Rnesans Edebiyat Orta an sonlarnda talyada Rnesans balatan
Rönesans Edebiyatı
Orta Çağ’ın sonlarında İtalya’da Rönesans’ı başlatan Dante, Petrarca ve Boccacio’dur. Yüzyıllardır Latincenin bir lehçesi olarak varlığını sürdüren İtalyan dili, ancak XIII. yüzyıldan sonra bir edebiyat dili hâline gelmiştir. Bunda Toskana lençesiyle yazan Dante, Petrarca ve Boccacio’nın payı büyüktür.
Dante (1265 -1321) Soylu bir aileye mensup olan, politikayla uğraşarak muhalif tutumundan dolayı sürgünlerde yaşayan Dante Alighieri’nin sanatına en çok etki eden çok küçük yaşta sevdiği Beatrice adlı genç kızdır. Bu genç kıza duyduğu aşk yazdığı eserlerin başlıca temasını teşkil etmiştir. Ancak birkaç kez görebildiği bu kadını idealize ederek hem beşeri hem de ilahi nitelikli bir aşkı eserlerinde işlemiştir. İtalya Rönesans çağını açan Dante, Antik Yunan ve Latin edebiyatından ve düşüncesinden beslenmiştir. Özellikle Aristo’nun düşünüş sistemine bağlı kalmıştır. En önemli eseri İlâhi Komedya (Divinia Comedia) üç bölümden oluşmaktadır: 1. Cehennem (Inferno), 2. Araf (Purgatorio), 3. Cennet (Paradise).
Petrarca’nın (1304 -1374) Petrarca, platonik olarak Laura’yı idealize etmiştir. Onun aşkıyla yazdığı lirik şiirler, sonraki dönemlerde de pek çok şairi etkilemiştir. Sone, Petrarca’nın İtalyan halk edebiyatı kaynaklarına inerek bulduğu ve kullandığı bir tarzdır. Petrarca da -Latince yanında- Dante’nin izinden giderek İtalyanca yazmıştır. Türküler (Canzoniere) adlı eseri en önemli kitabı kabul edilir.
Boccacio (1313 -1373) Üç büyük Toskanalının sonuncusudur. Onun da karşılıksız aşkı, Napoli kralının kızı Marya’dır. Boccacio, manzum ve mensur birçok eseri olmasına karşın en büyük eseri Decameron (On Gün) ile tanınmıştır. Dante destanda, Petrarca şiirde, Boccacio da düzyazıda sanatlarının doruğuna ulaşırken, aynı zamanda Rönesans'a giden yolu da açmış olurlar.
“Yeniden doğuş” anlamına gelen “Rönesans”, Batı Avrupa ülkelerinde, XV. yüzyıl sonundan XVII. yüzyıl başına kadar süren, bilimde, sanatta büyük bir canlanmanın ortaya çıktığı dönemdir. Antikite dil ve edebiyatlarının öğrenilmesine ve bu çağın kültürünün bir model olarak alınmasına dayanan hümanizm, Rönesans döneminin en belirgin düşünce hareketidir. Rönesans hümanistlerinin aradığı insan hayatına en yüksek anlamını ve saygınlığını vermekti. Rönesans hümanistlerinden Hollandalı Erasmus, Hristiyanlıktaki insan ile Tanrı arasındaki ilişkinin yeniden gözden geçirilmesini istiyor, bu ilişkinin biçimsel değil, içsel ve bireysel olması gerektiğini ileri sürüyor ve insanın özgürlüğünü savunuyordu. Filozof ve filolog olan Erasmus, Antik dönemin düşüncesini çağına aktarmakta önemli rol oynamıştır.
Rönesans edebiyatının en önemli temsilcilerini şöyle sıralayabiliriz: • Rabelais (Gargantua ve Pantagruel) • Montaigne (Denemeler) • François Villon (Asılmışların Baladı, Temyiz İçin Balad) • Sir Thomas More (Ütopya) • Shakespeare • Marlowe • Ben Johnson • E. Spenser • John Milton (Kaybolmuş Cennet) • F. Bacon (Denemeler) • Erasmus (Deliliğe Övgü)
Bu dönemde Orta Çağ’ın destanlarının, olağanüstü anlatıların ve süslü şövalye romanlarının sonu gelmiştir. Bu yıllarda, özellikle, İspanya’da büyük rağbet bulan ve en çok orada gelişme gösteren şövalye romanlarına tepki de yine İspanya içinde doğmuştur. Cervantes’in Don Kişot’uyla şövalye romanlarını hicvetmesinden önce, XVI. yüzyılın ortalarında pikaresk roman ortaya çıkar. Hırsız, gezgin serseri anlamına gelen le picaro bu romanlara adını veren marjinal tiptir. Düzenin dışında ve gerçekçi bir hayatı vardır. Tormes’in, La Vie de Lazarillo’su, Mateo Aleman’ın La Vie de Guzman d’Alfarache’ı ve Quevedo’nun Buscon ’u, ünlü İspanyol pikaresk romanlarıdır. Bu romanlar, büyük bir kısmı pikaresk karakter taşıyan XVIII. yüzyılın ünlü romanlarına kaynaklık etmişlerdir (İngiltere’de Daniel Defoe’nun Moll Flanders’i (1722), Fielding’m Tom Jones 1(1749); Fransa’da Lesage’ın Gil Blas (1715 -1735) ve Diderot’nun Jacques Fataliste’i (Kaderci Jacques) (1765) ile Marivaux’nun Paysan parvenu (1734 -1735) romanı gibi).
Modern romana geçiş çizgisinde öncü bir yazar olarak kabul edilen Rabelais’den yaklaşık yüzyıl sonra gelen Cervantes (Don Kişot, 1605/1615) modern romanın ilk örneğini veren isim olarak tarihteki yerini alır.
- Slides: 9