Yanstma Kuram ve Mimesis Kavram Sanat tanm ve









- Slides: 9
Yansıtma Kuramı ve Mimesis Kavramı
• Sanat tanımı ve niteliği konusunda Antik Yunan’daki temel kabul, onun görünür gerçeklikle bir «benzetme» ya da «yansıtma» ilişkisi olduğu yönündedir. • Sanatçının, çevresinde gördüklerinin bir benzerini meydana getirme ya da sanat yapıtı yoluyla bunların bir çeşit taklidini ortaya koyma niteliğinde bir iş yaptığını kabul edenler, başarının ölçüsünü de buna göre belirleyeceklerdir. • Söz konusu anlayış Antik Yunan’la sınırlı kalmamış, sonraki yüzyıllarda da devam etmiştir. • Realizm, natüralizm, Marksist estetik ve eleştiri gibi akım ve yöntemler de sanatın temelde böyle bir özelliği olduğunu kabul ederler. • Resim olsun edebiyat olsun yüzyıllar boyu böyle görülmüştür. Aynı yaklaşımın günümüzde bile çeşitli biçimleriyle karşılaşmak olanaklıdır.
• Edebiyatın niteliği ve işlevi konusunda ilk yazılı kuramsal bilgilere Platon’un «Devlet» kitabında rastlanmaktadır. Kitap, özellikle bu konuya eğilmiş değildir; ancak Platon’un genel yaklaşımları içinde edebiyat üzerine söyledikleri de dikkati çeker. • Platon’a göre bu dünyada gördüğümüz nesneler/ varlıklar asıl gerçeklik önünde perde işlevi görürler. İnsanın, karşıya bulunduğu nesneler/ varlıklar hakkında sadece beş duyusuna dayanarak edindiği bilgi gerçek bir bilgi değildir. Böyle bir bilginin değeri de yoktur. • Gerçek bilgi, görünenin ardındaki görünmeyenin bilgisidir. Görünüş, değişken ve yanıltıcıdır; oysa gerçek bilgi, mutlak ve değişmezdir. Görünen dünyanın beş duyu ile sınırlı gerçekliğine yönelik duyuş ve kavrayışı aşarak kendini hemen ele vermeyen dünyanın içine girmek gerekir.
• İşte, gerçek bilgiye erişmenin olanaklı hâle geldiği aşkın boyut, «idea» lar dünyasıdır. Gerçek bilgi de ideaların bilgisidir. İdeaların bilgisine erişen kişi, bilgedir. • Bu bilgiye erişmek için düşünsel ve içsel bir eğitimden geçmek gerekir. İnsan, doğuştan bu bilgiye erişebilecek bir potansiyele sahiptir; bu bilgisel donanım da yine potansiyel olarak onda aslında mevcuttur. • İnsanlık dünyasındaki yapıp etmelerin önemi ve değeri, kişiyi ancak bu bilgiye ulaştırma ya da ulaşmasında rol üstlenme nispetindedir. Felsefe, bireye ideaların bilgisini kazandırıp onu bu bakımdan yetkinleştirmek için vardır.
• Platon’nun bu düşüncelerinde kullandığı anahtar sözcüklerden biri de «mimesis» tir. Mimesis; yansıtma, taklit/öykünme gibi anlamlara gelmektedir. Aslında etrafımızda gördüğümüz her şey, kendi ideasının bir yansımasıdır. Bunlar eksik ya da kusurlu olabildikleri hâlde idealar tam ve kusursuzdur. Bunların zihinsel çabalarla aşılması gerekir. • Platon’un sanata bakışı da «mimesis» kavramı üzerindendir. Sanatçı, taklitten/yansıtmadan başka bir iş yapmaz. Sanat yapıtlarında, dış dünyanın ve yaşamın çeşitli yansımalarından/ taklitlerinden başka görülebilecek bir şey yoktur. • Şair/yazar da bu mimetik eylemini dil aracılığı ile gerçekleştirir.
• Platon’un amacı ve beklentisi, ideal bir yönetim/ ideal bir devlet idi. İdea fikri ve onun bilgisel önemi konusundaki ısrarı da aslında bu amaç ve beklentiyle ilişkilidir. • Dolayısıyla sanatın/ edebiyatın niteliğine ve işlevine yönelik saptama ve eleştirileri de bu eksende değerlendirilmelidir. • Ona göre sanat/ edebiyat, insanı asıl gerçeklikten ve gerçeklik bilgisinden uzaklaştırır; çünkü zaten kendisi bir yansıma/ taklit olan ögeleri taklit eder/ yansıtır ve böylece varılması gereken asıl hedeften ikinci kez uzaklaşmaya neden olur. • Yani sanat, taklidin de taklididir.
• Bu noktada «Devlet» ten aktarılan bir diyalog yeterince fikir verici olacaktır: «- İstersen bir ayna al eline, dört bir yana tut. Bir anda yaptın gitti güneşi, yıldızları, dünyayı, kendini, evin bütün eşyasını, bitkileri, bütün canlı varlıkları. -Evet, görünürde varlıkları yaratmış olurum, ama hiçbir gerçekliği olmaz bunların. -İyi ya, tam üstüne bastın işte düşüncemin; çtnkt bu türlü varlık yaratan ustalar arasına ressamı da koyabiliriz, değil mi? -Koyabiliriz tabii. » «-Tragedya şairinin de yaptığı bu değil mi? Benzetmek değil mi onun da yaptığı? O da kuraldan, yani doğrudan, üç sıra aşağıdadır öyleyse, bütün benzetmeciler gibi. » (Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994, s. 22 -23)
• Bu durumda, gerçeği arayan, sanatın/ edebiyatın değil felsefenin peşinden gitmelidir. • Edebiyatın öğretici bir yanı yoktur, gerçeklik hakkında bir kavrayış da sunamaz; çünkü ressamlar gibi şairler de gerçek bir bilgiye sahip olmayan taklitçi/ benzetmeci kişilerdir. • Ayrıca edebiyat yapıtlarında, gençler için zararlı etkilere yol açabilecek parçalar da bulunur. Örneğin tanrıların ve saygın kahramanların onlarla bağdaşmayacak davranışlar içinde gösterilmesi, ahlaksızlık sergilemeleri, yalan söylemeleri, ağlayıp sızlamaları, çeşitli zayıflıklar sergilemeleri bu bakımdan zarar vericidir. Bu yapıtlarda görüldüğü gibi, kötü insanların mutluluğa kavuşmaları da yine öyledir. Böyle zararlı parçalar, yapıtlardan çıkarılmalıdır.
• Edebiyat, kişinin duygularına seslenir ve onları dizginlenemez hâle getirir; oysa topluma kazandırılması gereken bilge ve dengeli insan profili, aklını kullanabilen ve bu sayede duygularını kontrol altına alabilen kişidir. Edebiyat, bu bakımdan da zararlıdır. • Edebiyatın kişiye kazandırabileceği bir yetkinlik yoktur; çünkü şairlerin bu yetkinliği kazanabilecekleri bir alan söz konusu değildir. • Platon, ancak tanrıları ve iyi insanları öven sanata açık kapı bırakır. • Bu düşünceleri dolayısıyla Platon için genellikle «Devet’inden sanatçıları kovmuştur. » denir. • Platon’un da içinde bulunduğu yaklaşım, sanatın/edebiyatın görünen dünyayı yansıttığı şeklindedir. (Kaynak: Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994. )