HAVZA MESLEK YKSEKOKULU BRO YNETM VE YNETC ASSTANLII
HAVZA MESLEK YÜKSEKOKULU BÜRO YÖNETİMİ VE YÖNETİCİ ASİSTANLIĞI Klavye Teknikleri Öğretim Görevlisi, Kevser GİRGİN ÇATALKAYA
Metin Yazma Uygulamaları Klavye Teknikleri Hafta 8
KONU BAŞLIKLARI • Metin yazma Uygulamaları
• Hız Hesaplama Örneği Beş dakikalık bir hız testinde 150 sözcük ve 4 yanlış yapılması durumunda "Dakikalık Net Sürat” aşağıdaki gibi hesaplanabilir: Dakikalık Brüt Sürat Yapılan yanlış sayısı Her yanlış için ceza indirimi Test süresi 150 sözcük (kelime) 4 (ceza indirimi) 10 sözcük 5 dakika • Dakikalık Net Sürat = 150 -(4 x 10) = 110 = 22 kelime/dk 5 5 • Dakikalık Net Sürat = 22 kelime/dk
HUKUK DEVLETİ Hukuk devleti kavramı, polis devleti kavramına karşı geliştirilmiş bir kavramdır. Polis devletinde hukuk kuralları vardır. Bu kurallar sadece yönetilenleri bağlamaktadır. Hukuk devletinde, devlet ülkesi sınırları içerisinde yaşayan bireylere hukuki güvenlik sağladığı gibi, yöneticilerin de koymuş oldukları hukuk kuralları ile bağlı bulundukları devleti ifade etmektedir. Kişilere hukuki güvenliğin sağlanabilmesi için devlet iktidarının sınırlanması gerekmektedir. Bu nedenle, anayasacılık hareketleri, hukuk devleti ile aynı amaca hizmet etmektedir. Bireylere güvence sağlamak amacıyla temel hak ve hürriyetler yazılı anayasalarda yer almıştır.
• Ülkemizde 1961 Anayasası ile hukuk devleti ilkesi kabul edilmiştir. Bu ilkenin birtakım şartları bulunmaktadır. Bu şartlar; kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi, idarenin hukuka bağlı olması, kanunlar önünde eşitlik, suç ve cezalara ilişkin bir kısım ilkeler (1982 Anayasasını 38. maddesi ile sayılan ilkeler), doğal yargıç teminatı, mahkemeleri bağımsızlığıdır.
ETKİN TOPLANTI YÖNETİMİ Büro Yöneticileri zamanlarını kabaca yüzde 20'sini toplantılarda geçirirler. Bir büro ortamında iletişim kurmanın en önemli yollarından biri toplantılardır. Toplantıları en etkin şekilde yürütmek için şu noktalara dikkat ediniz. I. Toplantıdan önce, destek sağlamak ve fikirlerinize ve önerilerinize dayanak bulmak amacıyla toplantıya katılacak kişilerle temas kurun. 2. Toplantıyı sizin yöneteceğinizi düşünerek, resmi sunuşu kimin yapacağını belirleyin. 3. Neler görüşüleceğine karar vererek, toplantıdan önce (en azından bir gün önce) toplantı gündemi hazırlayıp, dağıtın.
4. Toplantının süresini belirtin ve her konuşmacının tanınan süre içinde sözlerine tamamlamasını takip etmek için zamanı kontrol edin. 5. Toplantıdan önce grafik şema ve raporlar hazırlayın ve toplantıya katılacaklar gelmeden önce tepegöz gibi gerekli teçhizatın işler durumda olduğunu kontrol edin. 6. Toplantıyı duyurulduğu saatte ve tam zamanında başlatın. 7. Toplantıyı kontrol altında tutun. Tartışmalar sırasında tartışmaya katılanların konudan uzaklaşmamalarını sağlayın. 8. Kararlaştırılan hareket planını özetleyin ve belli sorumlulukları ve bu sorumlulukların en son yerine getirilme tarihlerini de içeren bir tutanağın hazırlanmasını sağlayın. 9. Toplantının ne kadar verimli olduğunu ve nasıl daha verimli hale getirilebileceğini değerlendirin.
TSUNAMİ Japonca’da "liman dalgası” anlamına gelen tsunami sözcüğü; okyanus ya da denizlerin tabanında oluşan deprem, volkan patlaması ve bunlara bağlı taban çökmesi, zemin kaymaları gibi olaylar sonucu denize geçen enerji nedeniyle oluşan uzun periyotlu deniz dalgasını temsil eder. Tsunamiden sonra oluşan dalganın diğer deniz dalgalarından farkı; su zerreciklerinin sürüklenmesi sonucu hareket kazanmasıdır. Derin denizde varlığı hissedilmezken, sığ sulara geldiğinde dik yamaçlı kıyılarda ya da daralan körfez ve koylarda bazen 30 metreye kadar tırmanarak çok şiddetli akıntılar yaratabilir.
• Tsunami ilk oluştuğunda tek bir dalgadır ancak kısa bir süre içerisinde üç ya da beş dalgaya dönüşerek çevreye yayılmaya başlar. Bu dalgaların birincisi ve sonuncusu çok zayıftır ancak diğer dalgalar etkilerini kıyılarda şiddetli biçimde hissettirebilecek bir enerjiyle ilerlerler. Bu nedenle depremlerden kısa bir süre sonra kıyılarda görülen yavaş ama anormal su düzeyi değişimi ilk dalganın geldiğini gösterin Bu değişim, arkadan gelecek olan çok kuvvetli dalgaların ilk habercisi de olabilir.
NASREDDİN HOCA Nasreddin Hoca, Anadolu'da veya yakınlarında yaşayan, nükteleriyle ünlü kişidir. Hayatı ve kişiliği etrafında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Ona atfedilen fıkralara bakıldığında herkesin paylaşacağı tek ortak fikir nüktedan bir kişi olduğudur. Bunun dışında onun bir halk bilgesi olduğu da söylenebilir. Ancak kimi fıkralar onun veli bir şahsiyet olabileceğini düşündürürken kimi fıkralar ise menfaatine düşkün ve fırsatçı bir portre ile karşıya kalındığı izlenimini vermektedir. Nasreddin hoca ile ilgili doğruluğu kesin olmamakla birlikte bazı rivayetlere göre 1208 senesinde Eskişehir'in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde doğmuş, 1284 yılında Akşehir'de vefat etmiştir. Akşehir'de ona atfedilen bir türbe vardır.
Yazıya geçirilmiş ilk Nasrettin Hoca hikayesini Sarı Saltuk'un hayatını anlatan Saltukname içermektedir. Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem'in (sonradan Cem Sultan ismiyle tarihe geçecektir) şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebülhayr Rumi tarafından Saltukname yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır. Yine bazı rivayetlere göre Nasreddin Hoca ilk öğrenimine doğduğu köyde imam olan babası Abdullah Efendi'de başlamış ve tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imamlık yaptı. Ayrıca kadı yardımcılığı ve medrese hocalığı da yapan Nasreddin Hoca, Muhammed Hayrani'den tasavvuf ilmini tahsil etmiştir. Ahmed Fakih adlı bir alimden ders aldığı da rivayet edilmektedir, 1284 yılında vefat ettiği şeklindeki rivayet göz önüne alınırsa, onun Selçuklular devrinde yaşadığını ve Timur Han ile görüşmediğini dikkate almak gerekir.
Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, İnsanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek İçin onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.
NASRETTİN HOCA FIKRASI Kadı'nın İneği Nasreddin Hoca'nın Kadı vekilliği yaptığı günlerden birinde adamın biri, dili bir karış dışarıda, endişeli mahkeme binasına doğru koşuyormuş. Hoca da, makamına oturmuş keyifli kahvesini içiyormuş. Birden odanın kapısı açılmış. Adam nefese, "Kadı Efendi, Kadı Efendi! Adaletini göster!” deyip, biraz durmuş, sonra da anlatmaya başlamış: "Efendi Hazretleri, ben cahil bir adamım. Kanundan filân anlamam. Onun için size geldim, sorup öğreneyim, dedim. Bir inek, bir ineği öldürürse cezası ne olur acaba? ” diye sormuş.
Hoca, güya adamı ikna edebilmek için önünde duran kara kaplı kitabı açmış. — "Eveeet! İşte, şurada bir yerde yazılı olacak. . . Tamam, tamam! İşte buldum. Dinle bak” dedikten sonra: "İki inek kavga eder de biri diğerini öldürürse, hayvanda akıl olmadığından cezalandırılamaz. Şayet, sahibinin olaydan haberi yoksa ona ceza verilmez, ” demiş. Hoca'nın bu sözleri üzerine adam rahatlamış. Derin bir nefes almış. Sonra da kıs gülerek: - "Hoca efendi, nasıl olsa kanunu söyledin. İşini aslını şimdi dinle” dedikten sonra da: "Efendi Hazretleri, az önce doğruyu söylemekten korkmuştum. Benim ineğin ne kadar dövüşçü olduğunu bilirsin. Bu sabah çayırda otlarken senin sarı ineğin kamını deşip öldürdü” demez mi? O zaman Hoca'nın rengi atmış. Bütün hiddetiyle gürleyerek, "Demin ben de sana, seni baştan savmak için yalandan okumuştum. Şimdi mesele değişti. Hele şu kara kaplı kitabı bir daha açık okuyalım!” demiş.
NASRETTİN HOCA FIKRASI Soğuk Hoşaf Nasreddin Hoca bir gün arkadaşını ziyaret etmek için yola çıkıyor. Hava öyle sıcak ki, Hoca'nın dili damağına yapışmış bir halde terliyor. Hoca köye vardığında, arkadaşı şöyle söylüyor: "Ah Hoca, ne oldu böyle? Sen ne kadar da yorgun görünüyorsun. Gel, eve gidelim ve buz gibi bir soğuk hoşaf içelim. Sen onu içersen, dinlenirsin. ” Arkadaşı Hoca'yı eve getirmiş. Kaynatılmış erik hoşafını kurulan sofraya koymuş. Hoca'ya da küçük bir kaşık vermiş! "Beraberce hoşafı içelim” diyerek kendisi de büyük bir kaşık almış. Daha sonra soğuk hoşafı içmeye başlarlar.
Hoca şöyle söylenir: "Ne kadar da lezzetli. Fakat hoşaf bu küçük kaşıkla içilmiyor. ” Ev sahibi de yanan göğsünü serinletmeye çalışır. Arkadaşı hoşafı içtikçe, bir eliyle de midesini tutar. "Ahh, çok yorulmuşum, hoşafı içersem, tekrar hayatıma kavuşurum. ” der. Adam içini çektiğinde, Hoca kendine şöyle söylenir: "devamlı içini çeken ve ölmek isteyen ne utanmaz bir adammış bu? ” Bunun üzerine sabrı tükenen Hoca şöyle söyler: "Hey, arkadaş! Devamlı ölmeye ne var? Büyük kaşığı bana ver ki, ben de kendimi öldürebileyim. "
NASRETTİN HOCA FIKRASI Yağmurdan Kaçıyormuş! Bir gün, bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken, Hoca da evinin penceresinde oturarak sokağı seyrediyormuş. Bir ara dostlarından birini, cübbesinin eteklerini beline dolayarak koşa evine giderken görmüş ve pencereyi açarak seslenmiş: "İnan olsun ki çok ayıp! Senin gibi aklı başında, olgun bir adam, Allah'ın rahmetinden kaçar mı? , İçinden Hoca'ya hak veren adamcağız, bu sefer ağır yürümeye başlamış: fakat tepeden tırnağa ıslanmış olarak evine varınca, Hoca'nın oyununa uğradığını anlamış.
Günün birinde Hoca yolda yağmura tutulmuş: koşar adım evine yönelmiş, Birkaç gün önce kendisiyle alay ettiği ahbabının evi önünden geçerken adamcağız "taşı gediğine koymanın tam zamanı" diyerek, evin penceresinden Hoca'ya bağırmış: "Hocam, Allah'ın rahmetinden niçin kaçıyorsun, ayıp değil mi sana? " Hoca, hiç istifini bozmadan koşmaya devam ederek şu cevabı vermiş: "Hay anlayışsız, hay!. . , Ben rahmetten kaçmıyorum: tam tersine yere düşen rahmetleri çiğnememek için koşuyorum!. "
ATATÜRK'ÜN YATI "SAVARONA” • Savarona bugüne kadar inşa edilen kraliyete ait olmayan en büyük yattır. Toplam uzunluğu 136 metre, direği 16 metre, iskeleti 6. 1 metre ve en yüksek hızı 18 deniz mili, gezinti hızı ise 16 deniz milidir. Ana süitin yanı sıra 17 lüks süitin alam ortalama 50 metre karedir. • Savarona, Brooklyn Köprüsü'nü inşa eden mühendis John Roebling'in kızı Emily Roebling Cadwallader tarafından hizmete sokuldu, Bayan Cadwallader Savarona'yı 1931 'de Hamburg'da Blohm ve Voss tersanelerinde 4 milyon dolara mal etti.
• Savarona Atlantik, Akdenız ve Kuzey Afrika sularını geçti fakat Cadwallader onu yüksek dışalım vergisinden dolayı Amerika Birleşik Devletleri'ne sokamadı. Yatı satmaya karar verdi ve 1938 yılında Savarona Türk Hükümeti tarafından satın alındı. • Yat, iki ay sonra bazı döşemeleri yenilendikten sonra Atatürk'ün ölümcül hasta olduğu sırada İstanbul'a geldi. Atatürk'ün Savarona'da geçirdiği altı hafta boyunca kabine toplantıları düzenlendi, Romanya Kralı Carol da dahil olmak üzere önemli konuklar, devlet başkanları ağırlandı. Atatürk, 10 Kasım 1938 'de Dolmabahçe sarayında öldü. • Savarona, II. Dünya Savaşı sonrasında Türk Deniz Kuvvetleri'nin onu eğitim gemisi olarak kullanmasına kadar bir daha yelken açmadı. 1989 yılında Savarona'yı hurdaya çıkarma kararı alındı; ancak Kahraman Sadıkoğlu son dakika kararıyla yatı 49 yıllığına kiraladı ve Savarona'yı önceki görkeminden daha iyi bir hale kavuşturmak için çok çaba isteyen yeniden döşeme işine başladı. İçi Donald Starkey tarafından tasarlanan yatı yenilemek için 425 işçi yaklaşık üç yıl çalıştı. Savarona, bugün yolcusu olma ayrıcalığı kazananlara zarafeti ve lüksü yaşatarak bir kez daha dünya sularında seyretmektedir.
- Slides: 22