Kaygusuz Abdal l Kaygusuz Abdal XV Yzyl airlerindendir
Kaygusuz Abdal
l. Kaygusuz Abdal, XV. Yüzyıl şairlerindendir.
Yaşamı üzerine bilinenler, onun adına yazılmış bir Vilayetname’ye (Menakıb-ı Baba Kaygusuz), kendi şiirlerine dayanıyor.
l Doğum ve ölüm tarihi kesin olmamakla birlikte 1341 -1444 yılları arasında yaşadığı üstünde birleşilmektedir.
l. Menkıbeye göre, asıl adı Gaybî olup Alâiye (Alanya) beyinin (Hüsâmüddin Mahmud) oğluymuş.
EFSANELERDEKİ KAYGUSUZ Bir gün ava çıkmış ve bir geyiğe rastlamış. Attığı ok geyiğin koltuğuna saplanınca geyik kaçmış, o kovalamış. Abdal Musa’nın tekkesine varmışlar, geyik içeri dalmış. Gaybî de peşinden. Giriş o giriş.
l Kendisini önleyen dervişlerden yaralı geyiği istemiş, böyle bir av gelmediğini söyleyen dervişlerle çekişmeye başlamış.
l Araya giren Abdal Musa: “Oğul attığın ok bu mudur? ” diye koltuğunun altında vücuduna saplı duran oku göstermiş.
l Gaybî böylece Abdal Musa’nı dergahında derviş olmak, şeyhe mürid olmak istemiş. Şeyh ona mücerredlik yolunun zorluklarını anlatmış: “Bey oğlu derviş olmak dilersin demek. Dinle öyleyse. Dervişin ilk harfi d (dal) dir. “Dünyayı terk” demektir. Dervişin ikinci harfi r (re) dir. “Riyayı terk” demektir. Dervişin üçüncü harfi v (vav) dir. “Varlığını terk” demektir. Dervişin dördüncü harfi y harfidir. “Yalanı terk” demektir. Dervişin beşinci harf ş harfidir. “Şehveti terk” demektir. Sen bütün bunları yapabilecek misin? Böyle yaşabilecek misin? Git, babana da sor, razı gelir mi? ” ﺩﺭﻭﻳﺶ
l. Abdal Musa’nın dervişi olmuş ve kırk yıl ona hizmet etmiş.
l Kırk yıl hizmetine koşar, kırk yıl ocağında pişer. Bu ocakta pişmeyenler, nasıl gelmişlerse, kaskatı yine öyle giderler, ham ruhlular, gönül adamı, olgun olmayanlar da vardır.
Bir kez aldım ben karıdan Sekizimiz odun çeker, Kaza verdik birçok akçe, Kaz değilmiş be bu, azmış, Kazı koyduk bir ocağa Boynu da uzun borudan Kazımın kanadı selki Dokuzumuz ateş yakar, Kazımın kanadı ala Eti kemiğinden pekçe, Suyuna biz saldık bulgur Kırk yıl Kafdağı'nı gezmiş, Kırk Abdal kanın kurudan, Kaygusuz Abdal n'idelim, Uçtu gitti bir bucağa Kaz kaldırmış başın bakar, Dişi koyun emmiş tilki Ne kazan kaldı ne kepçe, Var yürü git güle Kanadın kuyruğun düzmüş, Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz. Bulgur Allah deyu kalgır Ahd ile vefa güdelim. Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz. Bu ne haldir hacı ağa Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz. Nuh Nebi’den kalmış belki Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz. Başımıza kalma bela Kaldır postu biz gidelim, Be yarenler bu ne haldir Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.
l Şeyh ona Gaybî, kaygudan reha buldun (kurtuldun); şimdiden sonra Kaygusuz ol!” diyerek Kaygusuz lakabını verdi. Nihayet Hacca niyet etti. Abdal Musa ona bir icazetname yazıp verdi. Kaygusuz kağıdı saklayacak uygun bir yer bulamayarak kalbinde saklamak üzere, onu, içtiği ayranına doğradı ve yedi. İşte, bundan sonra, kalbinden hikmetler (safiyane şiirler) söylemeye başladı.
l. Nihayet, Şeyh onun yanına kırk derviş verdi. Hacca niyet eden Kaygusuz, dervişleriyle beraber uzun bir seyahatten sonra Mısır’a geldi.
Meğer Mısır Padişahı’nın bir gözü kör imiş. Bunu gören Kaygusuz, hemen gözünün birine pamuk yapıştırdı, dervişleri de öyle yaptılar. Dimyat’tan gemiye binip Nil yoluyla Bulak iskelesine geldiler. Mısır Padişahı’nın Hacib’i burada onlara rasgeldi, Kaygusuz’a sorduğu suallere aldığı cevaplar hoşuna gitti. Ve padişaha bunların halini anlattı.
Padişah bunları imtihan etmek istedi. Dervişleri ziyafete çağırdı. Sofraya da sapı üçer karıştan uzun kaşıklar koydurdu. Sofraya ilk önce Mısır’ın zahid ve abidleri, beyleri davet edildi. Kaşıkları görünce şaşırıp kaldılar, bir şey yiyemediler.
l Nihayet bizim dervişler oturdular. Herkes kendi kaşığıyla karşısındakine yemek verdi. Padişah bunların arif adamlar olduğunu anladı.
l Kaygusuz, Padişah’ın bir gözü görmediği için kendilerinin de gözlerinden birine pamuk yapıştırdıklarını söyledi. Bundan pek etkilenen Padişah, pamukları çıkartmalarını emretti. Bunun üzerine Kaygusuz dua etti; hazır olanlar ellerini gözlerine sürüp “amin” dediler; dervişlerle birlikte Padişah’ın da gözleri açıldı. Şeyh’in bu kerametini gören padişah, hemen tahttan inip Kaygusuz’un ellerini öptü, mürid oldu.
l Şiirlerinde de Abdal Musa’ya bağlı olduğunu, şeyhinin tekkesinin Elmalı’da bulunduğunu söylemektedir. Hind'den bezirganlar gelir yayunur Aşık olan bu meydanda soyunur Pişer lokmaları açlar doyunur Toklar gelür pirim Abdal Musa'ya
l Kahire’de Mısır sultanı ile görüştüğü Mukattam dağındaki tekkesini 1404/1405 tarihlerinde yaptırdığı, daha sonra Hicaz’a gittiği, Bağdat, Kerbela, Musul yörelerini dolaştığı ve tekrar Elmalı’ya geldiği biliniyor.
l. Elmalı’da çok kalmamış, Mısır’a dönerek yaşamını tekkesinde sürdürmüştür. Öldüğü yıl bilinmemekle birlikte 1424’ten sonra öldüğü sanılıyor.
l Kahire’deki tekkesinin yanında bulunan Mukattam dağında bir mağaraya gömülmüş. Bu nedenle Abdullah El Magarevî adıyla anıldığı söylenmektedir. l Bir başka görüş, Kaygusuz’un mezarının Elmalı’nın Tekke Köyü’ndeki Abdal Musa Türbesi’nde olduğudur.
Kaygusuz Abdal_0859. avi
O, bir kalenderidir.
BU DEM DEDİKLERİ Bu âdem dedikleri el ayaklaserveridir baş değil Gerçi et ve deridir cümlenin dem mânâyıderler mutlak âdemdedir nutk-u dem mânâya ilearınsa kaş değil. Hak dem gerek su gibisurat arı olsa Hakkın kudret sırrıdır gayre bakmak hoş demdedir külli hal ilm ü hikmet güftdeğil ü kal demden gafil olma o hayal ya düş değil dem odur ey hoca gıdası mânâ ola dem oldurözünü ey hoca nefsi de serkeş değil Kendi bilen maksudun bulan kişi dem katında âdem dane-i haşhaş değil Bu Kaygusuz Abdal’a âşık demem Maksud âdemden ahî çöp veya tutmuşdünyada değil Hakkı bilen doğrudur yalancı kallâş değil Nakş u suret gözetir maksudu Nakkaş değil
l Kaygusuz Abdal aruz ve heceyle şiirler yazmış, kaynağını sözlü anlatımdan alan, yalın bir dile, kendine özgü bir söyleyişe yaslanan düzyazı örnekleri vermiştir.
l Asıl önemi halk şiiri geleneği içinde, halkın diliyle yazdığı nefeslerde görülür.
NEFES Bektaşî şairlerinin yazdıkları tasavvufî şiirlerdir. l Nefeslerde genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücut (varlığı birliği) kavramı anlatılır. l Bunun yanı sıra Hz. Muhammet ve Hz. Ali için övgüler de söylenir. l Nefeslerin bazılarında kalenderane ve alaycı bir üslûp göze çarpar. l
Dost senin yüzünden öze Bana derler ki şeyatin Sofi-i salus nedendir İnsan-ı kâmil ki derler Ben kıble-i can bilmezem O Şah-ı hüsnün aşkına Senin yolunu azdırır Hüsne münkir geçindiği Mustafadır Murtazadır Pirin hüsnünü Özümü viranseverim kılmışam Ben şu zerrak sofulardan Ne acep belâ gelüptür Dahi kim vardır cihanda Bir başka iman bilmezem Kaygusuz Abdal'dır adım Gayri bir şeytan bilmezem Şu ki ben Haktan bilmezem Ben gayri insan bilmezem Cübbe ve kaftan bilmezem
l “Gerçekten de coşkun, coşkun olduğu kadar yaşayışa bağlı, yoksulluk çeken bir insandır. Kendinin ve halkın ruhsal durumlarını alaylı bir tarzda inceleyen, dile getiren bir ozandır.
Eksik avradın kötüsü dizini dikip oturur Boğaza takmış akıkin aşına bulmaz kekiğin Ayağında meşin mesi kolunda gümüşün başı İşinin kolayın bulmaz yüzünü yıkıp oturur Yata yata karnı şişer eşinin başında işer Yeni donunun söküğün dizine takıp oturur Çocuklar oynar aşığı köpekler yutar bulaşığı Soyunmaya elbisesi taşraya bakıp oturur Başa bağlamış emiri rençberler sever demiri Bitler kanatkanıp uçar sirkeye bakıp oturur Kaygusuz aydır atılmaz pazara çeksen satılmaz Karga da yemiş kapmış kaşığıtekneye havayabakıpoturur Danalar hamırı Haz’rolup işe atılmaz bir manda çöküp oturur
l. Derli toplu, düzenli şiir söylerken bile birdenbire sözleri bir tekerleme haline girer.
Yamru yumru söylerim İşim kalp sözüm yalan Aşk kuşları derilse Terketmedim benliği Her sözüm kelek gibi Arifler sohbetinde Ben değil adım filan Gerçi Hakk'ın halkıyım Aşktan dane verilse Bu marifet ilminden Bilmedim insanlığı Aşıklar can içinde Ben avare gezerim Marifet söyleseler Miskin Sarayî kıydın Bu halk insana derim Marifetsiz aylakım Usulüm toya benzer Haberim yok cahilim Suretim adem veli Aşikar gördü Hakk'ı Sahrada leylek gibi Ben de hemen düşünmem Kul oldun sen nefsinde Sözümü gerçek gibi Arifler sohbetinden Avazım ördek gibi Benden mana sorsalar Her huyum eşek gibi İşitmenin manası Ürerim köpek gibi Senin hırs ü hevesin Kaçarım ürkek gibi Sözlerim sürçek gibi Olmıya görmek gibi Tuttu seni fak gibi
l Birçok şiirlerinde tatmin edilmeyen isteklerin özlemi, bilinçaltı izlenimlerin söze gelişi, özlü bir yaşayış ve dilenen mutluluk özlemi göze çarpar, bazı kere de gerçeküstü bir şiir meydana çıkar.
Kaplı kaplı Kaplumbağalar Kelebek ok yay almış, Leylek koduk doğurmuş Bir karınca devenin Domuz düğün eylemiş Kanatlanmış uçmaya Ergene'nin Köprüsü Aba şikara çıkmış, Deve hamama girmiş Havda zurna çalar Kaygusuz'un sözleri Tepmiş oyluğun ezmiş Ayıya kızın vermiş Kertenkele geçmeye Susuzluktan kurumuş Domuzları korkutur Dana dellaklık eder Balıklar kavağa çıkmış Hindistan'ın kozları Bir budunu götürmüş Kırım suyun geçmeye Maymun sinde getirmiş Ayıları kaçmaya. Edirne Minaresi Söğüt dalın biçmeye Su sığırı natır olmuş Dönüp ister kaçmaya. Bunca yalan söyledim Kaftan gömlek biçmeye Eğilmiş su içmeye. Nöbet ister çıkmaya Girer misin uçmağa.
MANZUM ESERLER Divan (Millet Kütüphanesi, Ali Emiri Kitapları Manzum No: 797) Minber-nâme Gülistan (Ankara Genel Kitaplık No: 167) Dolapname Gevher-nâme Mesnevi-i Baba Kaygusuz (Süleymaniye Kütüphanesi, Haşim Paşa Bölümü No: 19)
MENSUR ESERLER Budalanâme (Millet Kütüphanesi, Ali Emiri Kitapları No: 909) Kitabı Miglâte (Miglatename) (Süleymaniye Kütüphanesi, Düğümlü Baba Bölümü No: 41162) Vücudnâme (İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Türkçe Yazmalar No: 6817) Risale-i Kaygusuz Abdal (Atatürk İstanbul Belediye Kütüphanesi, Osman Ergin Bölümü No: 1102) Sarây-nâme Dil-güsâ Esrâr-i Hurûf
DOST SENİN YÜZÜNDEN Dost senin yüzünden özge ben kıble-i can bilmezem Pirin hüsnünü severim bir gayri iman bilmezem Bana derler ki şeyâtîn senin yolunu azdırır Ben bu zerrak sofulardan gayri bir şeytan bilmezem Sofî-i sâlûs nedendir hüsne münkir geçindiği Ne acep belâ gelüptür şu ki ben Hak’tan bilmezem İnsan-ı kâmil ki derler Mustafa’dır Murtaza’dır Dahi kim vardır cihanda ben gayri insan bilmezem O Şah-ı hüsnün aşkına özümü viran kılmışam Kaygusuz Abdal’dır adım cübbe ve kaftan bilmezem
- Slides: 38