişim kendinizde başlar: Kendinizi nasıl gördüğünüz, nasıl iletişim kurduğunuzu belirler. • İletişim sürecinin bir katılımcısı olarak duruma ve olaya ilişkin kendi görüşümüz ya da bakış açımızla sınırlı bir şekilde iletişimi değerlendiririz. • İletişim diğerlerini içerir: Diğer insanlardan aldığımız olumlu, olumsuz ya da tarafsız iletiler kim olduğunuzu belirlemede önemli bir rol oynarlar İLETİŞİM İLKELERİ
• İletişimin hem bir içeriği hem de bir ilişkili boyutu vardır: • İletinin içeriği beklenen davranışı tasvir ederken, ilişkili boyut ise nasıl yorumlanması gerektiğini anlatır. • Örneğin; Size “Otur” dendiğinde bu kısa iletinin içeriği sizden oturmanız istendiğini söylemektedir. İlişkili olarak da size bu iletiyi aktaran buraya oturmanız gerektiğini söyleyen bir otorite olduğunu size söylemektedir. “Otur!” ve “Buraya oturabilirsiniz” ya da “Lütfen şöyle oturun” iletileri arasındaki ifade farkını göz önünde bulundurduğumuzda içeriğin özünde aynı olduğunu ancak ilişkili boyutun çok farklı olduğunu görebiliriz.
• İletişim karmaşık bir süreçtir: • İletişimin niceliği, iletişimin niteliğini arttırmaz: Kurduğumuz iletişimin miktarının artması daha doğru, daha iyi ve anlamları paylaşabildiğimiz etkili bir iletişim kurduğumuzun göstergesi olamaz. • İletişim kaçınılmazdır, geriye döndürülemez ve tekrar edilemez: Aynı havayı, aynı ortamı, aynı sohbeti yeniden yaratamayız. Aynı deneyimi yeniden yaşamayacağımız için aynı iletişimi de tekrar edemeyiz. İletişim gerçekleştiği an itibari ile benzersizdir.
• Dil, iletişimi sağlamada araç olarak kullanılan sesler, sembol ve sözcükler gibi temel birimleri içine alan insanlara özgü bir sistemdir. • Dil, sembollerine ve bu sembollerin belirli kurallara bağlı olarak kullanılmasından oluşan bir sistemdir. • Bloom ve Lahey’e (1978) göre dil kurallar dizisidir. Her dilin kendine ait sembolleri ve kullanım kuralları vardır
• Dili oluşturan bileşenler ise söz dizimi (syntax), biçimbilgisi (morfoloji), ses bilgisi (fonoloji), anlam bilgisi ve kullanım bilgisi (pragmatik) dir.
• Söz dizimi (syntax), Cümlenin yapısını oluşturan ögelerin anlamlı bir biçimde birleştirilmesi ile ilgili kuralları içerir. Çocuğun ilk ifadeleri tek sözcükten oluştuğu için çocuk, söz dizimi ile ilgili kuralları iki sözcük döneminde kullanmaya başlar, “Ahmet süt ister. ” cümlesi sıra değiştiğinde “Süt Ahmet ister. ” şeklinde anlamsız bir cümleye dönüşebilir. • Biçimbilgisi(morfoloji), dilde kullanılan dilin en küçük anlamlı parçaları olan morfemlerin nasıl kullanılacağı ile ilgili kuralları oluşturur. Bu kurallar dildeki kök ve ekleri, bunların birleşme şekillerini ve çekim özelliklerini kapsar. • Bir dilde anlam taşıyan en küçük birime biçim birim (morfem) denir Dili oluşturan beş temel birleşen vardır.
• Ses bilgisi (fonoloji) bir dilin konuşma seslerini oluşturan fonemlerinin kullanımını ve kombinasyonunu içerir. Konuşma dilinde anlamı ayırt etmeye yarayan en küçük ses birimlerine fonem denir. “s”, ”e”, ”h” gibi, Bu ses birimleri ses sistemlerini oluşturur. • Çocuklar sesin akışını duymalıdır. Sesin akışını algılayan çocuk, bu sesleri küçük parçalara bölerek kendi dilini oluşturmaya başlar • Anlam bilgisi (semantik), Dilde kelimelerin kombinasyonları ve anlamlarını oluşturur. Anlam bilgisi, kişinin deneyimleri ve bilgi birikimi ile yakından ilgilidir. Anlam, dili kullanmanın can damarıdır. • Anlam, seslerin sembol aracılığıyla nesne ve olaylarla ilişkisini belirler. Sözcükler, belli bir anlamı ifade etmek için kullanılır. • Çocuk, dili anlamlı kullanmaya başladığında, belirli durumlar ve nesnelerle kendi düşünceleri arasında anlamlı ilişkiler kurar. Sözcük ve cümlelerini belli anlamlar oluşturmak üzere kullanır. • Çocuk, bilişsel kavramları kazandıkça, dilin anlam bilgisi yönü de zenginleşir.
• Pragmatik: Sosyal durumlarda ve sohbetlerde dilin kullanımıyla ilgili kuralları oluşturur. • Bu bileşen sıra ile; konuşma, konuşmayı başlatma, konuşmayı aynı konuda devam ettirme, bitirme, zaman, durum ve konuya uygun konuşma ve anlatım becerilerini içerir. • Çocuklar konuştukları kişiye bağlı olarak, farklı sözcükleri kullanmayı ve sorulara farklı tepki vermeyi erken yaşlardan itibaren öğrenmeye başlar.
• Konuşma: Sözel dildeki ses birimlerinin, konuşma organlarını( dil, dudak vs. ) kullanarak işitilebilir hale getirilmesine konuşma denir. • Konuşmayı üç temel aşamada incelenebilir: respirasyon (solunum), fonasyon (vokal kordlarda ses üretimi) ve artikülasyon (seslerin üretimi).
• Konuşma: Sözel dildeki ses birimlerinin, konuşma organlarını( dil, dudak vs. ) kullanarak işitilebilir hale getirilmesine konuşma denir. • Konuşmayı üç temel aşamada incelenebilir: respirasyon (solunum), fonasyon (vokal kordlarda ses üretimi) ve artikülasyon (seslerin üretimi).
• Respirasyonun (solunum) iki temel fonksiyonu vardır. Bunlardan birincisi hayati görev olan oksijen transferi, kan elemanlarının dokulara ulaştırılmasıdır. • İkincil (sekonder) fonksiyonu ise sesin üretilmesi için enerjinin sağlanmasıdır
• Fonasyon; ses üretimi demektir. Fonasyon, vokal foldların işitilebilir vibrasyonlarının konuşma sinyallerine dönüşmesidir. Fonatuar fonksiyon respiratuar güce bağlıdır. Bu da akciğerler ile torasik kaslanma ile sağlanır. Tipik olarak, havanın ekspirasyonu fonasyon için kullanılır • Artikülasyon (sesletim); Sesin gırtlak üstü düzenekte yer alan organlar yardımıyla konuşma sesleri olarak şekillendirilip üretilmesidir. sesletim konuşma seslerinin söyleniş(telaffuz) özelliklerini yansıtır.
• Çocuklar da doğumdan itibaren dil gelişimi devam etmektedir ve çocuğun dil gelişimin de belli yaşlara göre ulaşması beklenen bazı özellikler bulunmaktadır.
• Doğum- 3 aylık dönemde: • Alıcı dil: Yüksek seslere irkilir, konuşulduğunda gülerek ya da susarak tepki verir. • İfade edici dil: Memnuniyet sesleri çıkarır, farklı ihtiyaçları için farklı ağlama şekilleri vardır, birini görünce güler.
• 4 ay – 6 ay arası dönemde: • Alıcı dil: Seslerin geldiği yöne gözlerini hareket ettirir, ses çıkaran oyuncaklara dikkat eder, müzik dikkatini çeker. • İfade edici dil: /p/, /m/, /b/gibi fonemleri içeren konuşma sesine benzer sesleri mırıldanır, başkasıyla ya da tek başına oynadığında agulama sesi çıkarır ve güler.
• 7 ay-1 yıl arası dönemde: • Alıcı dil: Sesin geldiği yöne bakar ve döner, konuşulduğunda dinler, ihtiyaçları yanıtlamaya başlar. • İfade edici dil: İletişim için jestlerini kullanır, çocuğun ilk doğum gününde sesler çok açık olmasada bir ve ya iki kelimeye (baba, anne gibi. ) sahiptir, farklı konuşma seslerini taklit eder.
• 1 yıl- 2 Yıl Arası: • Alıcı dil: Sorulduğunda birkaç vücut parçasına dokunur, basit soruları anlar ve basit komutları yerine getirir, ismi söylendiğinde kitaptaki resimlere dokunur. • İfade edici dil: Bazen bir, iki kelimelik sorular sorar, iki kelimeyi birlikte kullanır.
• 2 yıl – 3 yıl Arası: • Alıcı dil: Git-dur, içinde–üstünde, büyük- küçük, yukarıaşağı gibi anlamdaki farklılıkları anlar, iki ricayı yerine getirir. (kitabı al ve onu masanın üstüne koy gibi). • İfade edici dil: Neredeyse her şey için bir kelimesi vardır, Soru soracağı ve konuşacağı şeyler hakkında iki ve ya üç kelime kullanır ve /k/, /g/, /f/, /t/, /d/ ve /n/ seslerini kullanır.
• 3 yıl- 4 yıl arası: • Alıcı dil: Diğer odadan çağırıldığında çağıran kişiyi duyar, Kim, nerde, niçin gibi basit soruları cevaplar. • İfade edici dil: Arkadaşlarının evindeki ve ya okuldaki aktiviteler hakkında konuşur, 4 ve ya daha fazla kelimeye sahip birçok cümle kullanır, Genellikle kelime ve cümle tekrarı olmaksızın rahatlıkla konuşur.
• 4 yıl- 5 yıl arası: • Alıcı dil: Kısa bir hikayeye dikkatini verir ve onun hakkında basit sorulara cevap verir, Okulda ve evde söylenen şeylerin çoğunu anlar ve duyar. • İfade edici dil: Erişkinler ve diğer çocuklarla rahat iletişim kurar, ritmik kelimeler söyler, bazı harf ve sayıların isimlerini söyler, ailenin diğer fertleri gibi benzer gramer kullanır, detayların çoğunu veren cümleler kullanır.
• İşitsel sözel yöntemler, işitme kayıplı çocuklar için yakın dönemde geliştirilmiş ve yıllar içerisinde giderek gelişen eğitim yaklaşımlarıdır. • Yenidoğan işitme tarama testlerinin yaygınlaşması ile işitme kaybının doğumdan hemen sonra tespit edilmesi ve erken cihazlandırmanın (geleneksel yada koklear implant) yapılması ile rezidüel işitmenin daha iyi kullanılmasına olanak sağlamıştır. İşitsel sözel yöntemi temel alan yaklaşımlar.
• Tüm yaşanan bu gelişmeler aileleri ve uzmanları sözel yaklaşımlara yönlendirmektedir. • Ülkemizde işitme engelli çocuklara iletişim becerisi kazandırmada sözel iletişim yöntemleri benimsenmiştir. • işitsel-sözel yöntem, işitme engelli çocuklarında ana dillerini aynı işiten çocuklar gibi kazanabileceğini ve etkileşimci bir ortam sağlandığında işiten çocuklar gibi dili edinebileceklerini savunmuştur.
• Sözel iletişim yaklaşımları kendi içerisinde yapısal/oral yöntem, tek duyu yöntemi, doğal işitsel - sözel yöntem ve işitsel- sözel terapi yöntemi şeklinde dört ayrı ana gruba ayrılabilmektedir.
• Bu yöntemde, dilin öğretilebileceği ve öğretilmesi gerektiği düşüncesi ile yapılandırılmış dil, belli kalıplar ile ve belli bir sıra ile çocuklara öğretilmektedir. • Bu yapılandırma, konuşma eğitimi, eklemleme çalışmaları, işitme eğitimi, dudak okuma eğitimi, dil ve konuşma eğitimi başlıkları altında çeşitli çalışmaların tümünü kapsamaktadır Yapısal Sözel/Oral Yöntem
• Bu yaklaşımda sözel dilin geliştirilmesi için cihaz kullanılması vurgulanır ve işitsel bilgi edinimini arttırmak için dudak okuma ve görsel ipuçlarının kullanımına izin verilir.
• Tek Duyu yöntemi (akupedik, tek duyulu, işitsel, yalnızca işitsel), iletişim becerilerini edinmenin yalnız işitme ile başarılacağını savunmakta ve bu yöntemin amacı işitmeyi erken yaşlarda işitme engelli çocuğun kişiliği ile bütünleştirmektir. • Bunun için işitme kaybı çok küçük yaştan tanılanmalı ve derhal çocuk cihazlandırılmalıdır. • Bu yaklaşımın hedefleri işitme cihazı yardımıyla konuşma dilinin gelişimi ve ileri ve çok ileri işitme engelli çocukların normal çocuklara entegrasyonu. Tek Duyu Yöntemi (Akupedik Yöntem)
• Belirlenen hedeflere ulaşmakta cihazlandırmanın ve koklear implantın önemi büyüktür. • Doğal işitsel sözel yöntem ve işitsel- sözel terapi gibi yöntemler tek duyu yönteminin felsefesinden hareket ile geliştirilmiştir. • Tek duyu yönteminin doğal işitsel sözel yöntemden en önemli farkı, eğitimde dudak okumaya yer vermemesi ve yalnızca cihazlandırılmış olan işitme duyusunu hedef almaktadır.
• işitsel sözel terapi tam anlamı ile tek duyu yöntemini temel almıştır Bu nedenle işitsel-sözel terapide de dudak okuma ve görsel ipuçlarına yer verilmez. • Bu yöntemde yine işitme cihazı ve koklear implantın kullanımı ile rezidüel işitmenin maksimum kullanımı ön koşuldur.
• Doğal yaklaşım ifadesi dilin yapısal ve ezberci bir yaklaşım ile öğretilemeyeceği, çocuklar için doğal ortamlarda yaşantı içerisinde öğrenmenin daha gerçekçi ve kalıcı olacağı düşüncesinden doğmuştur. • Doğal işitsel sözel yöntemin işitsel- sözel terapiden en büyük farkı çocukların dudak okuma becerisi ve bazı görsel ipuçlarını kullanmaları bu yöntemde tamamen sınırlandırılmaz. Doğal işitsel /Sözel Yöntem
• Ülkemizde 1951 yılından itibaren işitme engellilerin eğitimi MEB tarafından yürütülmektedir. • 1952 yılından beri işitme engelliler okullarında sözel iletişim yönteminin kullanılması amaçlanmıştır. • Uygulanan programlara bakıldığında dudak okuma ve sesleri tanımak amacıyla yapılandırılmış eğitimlerin olduğu göze çarpmaktadır. • Okullarda yapılan gözlemlerde çocukların kendi aralarında işaret dilini kullandıkları gözlenmiştir.
Auditory Verbal Therapy (İşitsel Sözel Terapi) Öğr. Gör. Fatih Mehmet ŞAHİN. İŞİTME KONUŞMA ve SES BOZ. UZMANI
� Erken tanı ve müdahale (6 aydan önce) ile birlikte artık, akustik, nörolojik ve linguistik gelişim için 'kritik dönemlerden yararlanılabilmektedir. � Uzun süre işitsel uyarıdan yoksun kalan beyin, daha büyük bir sensör deprivasyona maruz kalır. � insan santral sinir sistemi ortalama 3. 5 yaş civarında en yüksek plastisiteye sahipken, 7 yaşından sonra plastisite önemli ölçüde azalır (Sharma et al, 2002).
� İşitsel sözel terapi, işitme kayıplı doğan veya erken dönemde işitmesini kaybeden çocukların işitsel gelişimi için çocuğun deneyimlerini içeren oldukça analitik bir terapi yaklaşımıdır. � Çocuğun kişisel, sosyal ve akademik yaşantısının gelişiminde en önemli faktörlerden biri olan dinleme yoluyla en üst düzey konuşma dil gelişimini sağlamasını amaçlayan teknik ve stratejilerden oluşan bir iletişim ve eğitim yöntemidir(Estabrook 2007)
� İşitsel sözel eğitim, işitme cihazı ve koklear implant kullanan işitme engelli çocukların konuşarak iletişim kurmaları için konuşma dilini dinlemeyi ve anlamalarını öğrenmelerini amaçlayan bir yaklaşımdır.
� AVT ilk defa 1969 da Doreen Pollack tarafından Acoupedic Programme kapsamında uygulanmış 45 yıldır tüm dünyada işitme engelliler eğitim programı olarak uygulanmaktadır.
İşitme � Dinleme ve speech reading'in (konuşmacının yüzünden ve dudaklarından alınan ipuçları) birlikte kullanılmasından ziyade, sadece dinleme yoluyla konuşmayı ayırt etme becerisinin kazanılması amaçlanır. � İşitmeye odaklanmak normal konuşma dilinin öğrenilmesinde diğerlerinden çok daha etkilidir. Bu odaklanma aynı zamanda çocuğun işitmesine güvenmesini sağlar ve çocuk fonemi ve kelimelerin görsel karakterlerinin yerine, işitsel geribildirimi (feedback) kullanarak odaklandığı için, doğal konuşma üretimi kolaylaşır.
Aile � İşitsel sözel terapi, bireysel işitsel gelişimi içeren ve aile terapistin ortak çalışmasını sağlayan bir programdır. � Bu programda hedef çocuğa yaşına uygun dil becerisini kazandırmak ve çocukluktan itibaren bireye tam bir sosyal katılımcı bir iletişimi sağlamaktır. (AVUK 2004)
Normal Gelişim Süreci � İşitme kayıplı çocuklarda normal konuşma dili gelişim sürecinin kolaylaştırılmasıdır. � Geleneksel diğer yaklaşımların çoğunda gelişimsel süreçten ziyade tedavi sürecine eğilim vardır ve çocuğun konuşma dilini öğrenme kapasitesi ve topluma katılması yönünde beklentiler düşüktür. � Avt seansları ise doğal gelişimsel sürece odaklanır, çocuğun dil gelişimi düzenli aralıklarla, normal işiten akranları ile karşılaştırılır. � Dil geçikmesi en aza indirilmesi amaçlanır.
ROL PAYLAŞIMI � İştsel sözel terapide ebeveynlerin hedefi çocuklarını bu yetenekleri edindirme, � AV terapistleri ise aileleri bu hedeflere ulaştırmada yaptıkları işitsel sözel programlarla koçluk yaparlar.
İşitsel-Sözel Yak. Niçin Tercih Ediliyor? � Son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda çocukları görsel ve işitsel uyranlara eş zamanlı katılım gösteremeyeceğini; bu durumda her iki çeşit uyaranın bir bölümünü alabileceğini göstermiştir. � Birçok çocuk kullanmaktadır. � İşit. hasarsız olan görme duyusunu Söz. Yak. da dil uyarımı için temel yaklaşım dudak okuma, işaret dili veya parmak alfabesi gibi görsel model değil işitmedir. � Tek başına işitme cihazi veya koklear implant dil gelişiminde yeterli değildir. İşit. Söz. Eğitim şarttır.
İşitsel Sözel Eğitim dört farklı işitsel beceri üzerinden yol alır. Fark etme, Ayırt etme, Tanıma ve Yorumlama Fark etme, en temel aşamadır. Sesin varlığı ve yokluğuna karar verme becerisini içerir. Ayırt etme, sesler arasındaki farklılığı algılamadır. Tanıma, duyulan sesin ait olduğu nesne, kelime, cümle veya olayın taklit edilerek, gösterilerek veya işaret edilerek etiketlenmesidir. Yorumlama ise karşılıklı konuşmanın anlamının çözümlenmesi ve işitsel uyarana uygun davranış geliştirmesi anlamına gelmektedir.
İşitsel Sözel terapi Nedir-Ne değildir? Dinleme yoluyla öğrenme Görsel ipuçları ile öğrenme Maksimum dinleme Dinleme beklentisi yoktur. Doğal dil gelişimi Basit dil gelişimi ile konuşma Aile aktiftir, eğitimcidir Aile pasiftir, gözlemcidir. Bireye özgü seanslar Grup eğitimi Karşılıklı konuşma temelli sohbet Soru-cevap temelli ve talim havasında yürütülen seanslar
� Carol Flex işitme kayıplı çocuğa işitme teknolojisi yoluyla konuşma seslerini tanıtma işlemini tarif ederken “işitsel beyni yapılandırma” “growing the auditory brain” ifadesini kullanmıştır.
� Çocuğu iletişimde yeterli işitme ve konuşma becerisine ulaştırmak için beyin gelişimini sağlamak zorundayız
AVT HEDEF � Normal gelişime sahip olan çocukların dinleme ve konuşma becerilerinin gelişim sürecini, işitme kayıplılarda da takip etmek ve böylelikle erken tanı ve müdahe almış çocukların normal akranları ile aynı seviyede dinleme ve konuşma becerilerine ulaştırmak hedeflenmelidir.
Dinleme � İşitsel farkındalık � Dikkat � Lokalizasyon � Ayırt etme � İşitsel geri bildirim Dogum
Dinleme � Sesin izlenmesi � Sıralama � İşitsel işlemleme � Anlama �Üst düzey anlama 6 yaş
Konuşma � Ağlama � Mırıldanma � Gülümseme � Gülme � Vokalizasyon Doğum
Konuşma � Babling&Laling � Taklit etme � Esneme&Fısıldama � Jargon � İlk kelimeler
Konuşma � Kelime kombinasyonları � Cümleler � Karşılıklı konuşma � Mükemmele yakın gramer 6 yaş
Normal işitmeye ve gelişime sahip 4 yaşında bir çocuk; Tahmin kabul etme reddetme açıklama tartışma Söz verme Planları anlayıpanlatma Çözüm üretme Küçük yalanlar söyleme Pazarlık yapma Rica etme sorgulama Hayal etme Hikaye anlayıp - anlatma
� Cole ve Flexer hiçbir yeteneğin pratik yapılmaksızın öğrenilemediğini söylemişlerdir. � Örneğin; Yürümeyi öğrenmeden önce yürüme denemeleri gibi, dinlemeyi dinleme deneyimleri ile öğrenecekler. Konuşmayı da konuşma deneyimleri ile öğrenirler.
İşitsel Sözel terapinin 10 prensibi(2) � 1)İşitme kaybının erken tanısı yenidoğan, bebeklik veya erken çocukluk döneminde sağlanmış olmalıdır ve odyolojik yöntemlerin yanında işitsel sözel terapi takip edilmelidir. � 2) İşitme kayıplı bireye en gelişmiş teknoloji ile maksimum fayda sağlayacak şekilde işitsel uyarının sağlanması
� 3)işaret dili veya dudak okuma yardımı olmaksızın, primerde çocuğun işitme duyusunu kullanarak dil gelişimini sağlamak amacıyla ebeveyni yönlendirmeli ve çalıştırmalıdır. � 4) Bireysel hazırlanmış işitsel sözel terapinin öncelikli uygulayıcısının aile olduğuna dair aile bilgilendirilmelidir. � 5)Çocuğun günlük aktiviteleri içerisinde çocuğa dil edinimini sağlayacak aktiviteler sağlanarak çevre düzenlemesi dinleme becerisini destekleyecek nitelikte sağlanmalıdır.
� 6) Çocuğa hayatının her açısında işitme ve dil gelişimine entegre edebileceği yönlendirmeler ebeveyn tarafından sağlanmalıdır. � 7)Ailenin doğal ve gelişimsel bir dil, idrak ve iletişim modeli kullanması sağlanmalıdır. � 8) Ailenin çocuklara öz denetleme sağlayacak bir konuşma dili kullanması için yönlendirilmelidir.
� 9) Bireyselleştirilmiş programı geliştirmek amacıyla formal veya informal değerlendirme metotları kullanarak öngörülen planın sonuçları değerlendirilmelidir. � 10) İşitme kayıplı çocukların, normal işitme ve gelişime sahip akranları ile aynı sınıfta ders görmeleri için teşvik edilmelidir.
İşitsel sözel terapi içinde aileleler; � Ev ortamında uyarıcı konuşma, dil ve iletişim faaliyetleri içinde model olma � Günlük rutin deneyimlere dinleme, konuşma, dil ve iletişimi entegre etme � Terapi sürecinde uzmanla ortak olarak iletişim halind eolma � Çocuğun ilgi ve yetenekleri konusunda uzmanı bilgilendirme � Çocuğun erken iletişim belirtilerini yorumlama
� Uygun davranış yöntem ve tekniklerini geliştirme � Kayıt tutma ve süreci tartışma � Kısa ve uzun vadeli hedefleri yorumlama � Aile-çocuk arasında güven duygusunu geliştirme � Çocuğun gelişimine katkı sağlayacak gözlem, katılım ve uygulama yaparlar.
� Terapi saatleri oldukça yoğun geçer, ebeveynler ulaşmak istedikleri hedeften ve öğrendiklerini uygulamadan kendileri sorumludur. � Terapist ise bireysel gereklilikleri tespit edip, doğru ve gerçekleştirilebilir hedefler vermekten sorumludur.
İşitsel sözel terapi seanslarında uzman tarafından sağlanan uygulamalar � Yeni � Aile genel ve spesifik hedeflerin belirlenmesi uygulamaları � Teknik ve stratejilerin geliştirilmesi
� Periodik aralıklarla tanısal değerlendirmelerin yapılması � Süreç � Kısa ve sonuçların tartışılması süreli hedefler haftalık uzun süreli hedefler ise altı aylık hedefleri içerir.
Hedefler bireysel olarak belirlenirken � Çocuğun kronolojik yaşı � İşitme yaşı � Performansı � İşitsel algı gelişim düzeyi � Ailenin sosyo-kültürel özellikleri � Dikkate alınır.
Hedefler 5 gelişim aşamasına yöneliktir � İşitme hedefleri; sesleri fark etme, lokalizasyon, ses nesne ilişkisi geliştirme, işitsel hafızayı geliştirme ve boşluk doldurma ve işitsel komutları takip etme
� Konuşma hedefleri; suprasegmentel özellikleri geliştirme, spesifik ünlü ve ünsüzleri geliştirme, ses kalitesini geliştirme, ses atlama ve değiştirmelerini düzeltme
� Dil hedefleri; soru sorma cevaplama, kelime hazinesini geliştirme, ihtiyaçları ve isteklerini ifade edebilme becerisini geliştirme, ifade uzunluğunu genişletme, morfolojik ve zaman özellikleri
� Bilişsel hedefler; oyun becerileri geliştirme, nesneleri gruplandırma, problem çözme becerileri, okumayazma becerileri � İletişim hedefleri; sıra alma becerilerini geliştirme, karşılıklı konuşma becerilerini geliştirme, konuşmada ana konunun korunması uygulamalarını içerir. (Estabrooks 2007)
Hedeflerle gelinen noktada…. . � Hedeflerin sonunda çocuk kendi sesini ve çevredeki sesleri etkili olarak dinleyebilmek için işitme cihazını kullanmayı, konuşma dilini anlamayı ve iletişim becerisini geliştirmeyi öğrenir. � Aile ise günlük rutin işlerde ve oyun içerisinde çocuklara, hedefleri destekleyen pratikler sağlar.
İşitsel-Sözel Terapi Seansları � İşilsel-Sözel Terapi, aile, terapist ve çocuğun katıldığı bireysel seanslardan oluşur. � Her biri, haftalık 1 veya 1, 5 saat süren seansların, daha fazla olması birçok değişkene bağlı olarak avantaj veya dezavantaj olabilir (Estabrooks, 2007). � Bireyselleştirmiş olarak hazırlanan seanslar, çocuğun ve ailenin genel özellikleri, öğrenme stilleri, ilgi alanları, çocuğun engelinin derecesi ve gün içindeki potansiyel durumuna göre değişiklik gösterebilir
� Terapi seanslarının, çocuk ve aile için iyi bir akustik özelliği olan öğrenme ortamında yapılması oldukça önemlidir. � Aile, seans süresince, terapisti gozlemleyerek öğrendiği aktiviteleri, çocuk için en doğal ortam olan ev ortamında, günlük rutin aktivitelerine veya oyun ortamında uygulamalıdır.
� İşitsel terapi içerisinde aileler; � Ev ortamında, uyarıcı konuşma, dil ve evde iletişim faaliyetleri için model olma. � Günlük rutin ve deneyimlere, dinleme, konuşma, dil ve iletişimi entegre etmek için stratejileri planlama, � Terapi sürecinde uzman/terapist ortak olarak iletişim kurma, çocuğun ilgi ve yetenekleri konusunda uzman/ terapisti bilgilendırme. � çocuğun erken iletişim belirtilerinin anlamını yorumlama,
� Uygun davranış yöntemi teknikleri geliştirme. � Kayıt tutma ve süreci tartışma. � Kısa ve uzun vadeli hedefleri yorumlama. � Aile-çocuk etkileşiminde güven duygusunu geliştirme. � Bilinçli kararlar alma ve çocuğun destekleyicisi olmayı öğrenmek için gönüllü katılım yaparlar.
İşitsel Sözel Terapide Teknikler � Hand Cue Tekniği � Akustik Vurgulama (Acoustic Highlightening) � İşitsel geribildirim (Auditory Feedback) � Duraklamak ve beklemek (Pausing and Waiting) � Sesli uyaran verip sonra objeyi gösterme � Çocuğa doğru eğilmek ve yaklaşmak
Hand Cue Tekniği � En basit şekliyle el ile kulağı göstererek yapılan “Dinle” işaretidir. � Bu işaret çocuğun sese dikkatini vermesini ve dinleme becerisinin geliştirilmesini sağlar. � Çocuk Dinle işareti ile komutuyla birlikte gelecek olan konuşma sesine ve çevresel sese odaklanarak sesi bekler. Konuşmacı çocuğun görüş alanından ağız ve dudaklarını uzak tutarak dinlemeyi vurgular. � Nadiren kullanılan bir tekniktir çünkü çocuk genellikle görsel işaretleri aramaya eğimi değildir.
� Geç tanılanan, işitme cihazı kazancı yetersiz olan ve uygun olmayan eğitim metoduyla eğitim gören çocuklarda işitsel öğrenme yeterli olmadığı için doğal olarak çocuk işitme yerine görme duyusuyla öğrenirler. � Hand cue tekniği özellikle karşısındaki konuşurken görsel ip ucu arayan çocuklarda oldukça faydalıdır. � Özellikle eğitimin başlangıç dönemlerinde kullanılır. Çocuk dağal dinleme becerisini kullandığında daha az kullanılır. � Gürültüde dinleme, telefon konuşması gibi üst düzey dinleme becerilerinin kazandırılmasında oldukça faydalıdır.
Akustik Vurgulama (Acoustic Highlightening) � Terapist ve anne balar tarafından çocukla konuşulduğunda onların dili öğrenmelerine yardımcı olmak ve konuşulanı işitilebilir hale getirmek amacıyla kullanılan bir tekniktir. � Dinleme dav. Kazandırıldığında kullanımı azalır.
İşitsel geribildirim (Auditory Feedback) � Çocuklar spontan konuşmayı kullandıklarında veya taklit ettiklerinde kendi ses üretimini başkalarının paterniyle karşılaştırır. Böylece kendi konuşma üretimini izler. � İşitsel talimatlar sırasında çocuğun ne duyduğunu tekrar etmesini istemek çocuğun duyduğu şeyin doğruluğunu onaylamak bakımından önemlidir.
Duraklamak ve beklemek (Pausing and Waiting � Işitme kayıplı çocuklarda işitsel bilginin işlemlenmesi biraz zaman alabilir. Bu teknik ile, konuşmacının tekrar etmesini beklemek yerine çocuğun dinlemesi işitsel komutu takip etmesi ve işlemlemesi için duraklanır ve beklenir. � Dinlemenin önemini vurgulamak için işitsel komuttan sonra durulur ve çocuğa 'Ne duydun ; diye sorulur
Sesli uyaran verip sonra objeyi gösterme � Görsel algı dan ziyade işitsel algıyı artırmak için kullanılacak olan oyuncak veya obje ilgili önce sesli uyaran verilir. {Örn: arabayı göstermeden, önce düt, düt veya han demek gibi)
Çocuğa doğru eğilmek ve yaklaşmak � Çocuktan bir cevap beklerken hafifçe çocuğa doğru eğilerek kendisinden bir cevap beklendiğinin beden dili ile gösterilmesidir (Estabrooks. )
AVT ile ilgili güncel akademik çalışmalar Warner AVT ile eğitim alan küçük koklear implantlı çocuklarda konuşma akıcılığı, fonetik ve sözcüksel gelişimin normal çocuklarla benzer olduğunu belirtmiştir. Warner-Czyz AD. , Davis BL, Morisson HM. Production Accuracy in a Young Cochlear Implant Recipient, The Volta Review, 105(1); 5 -25, 2005
AVT ile ilgili güncel akademik çalışmalar Rhoades ve Morisson ‘un (2006) çalışmasında kronolojik yaş ile Avt başlama yaşının dil gelişim hızı üzerinde etkili olduğu belirtilmiştir. Ayrıca çocukların morfo-sentaktik dil büyüme hızı, leksikal sentaktik büyüme hızını geçmiştir. Rhoades, EA. Morpho-syntactic and lexicalsemantic progress by children with hearing loss in an A-V program (ın preperation 2006)
AVT ile ilgili güncel akademik çalışmalar � Dornan (2009) yaşları 2 -6 arasında değişen ve Avt eğitimi alan 25 işitme kayıplı çocuğun konuşma ve dil gelişimini normal işiten çocuklar ile karşılaştırmıştır. � AVT öncesi ve sonrası total dil , alıcı kelime hazinesi ve konuşma skorları istatistikse olarak anlamlı düzeyde artmıştır. � Normal işiten akranları ile aynı seviyeye geldiği gözlemlenmiştir. Dornan D. , Hickson L. , Murdock B. , Houston T. , Longitudinal Study of Speech Perception, Speech and Language for Childeren with hearing loss in an Auditory Verbal Therapy program, The Volta Review Volume 109(2 -3), Fall/Winter 61 -85, 2009
AVT ile ilgili güncel akademik çalışmalar � Fairgray, Pudy & Smart -17 yaş arası 7 okul dönemi çocuğunun AVT öncesi ve 20 haftalık AVT sonrası dil gelişimini değerlendirdiğinde, çocukların alıcı dil becerilerinde (paragraf anlama) istatistiksel olarak anlamlı artış gözlemlemiştir. � Fonolojik işlemleme ve artikülasyon hata skorlarında anlamlı düşüş gözlemlenmiştir. � Fairgray E. , Pudy S. , Smart J. , Effect of Auditory Verbal Therapy for School aged children with hearing loss; an explotory study, The Volta Review, Volume 110 (3), 407 -433, 2010
AVT ile ilgili güncel akademik çalışmalar � Şahlı&Belgin , AVT terapisi alan 15 işitme kayıplı çocuğun implant öncesinde ve sonrasında (1 -3 -6 -12 ay) işitsel algı gelişiminin değerlendirilmesi çalışmasında, AVT ile eğitim alan çocukların 12. ayda en üst düzeye ulaştığını bildirilmiştir. � Şahlı S. , Belgin E. , Researching auditory pertception performances of children using cochlear implans and being trained by an auditory verbal therapy, The Journal of International Advanced Otology, Volume 7 Issue 3, pages 385 -390, 2011.
İŞARET DİLİ Öğr. Gör. Fatih Mehmet ŞAHİN
• İşitmesini doğuştan ya da erken çocukluk döneminde (pre-/peri lingual ) kaybeden gerek zamanında tanılanamadığı için gerek işitsel (re) habilitasyon olanaklarına ulaşamadığı ya da ulaşamadığı için işitme ve konuşma gelişimi sağlayamayan bireyler için alternatif bir iletişim aracı olarak değerlendirilebilir.
• İşaret dili, işitme engellilerin iletişim için kullandıkları el, parmak, kol, yüz, baş ve hatta vücudun tamamıyla gerçekleştirilen tam bir görsel dildir. • Batı dünyasında ilk kullanılmaya başlaması 17. yy, kamu düzeyinde işaret dilinin gerekliliğinin kabulü ise 18. yy’ın ortalarıdır.
• 19. yy’ da yasaklama dönemine girmiştir. • 1970 yılından günümüze tekrardan hem eğitim hem de kamusal hizmet dili olarak büyük gelişme göstermiştir. • Birleşmiş Milletler Engellilerin Hakları sözleşmesi (BMEHS, 2006) ile onaylayan üye devletler için işaret dilinde eğitim ve kamusal hizmet sunmak yasal olarak mecbur hale gelmiştir.
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi • • • • • MADDE 24 - EĞİTİM 1. Taraf Devletler, engellilerin eğitim hakkını tanırlar. Taraf Devletler, bu hakkın fırsat eşitliği temelinde ve ayrımcılık yapılmaksızın sağlanması için, eğitim sisteminin her seviyede engellileri de içine almasını ve ömür boyu öğrenim imkanı sağlamalıdır. Bunun için aşağıdaki hedefler gözetilmelidir: (a) İnsan potansiyelinin, onur ve değer duygusunun tam gelişimi ve insan haklarına, temel özgürlüklere ve insan çeşitliliğine saygı duyulmasının güçlendirilmesi; (b) Engellilerin kişiliklerinin, yeteneklerinin, yaratıcılıklarının ve zihinsel ve fiziksel becerilerinin en üst derecede gelişiminin sağlanması; (c) Özgür bir toplumda, engellilerin etkili bir şekilde katılımlarının sağlanması. 2. Bu hakkın hayata geçirilmesi için taraf Devletler aşağıda belirtilenleri sağlamalıdır: (a)Engelliler, engelleri nedeniyle genel eğitim sisteminin dışında tutulmamalıdır ve engelli çocuklar, engelleri nedeniyle parasız ve zorunlu ilk ve orta öğretimin dışında tutulmamalıdır; (b) Engelliler yaşadıkları çevrede, engellerini gözeterek onları da içine alan, kaliteli, parasız ilk ve orta öğretime diğerleriyle eşit bir şekilde erişebilmelidir; (c) Bireylerin ihtiyaçlarına göre makul uyumlaştırmanın yapılması; (d) Engellilerin genel eğitimden etkili şekilde yararlanabilmeleri için, genel eğitim sistemi içinde ihtiyaç duydukları desteği almaları; (e) Engellilerin eğitime dahil olması hedefine uygun olarak, bireye özgülenmiş etkili destekleyici tedbirlerin akademik ve sosyal gelişimi azamileştiren ortamlarda sağlanması. 3. Taraf Devletler, engellilerin toplumun üyeleri olarak eğitime tam ve eşit katılmalarını kolaylaştırmak için yaşam ve sosyal gelişim becerilerini edinmelerini sağlamalıdır. Bu amaçla, taraf Devletler aşağıda belirtilen uygun tedbirleri almalıdır: (a) Braille ve diğer biçemlerdeki yazıların okunmasının öğrenilmesine, beden dilinin, iletişimin alternatif araçlarının ve biçimlerinin, yeni çevreye alışma ve bu çevrede hareket etme becerilerinin öğrenilmesine ve akran desteği ve rehberlik hizmeti verilmesine yardımcı olunması; (b) İşaret dilinin öğrenilmesine ve sağırların dilsel kimliğinin gelişimine yardımcı olunması; (c) Kör, sağır veya hem kör hem sağır olanların, özellikle çocukların eğitiminin en uygun dille, iletişim araç ve biçimleriyle, onların akademik ve sosyal gelişimini azamileştiren ortamlarda sunulmasını sağlamak. 4. Taraf Devletler, bu hakkın hayata geçmesini sağlamak için, engelli olanlar dahil olmak üzere, işaret dilini ve Braille alfabesini bilen öğretmenlerin işe alınması ve eğitimin her düzeyinde çalışan uzmanların ve personelin eğitilmesi için uygun tedbirler almalıdır. Söz konusu eğitim, engelliliğe ilişkin bilincin yükseltilmesini, uygun alternatif iletişim araç ve biçimlerinin, destekleyici eğitim tekniklerinin ve materyallerinin kullanılmasını içermelidir. 5. Taraf Devletler, engellilerin genel yüksek okul eğitimine, mesleki eğitime, erişkin eğitimine ve ömür boyu süren eğitime ayrımcılığa uğramaksızın diğerleriyle eşit bir şekilde erişimini sağlamalıdır. Bu nedenle, taraf Devletler engellilerin ihtiyaçlarına uygun makul uyumlaştırmanın yapılmasını sağlamalıdır.
• • • 3. Taraf Devletler, engellilerin toplumun üyeleri olarak eğitime tam ve eşit katılmalarını kolaylaştırmak için yaşam ve sosyal gelişim becerilerini edinmelerini sağlamalıdır. Bu amaçla, taraf Devletler aşağıda belirtilen uygun tedbirleri almalıdır: (a) Braille ve diğer biçemlerdeki yazıların okunmasının öğrenilmesine, beden dilinin, iletişimin alternatif araçlarının ve biçimlerinin, yeni çevreye alışma ve bu çevrede hareket etme becerilerinin öğrenilmesine ve akran desteği ve rehberlik hizmeti verilmesine yardımcı olunması; (b) İşaret dilinin öğrenilmesine ve sağırların dilsel kimliğinin gelişimine yardımcı olunması; (c) Kör, sağır veya hem kör hem sağır olanların, özellikle çocukların eğitiminin en uygun dille, iletişim araç ve biçimleriyle, onların akademik ve sosyal gelişimini azamileştiren ortamlarda sunulmasını sağlamak. 4. Taraf Devletler, bu hakkın hayata geçmesini sağlamak için, engelli olanlar dahil olmak üzere, işaret dilini ve Braille alfabesini bilen öğretmenlerin işe alınması ve eğitimin her düzeyinde çalışan uzmanların ve personelin eğitilmesi için uygun tedbirler almalıdır. Söz konusu eğitim, engelliliğe ilişkin bilincin yükseltilmesini, uygun alternatif iletişim araç ve biçimlerinin, destekleyici eğitim tekniklerinin ve materyallerinin kullanılmasını içermelidir.
• Alanla ilgili yapılan değerlendirmede gerek eğitim odyolojisi gerek özel eğitim alanında işitsel-sözel yöntemin geçerliliği (batı dünyasında da bu şekilde) ne yönelik olumsuz hatta karşı tutumlar gözlenmektedir. • Ancak işaret dilinin dil olarak varlığını dil bilimcilerine göstermesi, içerik ve gramer kapsamının ortaya konulması ile dil bilimciler tarafından anlaşılabilir, yorumlanabilir ve öğretilebilir, her alanda kullanılabilir hale getirmiştir işaret dilini
• Yapılan bir takım eğitimsel ve nörobiyolojik çalışmalar işaret dilinin dil gelişimi ve eğitimindeki yerinin önemini ortaya koymuştur. • Doğuştan yada erken dönemde meydana gelen i. kayıplarının yarısı genetik, çoğunda da ailesel bir geçiş mevcuttur. • Doğan işitme engellilerin %5 ‘unun ailesi işitme engelli olup bunların bir kısmı sadece işaret diliyle iletişim kurabilmektedirler. .
• İşitsel tanı ve rehabilitasyon geciktikçe beyindeki alıcı ve ifade edici dil alanları giderek zayıflar gelişmez hale gelir ve diğer algısal alanlar (özellikle görme) da daha fazla gelişme gözlenir. • Geç tanılanmış, cihazlandırılmış işitme engelliler okuma yazma ve akademik becerilerde geri kalmaktalar ve işaret dilinin kullanımını kaçınılmaz kılmaktadır.
• dil düşünceyi nakletmekle kullandığmız bir araçtır ve zihni, yani düşüncenin l zihinin bir ürünüdür; ama düşünceyi de etkiler. • Düşünce geliştikçe dil gelişir, ama dilin gelişmesi de düşünceyi ve düşünce ürünlerini geliştirir. • insanoğlu milyonlarca yıl içinde sahip olduğu bütün algılama yetenekleri içinden işitme ve konuşmadan oluşan bir sistematiği iletişim metodu (dil) olarak tercih etmiştir.
Zihin, iletişim, Dil, Konuşma ve İşaret Dili ilişkisi • Türk Dil Kurumuna (TDK) göre, iletişim akla gelebilecek her türlü yolla duygu, düşünce veya bilgilerin aktarılmasıdır. • insanoğlu işitme ve konuşmayı başlıca iletişim tarzı olarak seçmiştir; ancak zihnimizin sınırsız algılama yeteneği beş ana duyumuzun hepsini ve pek çok vücut işlevini iletişim için kullanır. • işitme, görme, dokunma, konuşma, yüz- baş mimikleri ve el- kol hareketleri iletişimin alıcı ve/veya ifade edici yönleri için daha fazla kullanılır.
• işitilen veya görme veya dokunma ile algılanan ya da gırtlağımız, baş -yüz ve el ve kol ile üretilen "her şey" bildirişme için kullanılabilir olsa bile, dil değildir; olsa bir dilin ek unsurlarıdır. • Dil, duygu, düşünce veya bilgilerin aktarılması için kullandığımız, belirlenmiş standart semboller kullanan bir sistematiği olan ve aynı kültürü paylaşan kişilerce normal gelişim süreci içinde öğrenilerek kuşaktan kuşağa aktarılan iletişim biçimidir. • Bir sözlük ve gramere sahip olmasının ötesinde kullananların gereksinim duyacağı her düşünce ya da nesneyi ifade edecek kapasitede olması da gerekir; elbette her dil in sahibi olan kültür için yeni olan kavramların karşılığı o dilde olmayabilir ama dil olmayan kavramları geliştirebilmeli, var olanları gereksinime göre değiştirebilmelidir. Ve dil, o dili konuşan ebeveynlerin çocukları tarafından normal dil kazanım sürecinde öğrenilebilmelidir.
• Dil, zekanın, yani düşüncenin/zihnin bir ürünüdür; ama düşünceyi de etkiler. • Düşünce geliştikçe dil gelişir, ama dilin gelişmesi de düşünceyi ve düşünce ürünlerini geliştirir. • insanoğlu milyonlarca yıl içinde sahip olduğu bütün algılama yetenekleri içinden işitme ve konuşmadan oluşan bir sistematiği iletişim metodu (dil) olarak tercih etmiştir.
• işitmeyen ve konuşmayan bireyler (sağırlar, "deaf") nörobiyolojilerinin sağladığı olanakla ses dışı uyaranları beyindeki alıcı iletişim alanlarında algılar, işlemler ve ifade edici dil alanlarında da "cevabı“ üretirler. Aynı uyaranlar yoluyla da bu bilgileri depolar, iç "konuşmayı meydana getirir, hatırlar ve öğrenirler. İşte, bu işaret dilidir.
• işaret dili de işitemeyen insanın yine binlerce yıldan beri mevcut sistematik bildirişme yoludur. • İşaret dili, görsel uyaranları algı sürecinde kullanır, bunlar üzerinden işlemleme yapar ve ifade edici dili de görsel unsurlar üzerinden sunarak duygu, düşünce, tecrübe ve isteklerini ifade eder.
• işaret dili kol, el ve parmak hareketlerini yüz ve baş ve hatta bütün vücuda ait hareket ve pozisyonlarla bütünleştirerek kendini ifade eder. • İşitme engelliler muhataplarının vücut, baş, yüz, kol. el ve parmak hareketlerini, bu hareketlerin pozisyonlarını, başlangıç ve bitiş ilişkisini görsel olarak algılayarak bunu yapar. • İşitme engelliler ayrıca alıcı dil bağlamında "dudak okumadan da büyük oranda yararlanırlar.
• Dudak okuma, el-kol-mimiklerin ve işaretleşmenin dışında (ama onlara eşlik eden) bir iletişim aracı ve özellikle işaret dilinin önemli bir tamamlayıcı unsurudur. • Sadece işitemeyen veya zor işitenler değil. iyi derecede işiten pek çok kişi de, dinlediği kişinin dudaklarına dikkat eder. • işiten bireylerce kullanılan jest ve miınikler işaret dili olarak kabul edilemez; konuşma dilinin yan unsurlardır.
• Bireyin zihni iletişim kurmak için, eğer işitiyorsa konuşmayı, işitemiyorsa işaret dilini kullanacak şekilde şekillendiğine göre işaret diliyle konuşma arasında dil ve zihin bağlamında bir fark olmaması gerekir. • Ancak önemli bir fark vardır ve bunun nedeni de tercih edilen dilin nörobiyolojik doğası ya da linguistik kapasitesi ile ilgili değil, işaret diline erişimin kalite ve kantitesiyle ilgilidir
• Dil bireysel anlamda bir zihin ürünü olduğu kadar, sosyal anlamda da bir kültür ürunüdür. Bireysel olarak zihinsel gelişimin ama toplumsal olarak da yaşadığımız çevreyle paylaştıklarımızın (kültürümüzün) aynasıdır. İşaret diliyle konuşulan dil arasındaki temel fark da bu husustan kaynaklanır
• Dil edinimindeki bu süreç farklılığı, konuşulan dil ile işaret dili arasındaki temel farklılığı oluşturur. • Konuşma dili işiten bireyin zihninde kendiliğinden gelişirken, işitemeyen bireyin görsel ve taktil algıya açık olan zihninde etrafta işaret dili sunumu olmadığı için işaret dili kazanımı geç ve çoğu zamanda yetersiz gelişir. • Bu durum öğrenmeden sosyal ve psikolojik gelişme ve sosyal aidiyete kadar pek çok süreci etkiler.
İşaret Dillerinin Tarihi Gelişimi • Eldeki kayıtlı en eski bilgi, mısır'daki M. Ö 1. 200'e ait Koller Papirüsünde yeralmaktadır. • Bu belgede, Antik Mısırlı din adamlarına sağırların diline saygı gösterilmesi ve onlara işaretleşmeyle cevap verilmesi öğütlenmektedir. • İşaret diline ait bilinen en eski tanımı, yapan Antik Yunan filozoflardan Atinalı Eflatun, ağırlıklı olarak dilin doğası ve kökeninden bahsettiği Cratylus diyalogunda, işaret dilini, ses ve dil olmadığında eller, baş ve vücudumuzun geri kalanıyla yapılan kaçınılmaz ve meşru iletişim kurma yöntemi olarak tanımlamaktadır.
• Öncelikle Eflatun kronik hastaların ve "sakatların devlete yük olduğu görüşündedir. • Aristo'ya göre, işitemeyen ve konuşamayan insan, aynı zamanda, zihinsel olarak da yetersizdir; düşünemez, eğitilemez demiştir. • Batı dünyasında Antik dönemin ikinci büyük medeniyeti olan Roma Devleti ve imparatorluğu'nun sağır. Iara bakış açısı da çok farklı olmamıştır:
• Sağırların eğitilebileceğinin 17. yüzyıl başında anlaşılmasının ardından, "işaret dilini kullanarak okuma yazma, din, matematik ve elbette konuşma eğitimi vermek“ şeklindeki sistem ispanya merkezli olarak yaygınlaştır. • 17. yüzyıl sonlarına doğru, Amsterdam'da, aslında bir hekim ve aslen de Isveçli olan Johann Konrad Amman (1669 - 1724) artikülasyon yöntemi" olarak bilinen eğitim sistemiyle ortaya çıkmıştır.
• Dünyanın bilinen en eski işaret dili de Fransız ve İngiliz işaret Dilleridir. • II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan demokrasi iklimi ve çok sayıdaki engelli savaş gazisi ile ailelerinin yarattığı baskı, engelli haklarını ve rehabilitasyon çabalarının yaygın laşmasını ve kurumsallaşmasını sağlamış ve kamu kaynaklarıyla desteklenmesini mümkün kılmıştır.
Türk İşaret Dili (TİD)'nin Tarihi • Yusuf Has Hacip, 11. yüzyılda yazdığı Kutadgu Bilig adlı eserinde yaşlanan akıllı bir kişinin artık işaretlerle anlaşabildiğini yazmaktadır. • Kaşgarlı Mahmud tarafından 1074'de yazılan Divan -ı Lugat-ı Türk'de işaretle iletişim kurmak anlamına gelen imleşmek sözcüğünün yer aldığına işaret etmiştir. • İlk kez II. Abdulhamit döneminde (1889) açılan Osmanlı Devleti'nin ilk işitme engelliler okulunda işaret dili kullanılmıştır.
• II. Abdülhamit zamanında Pariste eğitim alan öğretmen Pekmezyan'a 1889 kurdurduğu okula görme engelliler bölümü de eklenmiş ve "Sağır, Dilsiz ve Ama Mektebi" olarak adlandırılmış“ tır. • Yine ikinci dünya savaşından sonra izmirde sağırlar okulunda işaret dili kullanıldığı bilinmektedir. • 1924’ten itibaren işaret dilinden uzaklaşılmış(Dr. Necati Kemal Kip sağır, Dilsiz ve Körler müessesesi müdürü ) oral-sözlü yöntem benimsenmiş.
• Türkiye'de işitme engellilere yönelik özel eğitimin, 1952( New York daki Sağırlar Okulundan Mclaughlin ve Viyana'daki Sağırlar Okulundan Frontha. Iler isimli eğitimcilerin gelmesiyle başladığını bildirmektedir. Bu eğitimciler 19531964 yılları arasında Gazi Eğitim Enstitüsü Özel Eğitim Şubesinde dersler vermişler. • Bu eğitimcilerinde etkiyle işaret diline uzun bir zaman uzak kalınmıştır • MEB'in tek çalışması 1995 de yayınladığı Yetişkinler için Türk İşaret Dili Kılavuzu” dur
• Ülkemizdeki işaret dili gerçegi ve gereksinimi ilk kez 5378 sayılı (2005) Kanun ile görünür kılınmış. MEB işaret diliyle ilgili çalışmaları Türk Dil Kurumuna devretmiş ve TİD Sözlüğü olarak adlandırılan bir TİD kelime Listesi yayınlanmıştır.
Türk İşaret Dilinin Genel Yapısı ve Özellikleri • TİD sadece el-parmak işaretlerinden ibaret olmayan, özellikle mimiği ciddi anlamda kullanan ve ifade edici alan olarak bütün vücut alanını kapsayan bir dildir. • Kelime/ kavram sayısı yönünden (Hala bir eğitim dili haline gelemediği göz önüne alındığında) sınırlı olsa bile. Duygu ve anlam ifadesi yönünden dünyadaki en zengin işaret dillerinden birisidir.
• Her sağırın kendi özel adı anlamına gelen bir işareti vardır. Sağır camiasına dahil olan her konuşan bireye de camia tarafından benzer bir işaret verilir, • Sağırlar ebeveynlerinin kendilerine verdiği isimleri ancak resmi durumlarda ya da yeni tanışan birisiyle tanışırken / tanıtılırken kullanırlar ve el parmak alfabesiyle "kodlayarak" ifade ederler.
• Sağırlar, İşaret dilinde, "işaretini " bilmedikleri yeni bir kavram ile karşılaştıklarında parmak alfabesiyle kodlayarak ifade ederler. • Tıpkı konuşma dilleri gibi, işaret dilleri de kendi gereksinim duyduğu işaret kelimelerini o dili kullananların ortak katkısıyla doğal olarak üretir; yine konuşma dillerinde olduğu gibi, zaman içinde bazı işaret kelimeler unutulurken bazılarının anlamı veya kullanımı değişir bazılarıysa unutulur gider.
TİD SÖZCÜK SAYISI VE SÖZLÜKLERİ • iki ayrı resmi TİD sözlüğü" yayınlanmıştır. İkisi de yaklaşık 2000 işaret kelime ve deyimini içermektedir. • Ancak bu kaynakların hiç birisi aslında gerçek bir sözlük değildir; daha çok kelime listesi özelliği taşımaktadır.
TİD Grameri: • Ülkemizde şuana kadar basılan hiçbir TID grameri kitabı olmamakla birlikte, Dikyuva ve Zeshan tarafından 2008'de basılan ve hali hazırda da ülkemizde mevcut tek TİD eğitim kitabı olan "Türk Işaret Dili. Birinci Seviye" isimli kitap gramer bilgisi içermektedir • TİD grameriyle ilgili olarak ilk bilinmesi gereken, konuşulan ve yazılan Türkçe'nin grameriyle TİD'in gramerinin çok farklı olduğudur.
• Bu farklılık TİD’ deki anlam birimlerin seslerden değil, görsel işaretlerden oluşması ve beyindeki algının işitsel değil görsel hafızaya hitap etmesi ve ayrıca ifade edici dil in seskonuşma aygıtında değil vücudun çok farklı kas gruplarında ifa edilmesiyle ilgilidir. • TID gramerinde ek kullanımı da doğal olarak konuşulan ve yazılan Türkçeden çok farklıdır.
• TİD'de soru eki genelde mimiklerle ifade edilir; ancak bazen cümlenin başında ya da sonunda soru anlamına gelen bir işaretle de sorulduğu anlatılabilir. • Çoğul eki söylenen kelimenin sonuna “çok" işareti eklenir. • Olumsuzluk eki olarak cümlenin sonuna yok işareti eklenir.
Total yöntem
• Total yöntem işitme engelli bireylerin kendi aralarında ve diğer insanlarla en etkili iletişimi kurabilmelerinde işitsel, sözel ve işaret yöntemlerinin en uygun bileşimlerinin oluşturulduğu bir felsefedir « • Literatürde total yöntemin yalnızca bir iletişim yöntemi değil aynı zamanda bir felsefe olduğu vurgulanmaktadır. Tanım
• Yöntemin bir araç olduğu ve aracın amaçlarla uyum içinde olması gerektiği savı oluşturmaktadır. • Hangi yöntemin daha uygun olduğunu belirlemedeki hedefin çocuğun ihtiyaçlarını en uygun biçimde karşılamak olduğunu belirtmektedir.
• İşitme engelliler grubunun heterojen yapısı ve iletişimdeki güçlükleri göz önünde bulundurulduğunda, total yöntem, kuramsal olarak, oldukça çarpıcı bir yöntem olarak görünmektedir, • çünkü yöntem bireysel farklılıkların ve bireysel ihtiyaçların önemini vurgulamaktadır
• Ancak, literature baktığımızda çok sayıda araştırmanın total yöntemin pratikte uygulanamadığı yönündeki bulgularına rastlamaktayız (Evans ve Faik, 1986, Tucker ve Powell, 1991. Lynas, 1994) • Total yöntem felsefesi hakkında bir takım sorunları tartışmakta fayda vardır.
• Total yöntem tanımı Göz önünde bulundurulduğunda, işitsel, sözel ve işaret yöntemlerinin 'uygun" olan bileşimlerinin "kim" tarafından ve "nasıl" belirlendiği sorularına net yanıt alabilmek gerekliliği kaçınılmazdır. • Çünkü işitsel, sözel ve işaret yöntemlerinin okuldan okula, sınıftan sınıfa, hatta öğretmenden öğretmene değiştiği iddia edilmektedir.
• Dahası, Tucker ve Powell (1991, s 68) "total yöntemin aynı sınıftaki farklı öğrencilerle farklı biçimde ve farklı öğretmenlerın aynı çocukla farklı bileşimlerinin kullanabilir" olduğunu belirtmişlerdir. • Şayet pratikte kullanılan bu ise total yöntem "felsefesinin" olası sonuçlarını öngörmek pek güç olmasa gerek.
• Sutclıfle (1983) bu durumu "Total Karmaşa' (Total Confusion) biçiminde adlandırmıştır. Bir okulda aynı çocuğa eğitim veren öğretmenlerin tutarlı olmayan iletişim biçimleri sunmasının, zaten temel güçlükleri iletişim olan öğrencilere nasıl bir katkıda bulunacağı sorgulanabilir.
• Total yöntemde bir standardın olmayışı Evans ve Faik (1986) tarafından da eleştirilmiştir. Belli bir işitme engelliler okulunda uzun sureli çalışmalarında Evans ve Faik (1986, s 209) "tek standart bir dil sisteminin olmayışı ve işaret dilinin farklı versiyonlarının kullanılması, okuldaki iletişim sorununu daha da kötüleştirmiş" olduğu sonucuna ulaşmışlardır.
• Bu bulgular, anne ve babanın çocukla ne şekilde iletişim kurması gerektiği sorusunu da beraberinde getirmektedir
• Farklı işaret yöntemleri kullanmak sorunun sadece bir boyutudur Sorunun diğer bir boyutu da, öğretmenlerin kullandığı farklı sistemlerden hangisinin aile tarafından model olarak alınıp etkili bir biçimde kullanılması gerektiği sorusunun yanıtının açık olmayışıdır • Böylesi bir sorun aile ve çocuk arasındaki iletişim ve etkileşimi ciddi biçimde etkileyebilir.
• Farklı iki dil sistemini (işaret ve sözel) aynı anda kullandığı için total yöntem, literatürde, simültane iletişim olarak da tanımlanmıştır. • Total yöntem savunucuları, yöntemin iki dil sistemini aynı anda kullanmasının, yöntemi daha güçlü ve etkili kıldığını öne sürmüşlerdir
• Yöntemin çocuğun dikkat alanını, motivasyonunu ve sosyal etkileşimim uyardığına inanmaktadırlar (Schlesinger, 1986). • Ancak, son zamanlarda iki farklı dil sisteminin aynı anda kullanımının insan beyninin kapasitesinin üzerinde olduğu, bunun aşın uyaran ve algı yüklenimine ve dikkatin bölünmesine neden olacağı yönünde savlar vardır (Lynas, Huntington ve Tucker, 1989; Sutclİffe, 1983; Nİx, 1983).
• Simültane olarak aynı anda konuşma ve işaretin yol açabileceği bir diğer sorun da işaretlerin konuşmanın iki katı daha çok zaman alması ve konuşmayı yavaşlatması, hatta anlaşılmaz kılmasıdır. • Total yöntemle eğitilen işitme engelli öğrencilerin konuşmalarının anlaşılabilirliği konusunda Markides (1989) bir grup ileri derecede işitme kaybı olan öğrenci ile çalışmış ve bu öğrencilerin zaman içinde konuşmalarının anlaşılabilirliğinin gerilediğini saptamıştır.
• Öte taraftan, Markides aynı zaman süreci içinde doğal işitsel-sözel yöntemle eğitilmekte olan bir grup Öğrencinin zamanla konuşmalarının anlaşılabilirlik düzeyinin arttığını gözlemlemiştir. • Bunların yanısıra, araştırma bulguları total yöntemle eğitilen öğrencilerin ne işaret diline ne de sözel dile hakim olmadıklarını göstermektedir (Johnson, Liddell ve Erting, 1989). Hatta, aynı zamanda işaret dilini de kullanmanın çocukların kelime dağarcıklarının gelişmesini yavaşlattığı iddia edilmektedir.
• Belirtilmesi gereken bir diğer nokta, total yöntemde kullanılan işaretlerin "İşaret Dili" olmayıp daha çok dili destekleyici konuşma dili İçin geliştirilmiş işaret destekli konuşma (Sign Supported Speech) olmasıdır (Johnson, Liddell ve Erting, 1989). • Böylelikle total yöntemin konuşma dilindeki kelimeleri aktarmaktan çok "anlamı" aktardığı ve bu sistemin çocukların sözel dil öğrenmelerinde yardımcı olamayacağı ileri sürülmektedir (Evans ve Faik, 1986). Johnson ve arkadaşları (1989)
• Destekli konuşma yönteminin, anadili işaret dili olan yetişkinler tarafından bile anlaşılamadığını belirtmektedirler. • Dilin semantik boyutu gözönüne alındığında, konuşurken kullandığımız bir çok mecazın işaret diline çevrilememesi (Maxwell, 1990), simültane iletişimin bir diğer zayıf noktasıdır.
• Bu bulgular, total yöntemle eğitilmekte olan öğrencilerin sözel başarılarının oldukça düşük olabileceğini göstermektedir.
• Yöntemin uzun süren pratiğinden sonra, 1980'lerin sonlarında total yöntemle lise eğitimlerini tamamlamış olan öğrencilerin okuma ve yazma düzeylerinin diğer yöntemlerle eğitilmiş olan işitme engelli Öğrencilerden daha iyi olmadığı ve bu düzeyin dokuz yaş okuma düzeyinin altında olduğu saptanmıştır.
• Bunun yanı sıra total yöntemin uygulandığı eğitim ortamlarında genellikle öğretmenlerin öğrencilerin duymalarına gerekli önemi vermedikleri işitme cihazlarının sıklıkla kontrol edilmediği ve cihazların sürekli kullanımının yeterince dikkate alınmadığı gözlenmiştir.
• Buraya kadar sunulan bulgular total yöntemin işitme engellilerin eğitimine olumlu katkıları bulunduğu hipotezini destekler yönde değildir. Aksine, kimi araştırmacılar total yöntemin herhangi bir yarar katmadığını, hatta eğitimdeki başarıya ve dil gelişiminde daha düşük performanslara yolaçtığını iddia etmektedirler.
• Latimer (I 983) sorunun nedeninin total yöntemin kendisinde değil, yöntemi uyguladığını İddia eden öğretmenlerin yöntem felsefesinin gereklerini yerine getirme eksikliklerinden kaynaklandığını iddia etmektedir.
• Total yöntem kuramsal olarak mükemmel görünmesine rağmen, pratiğe ilişkin bir yığın eksikliğinin olduğunu söylemek pek de yanlış olmasa gerek. • Total yöntemle eğitilen öğrencilerin ne işaret dilinde ne de sözel dilde başarılı olmadığı birçok araştırmada ortaya çıkmıştır. • https: //www. youtube. com/watch? v=CLhk. FCNEf. Q&t=79 s Özetle,
CUED SPEECH YÖNTEMİ Öğr. Gör. Uzm. Ody. Fatih Mehmet ŞAHİN
• Gallaudet College, Washington, D. C Öğretim Üyelerinden Orin Cornett 1966 yılında sözel iletişim ve işaret yöntemlerinin yararlı yönlerini bağdaştıracak ve zararlı yönlerini elimine edecek şekilde "Cued Speech" tekniğini hazırlamıştır
• Cued speech tekniği sekiz el işareti ve dört farklı el konumu ile dudaktan okumaya yardımcı ipuçları vermekledir • El işaretleri ünsüz ses birimlerini, el konumları ise ünlü ses birimlerini içermektedir. • Bir el işareti en az üç veya dört ünsüz ses birimini (fonemi) göstermektedir.
• Bir el şeklinin ifade ettiği ünsüzler gurubu içindeki herbir fonem dudak okuma sayesinde ayırt edilir. • Cued speech tekniği ile konuşan kişinin sağ veya sol eli ağıza yakın durumda olmalı, fakat dudak hareketlerini engellememelidir. • Konuşan kişinin dudak hareketleri ve el işaretleri birlikte gözlenebilmelidir. Dudak hareketleri olmadan el işaretlerinin hiçbir anlamı yoktur. • Kişi el hareketini, tam sesi çıkardığı anda yapmaya dikkat etmelidir
• Ünlüler, boyun ve alt yüz etrafında elin dört adet lokalizasyonu ile her bir el lokalizasyonunda bir ünlü gurubunun(2 -3) ifade edilmesi ve bu ünlü grubu içindeki ünlülerin her biri yine dudak şekli ile ayırt edilebilmektedir. • Teknik kısa sürede öğretilebilir hatta ailenin tekniği öğrenmesi aklaşık 18 saattir.
• "Cued speech” tekniği dudaktan okumayı hızlandırmakta ve dudak hareketleri yönünden benzerlik gösteren seslerin (örneğin, baba) ayırt edilebilmesinde kolaylık sağlamaktadır. • İleri ve çok ileri derecede işitme engeli olan çocuğun eğitiminde ikinci yılın sonuna kadar işitsel - sözel eğitime ağırlık verilmelidir • "Cued Speech" tekniği ile eğitim ikinci yılın sonlarına doğru başlatılmalıdır.
• Eğitimin bu şekilde düzenlenmesi çocuğun yaşamının ilk döneminden başlayarak işitsel uyarıcılara yönlenmesini sağlayacaktır. • Bu işitme temeli üzerine "Cued Speech tekniği çocuğa tanıtılmalıdır. Bu şekilde "Cued Speech" tekniği ile işitsel eğitimin kaynaşması konuşma dilinin çocuğa net olarak aktarılmasına ve hızlı bir şekilde gelişimine yol açabilecektir. Dolayısıyla, işitsel uyarıcıların algılanma gelişimine "Cued Speech" tekniği engel olmamakta, zenginleştirmektedir.
• Çocuğun eğitimi süresince "Cued Speech" tekniği ile işitsel eğitim birlikte sürdürülmelidir. • işitme özürlü çocuk dili anlayabilir ve kullanabilir duruma geldiğinde gereksinme duymuyorsa 'Cued Speech" tekniğini kullanmayabilir.
• İpucunun mekaniği, geleneksel olarak konuşulan dillerin hece bölümlerini temsil etmesi için sekiz el şekli, ağız çevresinde dört el yerleşimi ve dört genel ağız şekli olmak üzere bir dizi görsel sembolden oluşur. • El şekli / ağız şekli ve el yerleşimi / ağız şekli çiftlerinden kaynaklanan simgeler dudak okumasında gözle elde edilemeyen bilgileri iletir Tekniğin mekanizması
• Hemen hepsi ağzın birkaç santim boyu etrafında, Dört değişik el yerleşimi, ağızda aynı görünen sesli harfleri ayırt etmek için kullanılır. • Örneğin, dudak hareketleriyle oluşan (bilabial) bit, bet ve beet kelimeleri görme ile neredeyse ayırt edilemez, ancak her biri elin farklı bir yerini kullanarak gösterilir.
• El yerleştirmesi sesli harfi ifade eder, elin eşzamanlı şekli ünsüz anlamına gelir. Ünsüz el şekli ayrıca dört genel ağız şeklinden biriyle eşleştirilmelidir. • En az bir başka ünsüzün sembolüyle görsel olarak aynı olan bu ünsüzlerin her biri görünür bir el işareti olmadan görme yoluyla anlaşılmaz olmaktadır.
teşekkürler






























