METN ERH BEYT ERH ALIMASI Uur ALTUN 19020966
METİN ŞERHİ / BEYİT ŞERHİ ÇALIŞMASI Uğur ALTUN - 19020966
KEÇECIZ DE IZZET MOLLA • Asıl adı Mehmed İzzet olan Keçecizâde İzzet Molla, Konyalı bir aileye mensup olup Tanzimat devrinin ünlü devlet adamlarından biri olan Fuad Paşa’nın babasıdır. • M. Fuad Köprülü’nün “klasik nazmın son üstadı” diye nitelendirdiği İzzet Molla derviş ruhlu, olgun ve nüktedan bir şairdir. Esasen onun şiirinin kaynakları arasında Mevlevîlik’le nazîrecilik geleneği başta gelmektedir. Kendisi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Şems-i Tebrîzî’ye büyük hayranlık duyan ve ilhamını geniş ölçüde Mevlevîlik’ten alan bir şâirdir. Manzumelerinde başta divan şiirinin klasik şairleri Nef‘î ve Nâbî olmak üzere Seyyid Vehbî, Nedîm ve Şeyh Galib’in etkisi açıkça görülmektedir. Bilhassa Şeyh Galib’e onu taklit, tanzîr ve hatta bir kısım mazmunlarını aynen alıp tekrar edecek kadar bağlıdır. Kasidelerinde ise Nef‘î yolunu takip eder.
KEÇECIZ DE IZZET MOLLA • Şeyh Galip'ten sonra en usta şairler arasında sayılan İzzet Molla, geleneğin devamı olan eserlerinde, klasik şiirimizin değişimini müjdeleyen eserler vermiştir. Özellikle Mihnet-Keşân adlı eserinde, alışılmış mesnevi geleneğinin sınırlarını şahsi çabaları ve yetenekleri ve ifadesiyle bir hayli zorlamış ve hatta bu sınırları aşarak esere bir anı roman niteliği kazandırmıştır. • Kendisinden sonra gelen şairler arasında bilhassa Ziyâ Paşa üzerinde etkili olan İzzet Molla birçok yönden onun şiirlerinin başlangıcını teşkil eder. Hatta Ziyâ Paşa, Harâbât adlı antolojisinin III. cildine İzzet Molla’dan birçok beyit aldığı gibi eserin mukaddimesinde de ondan övgüyle söz etmektedir. Yine aynı şekilde Yahya Kemal de “Şem‘î Molla” ve “Bir Tekâpû Sahnesi” adlı hikâyelerinde olayları İzzet Molla’nın ağzından anlatmıştır.
ACEB BU TEŞ-İ FİRKATLE KİMLER YANE GÖNLÜMDEN Aceb bu âteş-i firkatle kimler yane gönlümden Demem kim yakma zîrâ korkarım dîvâne gönlümden Vatandan kalmadı âmed şüd eyler âhdan gayrı Ne ol meh-rûdan aldım bir haber hâlâ ne gönlümden Olur rencîde-hâtır geçse gönlümden dahi vuslat Nihân bir yol mu vardır hâtır-ı cânâne gönlümden Yakıb yıkdı temelden Husrev-i aşkın sipâhîsi Ümîd etmem imâret bir dahi vîrâne gönlümden Büyük devletlidir sâhib-derûn ehl-i melâmetdir Sakın sâkî sakınma bâdeyi mestâne gönlümden Ne kara günlerinde mahremiydi zülfünün şimdi O şûha var mı İzzet başka bir bîgâne gönlümden Kilâb-ı der-geh'i Monlâ'ya ben mensûb olur muydum Tevessül etmeseydim himmet-i merdâne gönlümden
Olur rencîde-hâtır geçse gönlümden dahi vuslat Nihân bir yol mu vardır hâtır-ı cânâne gönlümden
İKINCI AŞAMA: SÖZLÜKSEL ANLAM Olur rencīde-ḫāṭır geçse göñlümden daḫi vuṣlat Nihān bir yol mu vardır ḫāṭır-ı cānāne göñlümden Ol-ur: Türkçe bir fiil olan olmak fiili; Meydana gelmek, varlık kazanmak, gerçekleşmek veya yapılmak, bir durumdan başka bir duruma geçmek ve herhangi bir durumda bulunmak anlamında kullanılır. Beyitte ise meydana gelmek, varlık kazanmak anlamında kullanılmış olup ol- fiil tabanı, -(u)r geniş zaman eki olarak karşımıza çıkar. Rencîde: Farsça sıfat olup renciden «incitmek» ten rencide «incinmiş, kırılmış, gönlü kırılmış, kalbi kırılmış» anlamındadır. Hâtır: Arapça bir isimdir. Düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd, gönül, kalp, birine karşı duyulan saygı, sevgi, durum, keyif, hâl gibi anlamlarda kullanılır. Beyitte ise gönül, kalp anlamında kullanılır. Geç-se: Türkçe bir fiildir. Bir yerden başka bir yere gitmek, bir yandan girip diğer yandan çıkmak, bir duruma uğramak, konu olmak, bırakmak, vazgeçmek, olmak, vuku bulmak, cereyan etmek gibi anlamlarda kullanılan geçmek fiili bu beyitte de yine olmak, vuku bulmak anlamındadır. Geç- fiil tabanına –se şart kipi getirilerek oluşturulmuştur.
Olur rencīde-ḫāṭır geçse göñlümden daḫi vuṣlat Nihān bir yol mu vardır ḫāṭır-ı cānāne göñlümden Gön(ü)l-(ü)m-den: Gönül kelimesi Türkçe bir isim olup Eski Türkçede «köngül» olarak karşımıza çıkmasına karşın kökü hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Gönül anlam olarak ilk önce iman, sevgi ve nefretin, iyi ve kötü bütün duyguların kaynağı olduğu kabul edilen kalbin mânevi yönü, yürek, dil olarak karşımıza çıkarken Tasavvufî anlam olarak ise Cenâb-ı Hakk’ın insanda tecelli ettiği yer, aşkın kaynağı olarak karşımızdadır. Beyitte ise yine ilk anlamda olduğu gibi yürek, dil anlamında kullanılmıştır. Gönlümden kelimesinin tahliline bakacak olduğumuzda; «gönül» isim tabanı, -(ü)m 1. tekil şahıs iyelik eki, -den eki ise ayrılma hal ekidir. Dahi: Türkçe bir bağlaç olan dahi, Eski Türkçede «takı» şeklindedir. Tak- fiil tabanında zarf-fiil ekinin kalıplaşmasıyla takı biçimine daha sonra ise zaman içinde dakı > dagı > dahı biçimine gelerek son olarak dilimizde «dahi» olarak varlığını sürdürür. Da, de, bile, üstelik, daha anlamlarına gelen dahi bir kuvvetlendirme sözü olup yine bu beyitte de bile anlamına gelir.
Olur rencīde-ḫāṭır geçse göñlümden daḫi vuṣlat Nihān bir yol mu vardır ḫāṭır-ı cānāne göñlümden Vuslat: Arapça bir isim olan bu kelime sevdiğine kavuşma anlamı taşır. Beyitimizde de tam olarak bu anlamı karşılamaktadır. Nihân: Farsça sıfattır. Gizli, saklı, gizlenmiş, saklanmış, görünmeyen, göz önünde olmayan ve sır gibi anlamlara gelir. Beyitte de yine gizli, saklı, görünmeyen manasında kullanılır. Bir: Eski Türkçeden beri kullanılır. Sayıların ilki olup herhangi bir şeyi sayısız olarak gösterilmesinde de kullanılır. Aynı zamanda ortak, müşterek, farksız, eş, aynı, eşi bulunmayan, tek, bütün anlamlarına da gelir. Ve yine ancak, sadece, yalnız gibi bağlaçların yerine de kullanılır. Beyitte de bir isim olan yolu belirtmek için kullanılmıştır. Yol: Türkçe bir isim olan yol, karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi, içinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer anlamlarında kullanılabildiği gibi uyulan ilke, vâsıta, sistem, usul, tarz, gaye, uğur, maksat, çare, yöntem gibi anlamlarda da kullanılabilir. Yol kavramı beyitte de bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık anlamında kullanılır.
Olur rencīde-ḫāṭır geçse göñlümden daḫi vuṣlat Nihān bir yol mu vardır ḫāṭır-ı cānāne göñlümden Mu: Türkçe soru edatıdır. Beyitte de bu şekilde karşımıza çıkar. Var-dır: Türkçe hem isim hem de fiildir. Eğer ki mevcut olan, evrende veya düşüncede yer alan, yok karşıtı sahiplik bildiren olumlu ad cümleleri kuran bir söz olarak kullanılırsa isim, bir yerden bir yere ulaşmak anlamında kullanılır ise fiildir. Beyitimizde ise bu sözcük isim olarak yani mevcut olan anlamında kullanılır. Sözcüğün tahliline bakacak olursak «var» isim tabanı olup «dır» eki ise bildirme ekidir. Hâtır: Arapça bir isimdir. Düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd, gönül, kalp, birine karşı duyulan saygı, sevgi, durum, keyif, hâl gibi anlamlarda kullanılır. Beyitte ise gönül, kalp anlamında kullanılır. I: I harfi izafet kesresi olup Arapçada tamlama kurmada kullanılır. Beyitte de yine tamlama görevindedir.
Olur rencīde-ḫāṭır geçse göñlümden daḫi vuṣlat Nihān bir yol mu vardır ḫāṭır-ı cānāne gönlümden Cânâne: Farsça bir isim olan ve aynı zamanda Cânân olarak da bilinen Cânâne, gönülden sevilen, gönül verilmiş olan kadın, sevgili manasındadır. Ayrıca Tasavvufta da tanrının yerini almaktadır. Beyitte tam olarak sevgilinin yerini alır. Bu sözcüğün tahliline bakacak olduğumuzda ise «cân» isim tabanı «an» ise isimden isim yapım eki görevindedir. Gön(ü)l-(ü)m-den: Gönül kelimesi Türkçe bir isim olup Eski Türkçede «köngül» olarak karşımıza çıkmasına karşın kökü hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Gönül anlam olarak ilk önce iman, sevgi ve nefretin, iyi ve kötü bütün duyguların kaynağı olduğu kabul edilen kalbin mânevi yönü, yürek, dil olarak karşımıza çıkarken Tasavvufî anlam olarak ise Cenâb-ı Hakk’ın insanda tecelli ettiği yer, tasavvuf, aşkın kaynağı olarak karşımızdadır. Beyitte ise yine ilk anlamda olduğu gibi yürek, dil anlamında kullanılmıştır. Gönlümden kelimesinin tahliline bakacak olursak «gönül» isim tabanı, (ü)m 1. tekil şahıs iyelik eki, -den eki ise ayrılma hal ekidir.
DÖRDÜNCÜ AŞAMA: DIL IÇI ÇEVIRI (DÜZ YAZI) Olur rencīde-ḫāṭır geçse göñlümden daḫi vuṣlat Nihān bir yol mu vardır ḫāṭır-ı cānāne gönlümden Beyitin Özgün Kelimelerle Düzyazıya Aktarımı: Vuslat gönlümden dahi geçse rencide-hâtır olur. Gönlümden hâtır-ı cânâne nihân bir yol mu vardır? Beyitin Güncel Kelimelerle Düzyazıya Aktarımı: Kavuşma (arzusu) (benim) gönlümden bile geçse (sevgilinin) gönlü kırılır, incinir. (Acaba) (benim) gönlümden (sevgilinin) gönlüne gizli bir yol mu vardır?
BEŞINCI AŞAMA: ŞIIRSEL ANLAM Olur rencīde-ḫāṭır geçse göñlümden daḫi vuṣlat Nihān bir yol mu vardır ḫāṭır-ı cānāne gönlümden İlk katman: Klasik edebiyat da dediğimiz divan şiirinde bildiğimiz üzere sevgili ve âşık vardır. Sevgili, daima eziyet eden, acı çektiren, ızdırap veren kimsedir. O, bin naz edip bir naz çekmez. Kimse ona hesap soramaz ve vuslatı asla yoktur. şık ise sevgiliden gelen her türlü eziyete katlanan kimsedir. Burada koşulsuz seven ve bu aşk uğruna yaşanacak her türlü cefaya, mihnete gönülden razı olan, kul köle olmaktan yüksünmeyen, hatta canını vermekte en ufak tereddütü olmayan hep âşıktır. Buna rağmen sevgili en son olarak onu hatırlar. Sevgili, herkese iyi davrandığı hâlde âşığı daima ihmal eder. şıklık kanununun kitabında vuslatı arzulamak, hele ki bunu dile getirmek asla yer almaz. Beyite gelecek olduğumuzda ise, âşık burada sevgiliye vasıl olabilmeyi iştiyakla arzulamaktadır. Lakin âşık bilir ki; sevgiliye kavuşmayı arzulamak suçtur ve kabahat sayılır. Sevgilinin bundan rahatsızlık duyacağını ve ondan yüz çevmesinden korkar. Bu yüzden ağzını açıp da dile getiremez kavuşmaya olan iştiyakını. Ama sevgili, âşığının kavuşmayı dile getirmese bile yine içinden kendisini şiddetle arzuladığını düşünerek gönlü kırılmaktadır.
Olur rencīde-ḫāṭır geçse göñlümden daḫi vuṣlat Nihān bir yol mu vardır ḫāṭır-ı cānāne gönlümden 2. katman: şık, sevgiliden her bakımdan eziyet gören kişidir. Ona gönül verebilmenin kolay olmadığını bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Çünkü karşısında en ufak bir şeyden incinen bir sevgili vardır. şık, yalnızca söylediklerinden değil, söylemediklerinden de meshuldur. Beyitte ise âşığın gönlünde sevgiliye karşı beslediği kavuşma arzusu, o denli büyüktür ki bu arzuyu dile getirip kelam etmese dahi sevgili bunu hisseder ve anlar. şık da «Acaba o anlıyor mu? Hissediyor mu? Ne oluyor da hatrı kırılıyor? » diyerek kendine düşünmektedir. Sevgilinin âşığın kendisine vasıl olabilmesini hissetmesinin bir sebebi varsa o da kalpten kalbe bir yol olmasıdır. Asıl gören de odur zaten; kalp gözü dediğimiz, feraset dediğimiz, basiret dediğimiz şeydir. Göz yalnızca teyit edebilmek içindir.
EDEBI SANATLAR Olur rencīde-ḫāṭır geçse göñlümden daḫi vuṣlat Nihān bir yol mu vardır ḫāṭır-ı cānāne gönlümden Tecâhül- i rif: Şâir, «nihân bir yol mu vardır? » derken tecâhül-i ârif sanatını kullanmıştır. Tekrir: Beyitte geçen «hatır» ve «gönlümden» sözcükleri ile tekrir yapılmıştır. Tenâsüb: «hatır» , «cânân» ve «gönlümden» kelimeleri ile tenasüb sanatı yapılmıştır. Aynı zamanda «rencîde» ve «cânân» sözcüklerinde de tenasüb sanatı görülür.
YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR • sozluk. gov. tr • lugatim. com (kubbealtı lügatı) • KARAKOYUN, Ü, (2018). « şık ve Sevgiliye Dair Birkaç Söz ve Nâbî’nin Kendini Anlatan Sevgilisi» . Türk Dili Dergisi, 68, 1 -7. • https: //www. turkedebiyati. org/divan-siirinde-ask-asik-masuk-rakip-ve-zahit/ • https: //www. isa-sari. com/osmanlica/
BENI DINLEDIĞINIZ IÇIN TEŞEKKÜR EDERIM
- Slides: 17