PSKOLOJK TPLER DIA DNK DNEN Bu tipte bir
PSİKOLOJİK TİPLER
DIŞA DÖNÜK DÜŞÜNEN • Bu tipte bir insanın yaşamına nesnel düşünceler egemendir. Enerjisini öğrenmeye ve nesnel dünya hakkında bilgi toplamaya yönelten bilim adamı bu tipe örnek verilebilir. Bu tip insan diğer insanlara soğuk ve kendini beğenmiş bir izlenim verebilir.
İÇE DÖNÜK DÜŞÜNEN • Bu tipte insanın düşünceleri kendine dönüktür. Kendi benliğinin gerçekliğini araştıran bir filozof bu tipe örnek oluşturabilir. Düşünceleri ile başa kalmak ister. İnsanlar onu pek ilgilendirmez. Genellikle inatçı, bildiğini okumak isteyen, hoşgörüsüz, gururlu, çevresindekileri küçümseyici tutumları olan, iğneleyici ve yaklaşılması güç bir insandır.
DIŞA DÖNÜK HİSSEDEN • Bu tipe kadınlar arasında daha sık rastlanır. Duygular düşüncelere egemendir. Kaprisli olma eğilimindedirler. Ortaya çıkabilecek küçük bir değişiklik duygularının değişmesine neden olur. Duygusal tepkileri çok değişkendir. Sürekli kendilerinden söz eden ve gösterişi seven insanlardır. Sevgileri kolayca nefrete dönüşebilir. İnsanlara kolay bağlanabilirler ve kolayca bu bağı yok edebilirler. Modayı severler. Düşünce işlevleri gelişmemiştir.
İÇE DÖNÜK HİSSEDEN • Bu tipe de kadınlar arasında sık rastlanır. Bu tip insanlar duygularını dış dünyadan saklayan, sessiz, ilgisiz, ilişki kurulması güç ve anlaşılması zor insanlardır. Genellikle melankolik bir havaları olmalarına karşılık, aynı zamanda, kendine yeten ve iç huzuru olan kişiler izlenimi de verebilirler. Gerçekte derin ve yoğun duygularla dolu olduklarından, arada bir ortaya çıkan duygusal patlamaları çevrelerindeki insanlarda şaşkınlık yaratır.
DIŞA DÖNÜK DUYUSAL • Daha çok erkeklerde rastlanır. Gerçekçi pratik ve aklına koyduğunu yapan kişilerdir. Dış dünya gerçekleri ile ilgilenir ancak bunların ne anlama geldiği üzerinde fazla düşünmezler. Zevk ve heyecan veren şeyleri severler ancak duyguları yüzeyseldir. Dış dünyadan gelen uyaranlara dönük yaşarlar.
İÇE DÖNÜK DUYUSAL • Kendi duyularına yönelik ve dış dünyadan uzak yaşamaya çalışırlar. Kendi iç dünyalarını dış dünyadan daha ilginç bulurlar. Sakin edilgin, kontrollü biri izlenimi veren böyle insanlar duygu ve düşüncelerinin kısırlığından dolayı diğer insanların dikkatini pek çekmezler.
DIŞA DÖNÜK SEZGİSEL • Genellikle kadınlarda rastlanır. Değişken bir karaktere sahiptirler. Yeniliğe bayılırlar ancak her türlü yenilikten de çabucak sıkılırlar. Davranışlarına sezgi yön verir. Düşünce işlevleri kısırdır. Aynı işte uzun süre çalışamazlar.
İÇE DÖNÜK SEZGİSEL • Bilmece gibi insanlardır. Kendinse göre değeri anlaşılmamış bir dahidir. Etrafındaki insanlar tarafından çözülmesi güç bir bilmece gibi algılanırlar. Bu tipe genellikle artistler arasında rastlanır. İnsanlarla iletişim kuramazlar.
JUNG VE ASTROLOJİ • “Astroloji, psikolog için önemlidir çünkü içinde, yansıtıldığını söylediğimiz bir çeşit psikolojik deneyim barındırır. Bundan kastım, psikolojik gerçekleri, burçlar içerisinde bulmakta olduğumuzdur. Bu, ilk başta, psikolojik faktörlerin yıldızlardan kaynaklandığı intibasını doğuruyorsa da, asıl olan, bu faktörler ile yıldızlar arasında bir eşzamanlılık olduğudur. Bunun, insan zihniyle ilgili çalışmalara ışık tutan önemli bir gerçek olduğuna inanıyorum (. . . ) - C. G. Jung, Prof. B. V. Raman’a yazdığı 1947 tarihli mektubundan.
• “Hepimiz belli bir zamanda, belli bir yerde doğarız ve yıllanmış şaraplar gibi, doğduğumuz yıl ve mevsimin niteliklerini taşırız. Astroloji, bundan ötesine karışmaz veya etki alanının daha geniş olduğunu iddia etmez. – “C. G. Jung
ANALİTİK PSİKOTERAPİNİN İLKELERİ • KABUL (KAYITSIZ KOŞULSUZ HASTANIN KABULÜ/SAYGI) • İÇ DÜNYA İLE İLİŞKİ KURMA (İÇSEL DEĞERLERİMİZE YÖNELME) • TRANSFERANS (PSİKANALİZDEKİ KADAR TEMEL ALINMASA DA ÖNEMLİDİR)
ANALİTİK PSİKOTERAPİSİ İLE İLGİLİ SÖYLEMLERİ • Jung, cinsel arzuları ve güçlülük isteğini eğer bir nevrozda etkenler arasında iseler göz ardı etmez. Ancak, Freud’cu ve Adler’ci görüşlerin genellikle gençler için uygun düştüğüne inanır. Cinsellik ve kendini kanıtlama gençlik döneminin birincil dürtüleridir. • Sadece geriye ve aşağı doğru çalışmak yani çocukluk çağındaki travmaları araştırmak iyileştirici olmaktan ziyade zarar verici etkiye yol açabilir.
• Jung, nevrozun yalnızca sebeplerini bulmakla yetinmez aynı zamanda onun tedavi edilmesi yönünde çalışan bilinçdışı kuvvetleri de göz önünde bulundurur. • Her nevrozun bir amacı vardır: 'Hayata karşı tek yanlı bir tavrın eksikliğini telafi yönünde bir çabadır ve kişiliğin ihmal edilebilir veya bastırılmış bir yönüne dikkati çeken bir sestir. • Bir nevrozun belirtileri basitçe uzun geçmişi olan sebeplerin etkileri veya çocuksu güçlülük dürtüsü değildirler. Onlar aynı zamanda hayatın yeni bir sentezi yönünde çabalardır. Başarısız çabalar olsa bile her şeye rağmen değerli bir öze ve anlama ait çabalardır.
JUNG'UN PSİKOTERAPİYE KATKISI ŞU NOKTALARDA ÖNEMLİDİR: -Bir nevrozun bütünüyle olumsuz bir şey olarak görülmemesi ve eğer anlaşılabilirse yeni gelişme olasılıklarının onun içinde ipuçları şeklinde bulunacağındaki ısrarlı tutumu, -İnsanın doğasında cinsellik ve kendini kanıtlamadan daha önemli dürtüler olduğu görüşü ve hayatın ikinci yarısında kültürel ya da ruhsal dürtülerin ilk ikisinden daha önemli olduğu. • Onun yaptığı önemli bir ayrım da, bir nevrozun sebeplerinin geçmişte olduğu kadar şimdiki zamanda da bulunduğu ve libidonun kişiyi bir engelden aşırmadaki ve yeni bir gelişme aşamasına taşımadaki başarısızlığının da nevroza sebep olduğudur.
• NEVROZ İKİ EĞİLİM ARASINDAKİ ÇATIŞMADAN KAYNAKLANMAKTADIR; BİRİ BİLİNÇLE İFADE EDİLİR, DİĞERİ BİLİNÇTEN AYRILMIŞ VE BAĞIMSIZ, FAKAT BİLİNÇDIŞI BİR VARLIK OLAN BİR KOMPLEKS OLARAK İFADE EDİLİR. • NEVROTİK KOMPLEKSİNİN VARLIĞINDAN HABERSİZDİR. • GERÇEKTE HEPİMİZ BELİRLİ DERECELERDE NEVROZLARDAN MUZDARİP OLURUZ (KONUŞMA VE HAFIZA TUTUKLUKLARIMIZIN BİRÇOĞU, DUYDUĞUMUZ VE OKUDUĞUMUZ ŞEYLERİN VEYA BAŞKA İNSANLARIN DAVRANIŞLARINDAKİ SEBEPLERİN YANLIŞ ANLAŞILMASI VEYA BİR ŞEYİ YAPTIĞIMIZA YA DA YAPMADIĞIMIZA YANLIŞLIKLA İNANDIĞIMIZDA BELİREN HAFIZA KURUNTULARI KÖKENLERİNDE NEVROTİKTİR).
TERAPÖTİK SÜREÇ(ANALİZ) BİR İTİRAF SÜRECİ İSE, • İtirafın özellikle karmaşık yapıda olmayan insanlarda harika bir iyileştirici etkisi olabilir. Bunun için analizcinin hastasını bir arkadaş olarak karşılaması, eğer gerekliyse aralarında eşit derecede bir samimiyet olması ve her türlü acının paylaşılması gerekir.
• Hastayla yakın ilişki kurulacaksa analizcinin de daha önceden aynı şekilde analizden geçmesi gerekir. Çünkü o daha önce kendisinin ulaşamadığı ileri bir adıma ulaşmada başkasına yardımcı olamaz. • Analizci herhangi bir yolun hasta için en iyisi olacağını düşünebilir fakat kendi görüşlerini empoze etmeye hakkı yoktur. Onun işi, hastaya yaşam yolunu kendi başına bulabileceği ve bunu gerçekleştirmek için gerekli gücü elde edebileceği duruma ulaştırmada yardımcı olmaktır. • Analizin ilk aşamaları büyük ölçüde kişisel sorunlarla ilgilenmektedir yani kişisel bilinçdışıyla. Fakat son aşamada bireyin nesiller boyu süregelen hayatın içinde kendi yerini bulması gerekmektedir ki bu aşamada kolektif bilinçdışıyla temas kurulur.
PSİKOLOJİ VE EĞİTİM • Jung, çocuk gelişiminin anlaşılmasına, çocuğun psikolojisinin ana-babasının psikolojisiyle ne kadar yakından bağlı olduğunu göstererek ilginç bir katkıda bulunmuştur. - (Örneğin, çocuklar ana-babalarının sorunlarıyla ilgili rüyalar görebilirler ve onlardaki sinir bozuklukları veya kötü davranışların kökeninde çocuktan gizlenen ana-baba arasındaki anlaşmazlıkların yattığı izlenebilir. ) Ana-babanın bilinçdışı etkisi çocuğa yük olabilir ve onun gelişmesini engelleyebilir. - ( Kocasından memnun olmayan bir anne normal olarak kocasına yönlenmesi gereken hisleri farkında olmadan oğluna yükleyebilir ve bir baba kendi küçük kızına aşık olabilir ve onun hayatına başkaca bir şeyin girmesini kıskaçlıkla engelleyebilir. )
• Çocuklar üzerindeki bilinçdışı etki, ana-babanın kişiliğinin çocuğun karakterinin şekillenmesinde çok fazla etkili olmasına neden olur. • Çocuklar sık ana-babalarının kişiliklerinin bastırılmış ya da şartlar tarafından gelişmesi engellenmiş bazı yönlerini yaşarlar. - (Örneğin, ana-babaların çocukları için düşündükleri eğitim türünün uygun olup olmayacağını göz önüne almaksızın <Biz kendimizin fırsatını bulamadığımız eğitimi onun görmesini istiyoruz. > demeleri ve sonuçta çocuğun gittiği o okulda başarısız olması. )
• Jung, yetişkinlerin de çocuklar kadar eğitime ihtiyaçları olduğunu ileri sürmüştür. Sayısız yanlış telkinli ve mutsuz evlilik, sayısız mesleki hayal kırıklıkları sadece ve sadece bu yetişkin eğitiminin eksikliğinden ortaya çıkmaktadır. • Kişisel ilişkilerde anima ve animusun etkileri önemlidir. -( Örneğin bir adam bir kadın hakkında şaşkınlık verici bir varsayımda bulunduğunda (ya da tersi), bu anima veya animusun o şahıs üzerine yansıtılmakta olduğundan dolayıdır. Eğer bir erkek kendinde bulunan anima imajını anlamazsa, onu karşılaştığı kadınlara yansıtacaktır ve özellikle eğer his yönü az gelişmiş ise kolaylıkla büyülenecektir. )
• Hayat düzenli ve disiplinli olduğunda bunu dengeleyici bilinçdışı kendini düzensiz biçimde gösterecektir. Fakat, düzensizliğin, kargaşanın hakim olduğu zamanlarda, bilinçdışı düzen sembolleri üreterek dengelemeyi sağlamaya çalışır. • İNSAN DOĞASI DEĞİŞMEDİKÇE, NE TAM BİR ANARŞİ NE DE TAM BİR DÜZEN MÜMKÜNDÜR. • TEK SAĞLIKLI İDARE BİÇİMİ BİRAZ ÇELİŞKİ VE KARGAŞAYA MÜSAADE EDEN VE AYNI ŞEKİLDE BİRAZ DA DÜZEN VE DİSİPLİN GETİRENDİR.
RÜYALAR VE YORUMLARI • Bir rüya bilinçli davranışa belirleyici bir unsur olarak yerleştirilmesi gereken bir gerçekliktir ve bu yüzden gerekli ciddiyetle ele alınmalıdır. • Her rüya, rüya sahibinin bilinçdışının doğrudan bir ifadesi olarak ele alınır ve sadece bu ışıkta anlaşılabilir. • Rüyalar nesnel veya öznel bir düzeyde yorumlanabilir. -Nesnel düzeyde, rüyanın çevrede olup bitenlerle ilişkisi kurulur. Rüyada görünen insanlar gerçek olarak ele alınır ve onların rüya sahibiyle ilişkileri ve mümkün tesirleri analiz edilir. -Öznel düzeyde ise rüyadaki figürlerin rüya sahibinin kişiliğinin belirli yönlerini temsil ettikleri kabul edilir.
• Bazı rüyalar genellikle canlı rüyalardır ve şaşırtıcı hatta anlaşılmaz sembollerden yararlanırlar. Onların rüya sahibi ile ilişkilerini izlemek güçtür. Bunları Jung, 'kollektif rüyalar' olarak sınıflandırır. Anlaşılabilmeleri için, içindeki sembollerin başka zamanlarda başka insanlar için ne anlam ifade ettiklerini öğrenmek gerekir. Bunun içinse tarihi ve mitolojik benzerliklerden yararlanılmalıdır. • Kişisel bir rüya kişisel bilinçdışından türeyecek ve rüya sahibinin hayatının kişisel yönleriyle ilgili olacaktır. Aile fertleriyle, arkadaşlarla ve günlük olaylarla ilgili rüyalar bu yapıda rüyalardır. • Kollektif rüya ise kollektif bilinçdışından arketipleri ortaya koyacak ve rüya sahibi için olduğu kadar başkaları için de önemli olacaktır.
• Bilinçli bir davranışı tamamlama eğilimi rüyanın önemli bir özelliğidir ve onu anlamaya çalışırken daima göz önüne alınmalıdır. -Örneğin, Jung gerçekte ideal biçimde davranan ve ilişkisi mükemmel olan babasını rüyasında sarhoş ve düzensiz bir biçimde davranan biri olarak gören bir genç adamı anlatır. Babası o kadar mükemmeldir ki babasına olan hayranlığı kendisine gerekli olan özgüven duygusunun ve kendi şahsiyetinin gelişmesini engellemekteydi. Rüya ise sanki şöyle diyordu: ''Baban hiç de o kadar mükemmel değil ve oldukça yakışıksız biçimde davranabilir. Senin kendini bu kadar aşağı görmene gerek yok. '‘ • Rüyalar ters yönden de çalışabilir. Eğer birisini küçük görmeyi huy edinmişsek muhtemelen onu pohpohlayan bir rüya görürüz. (Örneğin, onu normalde bulunabileceğinden çok daha yüksek bir mevkide görürüz. )
• Rüyalar, kişiliğin bilinmeyen bir yönünü göstererek gizli çelişkileri ortaya çıkarır. (Yumuşak başlı ve çekingen birisi rüyasında şiddet ya da anormal cinsel zevkler peşindedir. ) • İleriyi gören ya da geleceğe ait rüyalar da vardır. (Örneğin, bir kadın kısa bir süre sonra yeni ve bilmediği bir bölgeye taşınacaktır ve yeni evini en ince detaylarına kadar rüyasında görmüştür. ) • Ara sıra rüyaların tehlikeleri ikaz ettikleri görülür. (Örneğin, giderek yükseğe tırmanan dağcı, rüyasında boşluğa düştüğünü görür. Bir süre sonra da gerçekten uçuruma yuvarlanarak dağlarda ölmüştür. )
• Bazen rüyalar çok önceden görülmüş, işitilmiş ya da okunmuş ve sonradan unutulmuş şeyleri yeniden canlandırırlar veya uzakta kalmış tecrübeleri hatıra getirirler. • Rüya görmenin ilginç bir yönü de, yakın arkadaşların veya aynı aile üyelerinin birbirlerine daha önce söylemeden aynı rüyayı görmeleridir. • En çarpıcı rüyalar, bilinçdışının kendiliğinden bir biçimde ortaya çıktığı görülen tamamıyla yabancı bir şeyi ilgi çekecek kadar berrak bir şekilde ortaya koyan rüyalardır. Bazen bunlar bilinçdışının bilinçli davranışı tümüyle değiştirmeyi hedefleyen bir eğilimi ifade ederler. (Örneğin, Tanrıya inanmayan bir kadının dinsel içerikli rüyasından sonra inanır hale gelmesi. ) • Rüya, analitik tedavide değerlidir, çünkü o iç ve sık da dış şartların rüya sahibince farkedilmeyen yönlerini sergiler.
ELEŞTİRİLER • RUHSAL YAPIYI OTONOM KABUL EDER. (düşünce ve fantezilerimiz bizden bağımsız başımıza gelir ve kendi amaçları olan komplekslerce yönetilir) • ARKETİP VE KOLLEKTİF BİLİNÇDIŞI KANITLANAMAZ • MİSTİSİZM VE PARAPSİKOLOJİYE YATKINLIĞI ELEŞTİRİLMİŞTİR. • KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME, İÇE DÖNÜKLÜK/DIŞA DÖNÜKLÜK KOMPLEKS GİBİ KAVRAMLARI KAZANDIRDI. • TARİH, EDEBİYAT , FELSEFE VE DİN GİBİ ALANLARA KATKISI OLDU
BİLİNÇALTI KİŞİSEL Bastırılmış/unutulmuş yaşantılarımız Geliştirilmemiş düşüncelerimiz KOLLEKTİF Geçmiş kuşaklardan Aktarılmış davranış Örüntüleri ve anılar
- Slides: 29