TEVEKKL Anlam ve nemi Tevekkl Yaplmas gereken bir
TEVEKKÜL
Anlam ve Önemi • • • Tevekkül; “Yapılması gereken bir iş konusunda gerekli olan her araç ve yönteme başvurduktan sonra, beklenen sonu Allah’a havale etmek, bu konuda ona sonsuz bir güven beslemek” demektir. “Karamsarlık, korku, endişe ve ihtiras” insandaki zayıf tabiatın en belirgin göstergelerindendir. Geçmişte yaşanan acı deneyimler bazı insanlar üzerinde kalıcı etki bırakırlar. Karamsarlık, geçmişin olumsuzluklarına takılıp kalmak, ruh dünyasında pasif bir yıpranma meydana getirir.
• Korku ve endişe, sahip olduklarımızı yitirmek ya da istemediğimiz şeylerle karşılaşma düşüncesi ile insan ruhunun acı çekmesidir. • Psikologlar korkuyu, "dışarıdan gelen bir tehlikeye karşı ortaya konan duygusal tepki" diye tanımlamaktadırlar. • İhtiras ise, ulaşmak istediklerimiz uğrunda duyduğumuz aşırı istektir. • Karamsarlık geçmişten kaynaklanırken, korku, endişe ve ihtiraslar gelecekten beslenirler. • Endişe değil, güven; ihtiras değil ümit, hayatı yaşanabilir bir süreç kılar.
Sığınılacak Gerçek Makam Allah’tır • İnsan daima birine güvenme ve dayanma, birisinden destek alma, diğer bir ifade ile tevekkül etme ihtiyacındadır. İşte bu noktada Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır; … • ﻯ ﺍ ﺍﻱ ﺍ ﻭ • Furkan, 25/58: "Sen, o ölümsüz ve daima diri olan Allah’a tevekkül et!" • Bu ayette Peygamber Efendimize hitaben her daim diri ve ölmeyecek olan Allah’a tevekkül etmesi emredilerek Müslümanların olumsuzluklar karşısında sığınacakları liman gösterilmektedir.
• ﻯ ﺍﻟ ﺍﻭ • Maide, 11: Müminler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler. • Bu âyet sadece Allah’a tevekkül edilmesini emrederek peygamberler ve gerçek müminlerin Allah’a tevekkül ettiklerini bildirmektedir. • ﺍ ﺍﻭ ﺍﺫﻳ ﺍ ﺍﻟ ﻭ ﺍ ﺍ ﺍﻳﺍﺍ ﻝ ﻯ ﻭ • Enfal, 2: “Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. ”
Neden Sadece Allah’a Tevekkül Etmeliyiz? • Çünkü Allah’ın dışında başvurulabilecek diğer şeyler de "tevekkül" ihtiyacındadırlar: • ﺍﻟ ﺍ • Zümer, 36: "Allah kuluna yetmez mi? ” ****** • ﻥ ﻯ ﺍﻟ • Talak, 3: "Kim Allah’a tevekkül ederse O kendisine yeter”
. • ﺍ ﻯ ﺍﻟ ﺍﻟ ﺍ ﻳ • Al-i İmran, 159: Karar verip azmettiğin zaman Allah’a dayan. Muhakkak ki Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever. ****** ﺍ ﺍ ﻩ ﻳ ﺍ ﺍ ﺍﻭ ﺍﻟ ﻳ • ﺍﻟ ﺍ ﺍ ﺍ • Yunus, 107: "Allah sana bir zarar verecek olursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. O senin hakkında bir iyilik dilerse onun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. Bunu kullarından dilediğine nasip eder. Bağışlayan ve esirgeyen O’dur. "
• Rasulullah, İbn bulunmuştur: Abbâs'a şu nasihatlerde … ﺍ ﻻ ﻯ ﺍ ﺍ ﺍﻟ ﺍ ﺍ ﺍ ﺍﻟ • • “Evlâdım! Sana bazı sözler öğreteceğim: Allah'ı(n hakkını) koru ki Allah da seni korusun. Allah'ı(n hakkını) gözet ki O'nu hep yanında bulasın. Bir şey isteyeceğinde Allah'tan iste. Yardım dileyeceğinde Allah'tan yardım dile…
ﺍﻟ ﺍﻭﺍ ﻯ ﻭ ﻭ ﻻ • ﺍ ﺍﻷ ﺍ ﻯ ﻭ ﻭ ﻻ . ﺍﻷﻻ ﺍﻟ • Şunu bilmelisin ki bütün toplum (varlık âlemi) bir konuda senin yararına bir şey yapmak için bir araya gelse ancak Allah yazmışsa sana destek verebilirler. Yine bütün toplum (varlık âlemi) sana zarar vermek için bir araya gelse ancak Allah yazmışsa sana zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış ve sayfalar kurumuştur. ” • Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 59.
• Rasulullah buyurdu ki: ، ﺍﻟ ، ﺍﻟ ﺍﻟ ، ﺍ ﺍﻟ ، • ﺍ … ﺍ ﺍ ﻳ • “(Geçmiş) ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanında üç-beş kişilik küçük bir grup vardı. Peygamber gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu. Ve peygamber gördüm, yanında kimsecikler yoktu. Bu arada önüme büyük bir kalabalık çıktı…
، ﺍ ﻭ ﺍ ﺍ ﺍ ، ﺍ : ﺍ ، ﺍ ﺍ ﻳ ، ﺍ ﻯ ﺍ ، ﺍ : ﺍ ﻱ؟ ﺍ ، ﺍ ﻳ : • • “Ey Cebrail bunlar benim ümmetim mi? ” diye sordum. “Hayır, ama ufka bak!” dedi. Ufka baktığımda büyük bir karartı gördüm. “İşte bunlar senin ümmetindir. İçlerinden hesapsız-azabsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır” dedi. • (İbni Abbas diyor ki) Söz buraya gelince Peygamber kalkıp evine gitti. Oradaki sahâbîler bu hesapsızazabsız cennete girecek yetmiş bin kişinin kimler olabileceği hakkında konuşmaya başladılar: • Kimileri, “Bunlar peygamberin sohbetinde bulunanlar olmalıdır” derken,
• Kimileri, “Bunlar İslâm geldikten sonra doğup, şirki tanımamış olanlardır” dediler. Daha başka birçok görüş ileri sürenler oldu. • Onlar bu meseleyi tartışırken Peygamber Efendimiz çıkageldi. “Ne hakkında konuşuyorsunuz? ” diye sordu. • Hesapsız ve azapsız cennete gireceklerin kim oldukları hakkında konuşuyoruz, dediler. • Bunun üzerine Rasulullah şöyle buyurdu: ﻯ ﻭ ، ﺍ ﻭ ، • ﺍﻳ ﺍ ﻭ • “Onlar büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine güvenenlerdir. ” • Buhari, Müslim.
• Bir defasında Peygamber, iki kişi arasında hüküm vermişti de bunlardan aleyhine hüküm verilen adam dönüp giderken, “Allah bana yeter. O, ne güzel bir vekildir. ” dedi. (Bunu duyan) Hz. Peygamber (sav) de ona, ﺍﻟ ﺍﻳ • ﺍﻟ ﻭ ﻯ ﺍ ﺍ ﺍ • “Allah, ihmalkârlık ve gevşeklikten hoşlanmaz. Senin akıllı davranman gerekir. Fakat artık yapabileceğin bir şey kalmadığı zaman, 'Bana Allah yeter. O, ne güzel bir vekildir. ' de!” şeklinde tavsiyede bulunmuştu. • Ebû Dâvûd, Kadâ’, Akdiye, 28.
İslam’ın Tevekkül Anlayışı • Tevekkülün temeli, tevhid inancına yani, son noktada her şeyin Allah’ın kudret ve iradesinin eseri olduğuna inanmak esasına dayanmaktadır. • Tevekkülünüz varsa, üzerinize düşeni yaparsınız; gücünüzün dışında kalan konuda ise Allah’ın hükmüne ve adaletine güvenirsiniz. İşte tevekkül ile kaderin buluştuğu hassas nokta burasıdır. Bu inceliğin gözetilmemesi durumunda ise başa gelen olumsuzluklarda “kaderi suçlama” tutumu ortaya çıkar: ﻯ ﺍ ﺍ. . . • ﺍ ﺍﻟ ﺍ • Görüşün zayıf olması fırsatın kaçmasına sebep olur. • İş işten geçtikten sonra da kaderi suçlar.
• Bu anlayışta ya, “olan biten her şeyin merkezinde insan ve onun iradesi vardır” anlayışı ile ilâhi takdir ve hikmet göz ardı edilir, ya da “insanın irade ve yeteneğini inkâr eden” (pasif kaderci) bir anlayışa esir olunur. • Hâlbuki gerek karşılaşmak istemediğimiz, kaçındığımız sonuçlar konusunda, gerek ulaşmak istediğimiz sonuçlar konusunda sahip olunması gereken düşünce şu ayette ortaya konmaktadır: • ﻳﺍ ﺍ ﺍ ﺍﻟ ﺍ ﺍﺍ ﻯ ﺍﻟ ﺍﻭ • Tevbe, 51: "De ki, ‘Bizim basımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O bizim yardımcımızdır. Öyleyse müminler, yalnız Allah’a güvensinler”
• Ayette vurgu yapılan gerçek şudur: ‘Acı tatlı başımıza her ne gelirse hepsi Allah’ın takdiridir. O da sonuç olarak mutlaka bizim yararımızadır. Ya bu dünya, ya da ahiret ile ilgili maslahat, yarar ve hayrımız içindir. O bizim yardımcımızdır. Üzerimizde bütün tasarruf ve velâyet yetkisi O’nundur. Nasıl dilerse öyle yapar ve hakkımızda hayırlısını yapar. İşte bundan dolayı müminler Allah’a güvenmelidirler. Bütün güç ve kudretin O’na ait olduğunu bilip durumlarını O’na havale etsinler. Her konuda O’na güvenip dayansınlar, emir takdirine güzel bir şekilde rıza göstererek teslimiyet göstersinler ve bunun gereğince kulluk görevlerine devam etsinler. Allah’a ne derece güven beslenirse O daha fazlasına layıktır. ’ • Hak Dini Kur’ân Dili, IV, 2566.
• Erzurumlu İbrahim Hakkı şu dizelerinde bu gerçeği vurgulamaktadır: "Hak şerleri hayreyler, Zannetme ki gayr eyler, Arif anı seyreyler, Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler"
• Gazâlî konuyu şu benzetme ile ortaya koymaktadır: • "Tevekkül edenin Allah’a güvenme ve O’nun kefaleti konusundaki tutumu, çocuğun, annesin yanındaki durumu gibidir. Çocuk annesinden başkasını bilmez. Ondan başka kimseye sığınmaz. Yalnız ona güvenir. Onu gördüm mü daima eteğine yapışır, onu bırakmaz. Annesinin bulunmadığı sırada başına bir şey gelse, dilinden dökülen ilk söz "Anneciğim!" olur. Aklına ilk gelen kimse annesidir. Çünkü onun kendisi için kâfi olacağına ve onun şefkatine güvenmiştir. Bütün bunlar bilinçaltından gelen yönlendirme ile olur. " • Gazzâlî, İhya, II, 143.
• İşte böyle bir tevekkül sayesinde endişeler ümide, korkular güvene dönüşür: … ﺍ ﻳ ﺍﻱ ﺍﻯ • ﺍﻟ ﺍﻳ آﻭﺍ ﻭﺍ ﺍﻟ ﺍﺍ ﻱ ﺍ ﺍﻳ • Nur, 55: Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vâdetti…
ﻭ ﺍﺍﻭ • …ﻭﻱ ﺍ ﻭ ﻱ ﺍ • …Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.
Tevekkülü Yanlış Anlamak • Hayatın insanca sürdürülmesi için gerekli olan genel geçer kurallara (sünnetullaha) aykırı olarak, çalışıp çabalamayı terk etmek kişinin kendi yapması gerekenleri Allah’a gördürmeye kalkışması anlamına gelir. • Oysa bir Müslüman elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra başarıyı Allah’tan beklemelidir: • Sevgili Peygamberimiz, Yüce Allah'tan hicret iznini aldığı günün öğlen vakitlerinde Hz. Ebû Bekir'in yanına gitti. Birlikte Medine'ye doğru yola çıktıklarında, onların evlerinde olmadıklarını fark eden müşrikler her tarafta onları aramaya başlamışlardı.
• Allah Resûlü, yolculuktan haberdar olmamaları için gece yolculuğunu tercih etmişti. Yine takip edilmemek ve müşrikleri şaşırtmak amacıyla da Hz. Peygamber (sav) ve yol arkadaşı Medine tarafına değil tam aksi yöndeki Sevr Dağı tarafına yönelmişlerdi. • İki yol arkadaşı oradaki bir mağarada birkaç gün saklandılar. Buna rağmen kâfirler onların izini bulup mağaranın önüne gelip dayandılar. Acaba başvurdukları tedbir fayda vermemiş miydi? Yol arkadaşı çok endişeliydi. Çünkü müşriklerden bir grup üste binmiş kayalardan oluşan bu mağaranın üzerinde gezinip durduğu esnada Hz. Ebû Bekir, onların ayaklarını görmüş ve endişesini, “Onlardan birisi ayaklarının dibine bakacak olsa kesin bizi görür. ” sözüyle dile getirmişti.
• Bunun üzerine Allah'a karşı her an tam bir güven ve tevekkül içinde olan Hz. Peygamber (sav), • ﺍ ﺍ ﺍﻟ ﺍﺍ • “Üçüncüsü Allah olan iki kişiye sen ne (olacağını) zannediyorsun? ” diyerek onu teselli etmiş ve Allah'ın kendilerini koruyacağına olan güvenini ve tevekkülünü göstermiştir. • Arkadaşını, ( )ﺍ ﺍﻟ ﺍ “Üzülme! Çünkü Allah bizimle beraber” sözleriyle teskin etmiş, Allah onun üzerine bir güven ve huzur indirmiş ve görünmez ordularıyla onları desteklemişti. 2 Böylece Peygamberimiz gerçek tevekkülün nasıl olması gerektiğini bize öğretmişti. Çünkü onun hicreti, başlı başına bir tevekkül örnekliği teşkil etmekteydi. • Buhârî, Fedâilü Ashâbi’n-nebî, 2.
• Bedir savaşı öncesi teke tek vuruşmadan sonra Hz. Peygamber, hücum emri vereceği sırada Cebrail’in talimatı üzerine yerden bir avuç toprak alıp Kureyş ordusunun üzerine savurması ve düşmanın görüş imkânının kısıtlanması ve böylece müslümanlara zafer yolunun açılması olayına atıf yapan şu ayet de bu gerçeğe işaret etmektedir: • ﻭ ـ ﺍﻟ ﺍ ـ ﺍﻟ ﻯ • Enfal, 17: "(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. . . "
• Kur’ân bu gerçeği Hz. Şuayb’ın dilinden şöyle ifade etmektedir: ﻳ • … ﻳ ﺍ ﺍﻻ ﺍ ﺍ ﺍ ﻳﻱ ﺍ ﺍﻟ • Hud, 88: "…Ben sadece gücüm yettiğince sizi düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece Ona tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum. ”
• İbn Abbas anlatıyor: • Yemen halkından bir kısım kimseler yanlarına azık almadan haccediyorlar (ihtiyaçlarını dilenerek karşılıyorlardı) ve • ﺍﻭ • “Biz tevekkül ediyoruz” diyorlardı. Bunun üzerine • ﻭﺍ ﺍﻟ ﻯ • Bakara, 197: “Azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır” ayeti nazil oldu. • Ebu Davud.
• Hz. Ömer ile aynı anlayışa sahip bir grup Müslümanın arasında geçen şu konuşma da İslam’ın tevekkül anlayışına iyi bir örnektir. " " ﺍ ؟ : ﻯ ﻯ ﺍ ، ﺍ ﺍ • • Hz. Ömer bir topluluğa geldi ve onlara “Sizler kimsiniz? ” diye sordu. ، ﺍ ﻭ : • ﻓﺍﻭﺍ • Onlar- Bizler tevekkülde bulunanlarız dediler. • Hz. Ömer onlara şöyle cevap verdi:
" ﻯ ، ﺍ ﺍ ﻳ؟ ﻯ ﻱ ﺍ ، • ﺍ ﻭ • “Hayır siz mütevekkil değil hazır yiyicilersiniz, Size mütevekkilin kim olduğunu haber vereyim mi? dedi ve ekledi -Mütevekkil kişi toprağı sürüp tohumu eker sonra rabbine tevekkül eder” dedi. • Şuabu’l-İman.
• Enes b. Malik anlatıyor: Bir adam devesi ile beraber geldi ve Peygamber Efendimize şöyle dedi: • ﺍ ﻭ ﺍﻟ ﺍ ﺍ • Ey Allah’ın Rasûlü! Deveyi bağlayıp da mı tevekkül edeyim yoksa bırakıp da mı tevekkül edeyim? Peygamber cevaben şöyle dedi: • ﺍ • Deveni bağla ondan sonra Allah’a tevekkül et. • Tirmizi.
• Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki: ﺍ ﺍﻟ ﻭ ﺍﺍ ﻭ ﻯ ﺍﻟ • • "Eğer Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı. Onlar sabahleyin aç olarak çıkarlar ve tok olarak dönerler. " • Tirmizi.
• Hadisin Açıklaması: Bu hadis yanlış anlaşılmaya müsaittir. İlk bakıldığında bu hadisten tevekkülün pasif bir tutum olduğu sonucu çıkarılabilir. Oysa hadiste Hz. Peygamber gerçek tevekkülün ne olduğunu ortaya koymakta, tevekkül konusundaki yanlış anlama ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Dikkat edilirse kuşların sabahleyin aç olarak çıktıklarına vurgu yapılmaktadır. Yani kuşlar karınlarını doyurmak için yuvalarını terk etmekte ve kendi usullerince rızık peşine düşmektedirler. Rasûlullah’ın hadiste dikkat çektiği esas nokta budur.
• Tevekkülün nasıl yapılacağıyla ilgili olarak izleyeceğimiz yolu Allah Resûlü bize şu hadislerinde göstermiştir: » ﺍ ﻳ ﻳ. • ﺍ ﺍﻟ ﻯ ﺍﻟ ﻻ ﻻ ﻻ ﺍﻟ • “Kişi evinden çıkacağı zaman, (Allah'ın adıyla. Allah'a tevekkül ettim. Güç ve kuvvet sadece Allah'tandır. ) dediğinde (ona) şöyle denilir: '(İşte şimdi) sana rehberlik edilir, ihtiyaçların karşılanır ve korunursun. . . '” • Ebû Dâvûd, Edeb, 102 -103.
• Resûl-i Ekrem Bir gün ashâbıyla kıyametle ilgili hususları konuştuğu anlaşılan bir sohbetinde şöyle buyurdu: « ﺍ ﺍ ﺍﻹ ﻯ ﺍﻟ • • “Sûrun sahibi (İsrafil) sûru ağzına almış, başını önüne eğmiş, kulak kabartmış bir hâlde kendisine üfleme emri gelip de sûra üfleyeceği ânı beklerken, ben nasıl nimetlerin tadını çıkarabilirim? ”
• ﻯ ﺍ ﺍﻟ ﺻﻠﻰ ﺍﻟﻠﻪ ﻋﻠﻴﻪ ﻭﺳﻠﻢ ﺍ » ﻭﻭﺍ ﺍ ﺍﻟ ﺍﻳ ﻯ ﺍﻟ » . ﺍ • Bu söz ashâba ağır gelmiş olacak ki Rasûlullah (sav), onlara (daha sonra) şöyle buyurdu: “Allah bize yeter, ne güzel vekildir O. 'Sadece Allah'a tevekkül ettik. ' deyiniz. ” • Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 8
• Sevgili Peygamberimizin Allah'a olan tevekkülündeki derinlik, dualarında açıkça görülür. Hz. Peygamber (sav) savaşa gideceği zaman şöyle derdi: • ﺍﻟ ﻯ ﻳﻯ ﺍ • “Allah'ım, tek dayanağım sensin, tek yardımcım sensin ve senin (yardımın) ile savaşıyorum. ” • Tirmizî, Deavât, 121.
• Allah Resûlü'nün yatağa yatarken okunmasını tavsiye ettiği tevekkül ve teslimiyet dolu dua ise şu şekildedir: ، ، ﻯ ، • ﺍﻟ ﻯ • “Allah'ım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana havale ettim. Azabından korkup, sevabını umup sırtımı sana dayadım. . ﺍﻯ ، آ ﺍ ﺍﻯ ، • ﻻ ﻻ ﺍ ﻻ
• Senden (azabından) korunmanın ve güvende olmanın tek yolu, ancak sana (rahmetine) sığınmaktır. İndirdiğin Kitabı'na ve gönderdiğin Nebî'ye inandım. ﺍ آ ﺍ ﻭ ، ﻯ ﺍ • Beni öldürürsen (bozulmamış) fıtrat üzere öldür. Bu kelimeleri son sözlerim eyle. ” • Buhârî, Deavât, 6. •
• Vaktiyle medresede okuyan öğrencilerden biri şöyle demiş: Allah Kuran’da şöyle buyurmuyor mu? : • ﺍ ﻥ آ ﻱ ﺍﻷ ﻻ ﻯ ﺍﻟ ﺍ • Hud, 6: “Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allah’ın üzerinedir. ” • O halde ben rızık için çaba harcamamalıyım, o gelir beni bulur. Yeter ki ben Allah'a tevekkül edeyim, demiş. Arkadaşları, bunun yanlış olduğunu söyleyerek kendisini uyarmaya çalışmışlarsa da, dinlememiş. Her öğün yemek için öğrenciler tabakları ile birlikte sıraya girip yemek alıyorlar. Bu öğrenci sabah çorbası dağıtılırken sıraya girmemiş, nasıl olsa aşçı gelir beni bulur ve yemeğimi verir demiş.
• Aşçı her zamanki gibi sıraya girenlere yemeği dağıttıktan sonra, başka yemek almayan var mı? diye seslenmiş, cevap alamayınca bırakıp gitmiş. Bu öğrenci aç kalmış. Öğle olunca aşçı gelmiş, yine sıraya girenlere yemeği dağıtmış ve sabah çorbasını dağıtırken yaptığı gibi yine seslenmiş: Yemek almayan var mı? cevap alamayınca tam gitmek üzere iken, odasında yemeğin ayağına gelmesini bekleyen öğrenci, yine aç kalacağını anlayınca, öksürmüş. • Bunu duyan aşçı: Ne öksürüyorsun? Yemek istiyorsan tabağını uzat, yemek vereyim, demiş, öğrenci de tabağı ile gelmiş ve yemeğini alıp karnını doyurmuş. Sonra da arkadaşlarına: • Allah rızkımızı vereceğini bildirmiş, ama öksürmeden de vermiyor, demiş.
• Hz. Musa Firavun'un zulüm ve baskılarına dayanamayacak hale gelince, kendisine inananlarla birlikte Mısır'dan ayrılmasına Allah izin vermiş, alacağı tedbir konusunda da kendisine şöyle emretmiştir: . • ﺍﻱ ﻻ ﻡ ﻭ • Duhan, 23: “Kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz takip edileceksiniz!” ****** • Efendimizin hayatı incelendiğinde benzer örnekler görülecektir. Hendek savaşında alınan tedbir de bunun bir başka örneğidir. Medine şehrinin etrafına çepeçevre hendek kazıp düşmanın şehre girmesine engel olunmuştur.
• Konuyla bir başka ayet de şudur: . . . • ﻭ ﻡ ﺍ ﺍﻡ ﻥ • Enfal, 60: Onlara (düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın. • Kuvvet, savaşta düşmana üstünlük sağlayacak her türlü araç ve gereçtir. Bunları hazırlamadan Allah'a tevekkül etmek gerçek tevekkül değil; Allah'ın bize yapın dediklerini, Onun yapmasını istemektir ki, bu yanlıştır.
• Bir insan her işinde Allah'a güvenirse, Allah ona yardım eder ve onu başarıya ulaştırır. Bunun en güzel örneği Efendimizdir. • O, insanları Allah'ı tanımaya ve yalnız Ona ibadet etmeye çağırdığı zaman yalnızdı. İçinde doğup büyüdüğü toplumun ileri gelenleri, söz sahipleri ona karşı idiler. Sadece amcası Ebu Talip onu koruyordu. Fakat o, amcası Ebu Talip'e değil, Allah'a güveniyordu. Nitekim Ebu Talip, Mekke müşriklerinin kendisine Efendimizi himaye etmekten vazgeçmesi hususunda yaptıkları baskıya dayanamaz hale gelmişti. Bunun üzerine Efendimizin bu davadan vazgeçmesini isteyen sözler söylemesi üzerine Efendimiz: • “-Amca, vallahi, bu işi bırakmam için bir elime güneşi, diğer elime ayı koysalar, ben yine bu davadan vazgeçmem. Ya, Allah onu bütün cihana yayar, görevim biter, ya da bu yolda ölür giderim”, diyerek Allah'a olan sonsuz güvenini gösterdi.
• Efendimiz Necid savaşından dönerken çok ağaçlı bir vadiye geldiklerinde kuşluk vakti olmuştu. Efendimiz vadiye indi. Askerler ağaçların altında gölgelenmek için dağıldılar. Efendimiz bir Semüre ağacının dalına kılıcı astı ve ağacın altında uyuyakaldı. O esnada bir bedevi durumdan yararlanarak Efendimizin kılıcını almış, kınından çekmiş ve Efendimize hücum etmişti. Efendimiz uyanmış, bedevinin üzerine yürüdüğünü görmüştü. Bedevi bağırdı: • -Seni şimdi elimden kim kurtarır, dedi. Efendimiz cevap verdi: • -Allah kurtarır. Bedevi'nin elindeki kılıç yere düşmüştü. Efendimiz hemen kılıcı aldı ve: • -Seni benden kim kurtarır, buyurdu.
• Bedevi: • -Cezalandıranların hayırlısı ol, dedi. Efendimiz: • -Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve benim Allah'ın Rasulü olduğuma şahitlik eder misin? buyurdu. Bedevi: • -Hayır, fakat sana karşı savaşmamak ve savaşanlarla beraber olmamak hususunda sizinle anlaşma yaparım dedi. Bunun üzerine Efendimiz onu salıverdi. O da arkadaşlarının yanına geldi ve: • -İnsanların hayırlısının yanından geldim, dedi.
Şiirlerde Tevekkül • Mehmet Akif’in şu dizeleri de yanlış tevekkül anlayışına dikkat çekmektedir: "Çalış dedikçe şeriat çalışmadın durdun, Onun adına nice hurafeler uydurdun, Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya, Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya. « ******
• “'Allah'a dayandım!' diye sen çıkma yataktan. . . • Mânâyı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan! • Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu; • Nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? • Üç kıt'ada, yer, kanayan izleri şâhid: • Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücâhid. • lemde 'tevekkül' demek olsaydı 'atâlet'; • Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet? • Çoktan kürenin meş'al-i tevhîdi sönerdi; • Kur'an duramaz, nezd-i ilâhîye dönerdi. ”
Kalenderin Biri • Kalenderin biri köyden sabahleyin fırlar, Arar nasibini; avdette kırda akşamlar. Fakat güneş batarak, ortalık karadıkça, Görür ki: yerde yatılmaz, hemen çıkar ağaca. Herif ağaçta iken bir iniltidir işitir. Bakar ki: bir kötürüm tilkinin yanık sesidir. Zavallı, pösteki olmuş, bacak yok işleyecek; Boğazsa işlemek ister. . . ne yapsın. . . inliyecek! Biraz geçince, kavi pençesinde bir ceylân, İner yakındaki vadiye karşıdan aslan. Yukarda çıkmaz olur, şimdi yolcunun nefesi; Tabiatiyle durur hastanın da inlemesi; Yiyip şikârını aslan dalınca ormanına, Sürüklenir, yanaşır tilki sofranın yanına;
Doyar efendisinin artığıyla, sonra yatar. Herif düşünmeye başlar, eder de hale nazar: “Cenab-ı Hak ne kadar merhametli, görmeli ki: Açım! demekle amel-mande bir topal tilki, Ayağına gönderiyor rızkın en mükemmelini. O halde çekmeli insan çalışmadan elini. Değer mi koşmaya akşam sabah, yalan dünya? Dolaşmayan dolaşandan akıllı. . . Gördün ya! Horul horul uyuyor kahpe tilki, senden tok! Tevekkül etmeli öyleyse, şimdiden tezi yok! Yazık bu âna kadar çektiğim sıkıntılara!. . . ” Sabah olunca herif, dağ başında bir mağara Tasarlayıp, ebedî itikâfa niyyet eder. Birinci gün bakınır; yok ne bir gelir, ne gider! İkinci gün basar açlık, erir üzülür; Üçüncü gün uyuşuk bir sinek olur büzülür.
Ölüm mü, uyku mu, her neyse âkıbet uzanır; Fakat işittiği bir sesle silkinir, uyanır: “Dolaş da yırtıcı aslan kesil, behey miskin! Niçin yatıp kötürüm tilki olmak istersin? Elin, kolun tutuyorken çalış, kazanmaya bak, Ki artığınla geçinsin senin de bir yatalak. ” • Mehmet Akif ERSOY
- Slides: 49