Duygusal Etki Kuram ve Almlama Estetii DUYGUSAL ETK









- Slides: 9
Duygusal Etki Kuramı ve Alımlama Estetiği
• DUYGUSAL ETKİ KURAMI • Yirminci yüzyılda, edebiyat eleştirisi bağlamında «okur merkezli» yaklaşımlar da ortaya çıkmıştır. • Aslında bütün kuram ve yöntemler, bir yönleriyle de edebiyat eserinin niteliğini anlamaya, belirlemeye çalışırlar. Okur merkezli kuramlar da sanatın ve sanat yapıtının özgül yanlarını anlamaya çalışırlar. • Sanat yapıtının en temel özelliği, estetik değer taşımasıdır. Bu estetik değerin nasıl oluştuğu ve nasıl tanımlanabileceği konusunda bu kuramlar «okur» u merkeze alır ve yapıtı okur üzerinden açıklar.
• Bu yaklaşımlarda, Kant’ın «estetik olan» üzerine yaptığı saptama önemli bir yer tutar. • Kant’a göre sanat yapıtının ayırıcı temel niteliği, «çıkarsızlık» tır. Yani estetik değer, herhangi bir çıkarın aracısı olamaz ve o nedenlerle meydana gelemez. • Okur, edebiyat yapıtını başka bir nedenle kullanmak amacıyla değil, ondan bir tür zevk almak için okur. Burada dikkat, yapıtın kendisine dönüktür ve okur kendi estetik zevki için okuma edimini gerçekleştirir.
• Estetik değer taşıyan sanat yapıtı, okurda estetik bir heyecan ve zevk yaratır. • Bu zevk ve heyecanı duyan okur, yapıttaki estetik değer üzerinden estetik bir yaşantıyı deneyimler, • Sanat yapıtının özelliği, okur üzerinde bu duygusal etkileri yaratmasıdır. • Okur, yapıt karşısındaki değer yargılarını bu etkilenime bağlı olarak geliştirir. • Okurun zevk almasında, estetik yaşantı içine girmesinde ve değer yargıları oluşturmasında esas aldığı, kendisidir; öznel duygu ve tavrından hareket eder.
• Yapıta yüklediği «güzellik» niteliği, aslında okurun öznel yaşantısında ve duygu dünyasında bulunur. Bir okurun güzel bulduğu bir yapıtı başka bir okur güzel bulmayabilir; çünkü güzellik duygusu ve anlayışı, okurun kendi öznel yaşantısından kaynaklanır. • Yapıta yüklenen nitelikler, o yapıtın kendisinden değil de okurun beğeni dünyasından kaynaklanıyorsa bu durumda nesnel bir eleştiri geliştirmek de mümkün olamaz. Ortak terim ve ölçütler belirlemek, böyle bir yaklaşım içinde çok zordur. • Okurdaki duygusal etki üzerinden sanat yapıtlarına yaklaşım, ancak izlenimsel/ öznel eleştirileri beraberinde getirebilir.
• ALIMLAMA ESTETİĞİ • Alımlama kuramı, yapıtın tanımını yapmaya çalışmaz; doğrudan doğruya «anlam» üzerine odaklanır. • Bu kuramın üzerinde durduğu birtakım sorular, «anlam» ı bilgisel yönden belirginleştirmeye çalışma amacını taşır. Alımlama kuramı, bu yönüyle bilgisel bir uğraşıyı içerir. • Yapıttaki «anlam» yazarın üretip aktardığı bir şey midir, metindeki sözcüklerin kendi aralarındaki ilişkiyle mi oluşur, yoksa ona anlamı okur mu yükler? • Buna benzer sorular, Alımlama kuramının bir duygu sorununa değil, bilgi oluşturmaya yöneldiğini gösterir.
• Bu kuramın savunucularına göre anlam, yapıtta hazır hâlde bulunmaz. Yapıt, yazarla okur arasındaki bir ilişkide yeniden üretilir. • Anlam, edebiyat yapıtında potansiyel olarak bulunur. Okuma edimi sırasında okur, alımlama süreci için. de bu potansiyeli somutlaştırır. • Her metinde iki uç vardır: Artistik uç, estetik uç. • Yazarın yazma edimi ile ürettiği metin, artistik uca aittir. Okurun bu metni alımlayıp somutlaştırması ise estetik uca ilişkindir. Metin, böylece yazarla okur arasındaki alışverişte buluşan bu iki ucun buluşmasıyla alımlanma sürecine girer ve anlamlandırılır.
• Yazar, metninde birtakım boşluklar ya da belirsizler bırakır. Okur, bu boşluk ve belirsizlikleri kendi anlamlandırma ediminde tamamlar. Böylece metinden aynı zamanda estetik bir haz da alır ve bir tür yaratma heyecanı duyar. • Çağdaş okur, metin karşısında edilgen değil, etkendir. Başka bir deyişle metnin oluşum ve anlamlanma sürecine doğrudan katılır. Bunu da yaratıcı imgelemi sayesinde yapar. • Edebiyat metni, okurun yaratıcı imgelemini harekete geçirici ve bu sayede onu anlamlandırmasına olanak verici özelliktedir. Böyle olmasa zaten onun edebîliğinden ya da estetik niteliğinden söz edilemezdi.
• Yazar, gerçeklik açısından da üreticidir. Zaten gerçeklik anlayışı çağdan çağa, toplumdan topluma değişip durmuştur; tek ve mutlak bir gerçeklik tanımından söz edilemez. Yazar da muhatap olduğu gerçekliği olduğu gibi kopyalayıp yansıtmaz; onu metninde yeniden üretir. • Aynı biçimde yazar, bir dünya görüşünü kopyalayarak yapıtında sunmaz. Yazar, yaşadığı dönemdeki egemen dünya görüşünün eksik bıraktığı ya da görmezden geldiği yanları ortaya koyar. • Kimi öncü ve yenilikçi yapıtlar, dönemindeki egemen estetik beklentilere yanıt vermediği için olumsuz karşılanabilir; ama sonraki dönemlerde böyle yapıtlar daha iyi anlaşılmaya başlar ve mevcut estetik değer yargılarının değişmesine yol açar. Eleştirmen, bu noktada dikkatli olmalıdır.









