GRUP YAPISI VE DNAM Grup Nedir Bir kalabaln
GRUP YAPISI VE DİNAMİĞİ Grup Nedir? Bir kalabalığın grup sayılabilmesi için ortak amaç ve kurallarının olması gerektiği söylense bile en geniş haliyle aralarında etkileşim olan insanlar grup olarak ele alınmaktadır. Gruplara katılmak; Psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarımızı karşılar Tek başımıza yapamayacağımız işlerin üstesinden gelebiliriz Üye olmayan kişilerin edinemeyeceği bilgilere ulaşmamızı sağlayabilir Kendimizi güvende hissetmemize yardımcı olur Grup dışı düşmanlardan korunmamızı sağlayabilir Sosyal bir kimlik edinmemize yardımcı olur.
GRUBUN BİREYE ETKİSİ (GRUP DİNAMİĞİ) Grubun Birey Üzerindeki Normatif (Belirlenmiş kalıplar içinde olan) Etkisi Grup hiyerarşisi içinde acaba hangi üyeler grup normlarına daha çok uyarlar? Dittes ve Kelley (1956), yaptığı deneyde bir çalışma grubu oluşturulmuş ve bunlar bir süre beraber çalıştırıldıktan sonra, hayali bir şekilde grup üyelerine grubun kendisi hakkındaki fikirleri söylenmiştir. Bir kısmına grup seni destekliyor, bir kısmına grup seni istemiyor bir kısmına da ortadasın ne olacağı belli değil şeklinde hayali değerlendirmeler yapılmıştır.
Bu üç grup içinde en çok grup normuna uyanlar kendilerinin kısmen kabullenildiğini sanan kişiler oluşturmuştur. Çünkü durumları net değildir. Bu kişiler grup dışında da (yalnızken de) grup normlarını uygulamışlardır. Bu nedenle bu grupta benimsenme ile uyma söz konusudur. En alt düzeydeki çalışanlar orta düzeyde olanlar kadar olmasa da uyma davranışı göstermektedirler. Ancak bu gruptakiler bu davranışları grup içindeyken göstermekte, yalnızken göstermemektedirler. Bu kesim itaate dayalı bir uyma davranışı sergilemektedirler. Bu gruptakiler benimsenmediklerini bildiklerinden onları grup normlarına uymaya iten çok fazla itici güç yoktur. Grup normlarına uymamakla kaybedecekleri çok fazla bir şey de yoktur. En üst grupta olanlar ise ortadakilerden daha az uyma davranışı göstermektedirler. Kabullenildiklerini bilen bu kişiler kendilerini rahat hissetmekte ve her norma uyum sağlama konusunda kendilerini zorlamamaktadırlar. Hollander (1958) bunu kendine özgü davranabilme yetkisi olarak tanımlamıştır. Grup üyelikleri garanti olan kimseler, sahip oldukları statüye bağlı olarak, durumları perçinlendikten sonra, grup normlarına zaman uymama lüksüne sahip olabilirler. Bu üç gruptaki eğilim sosyo-ekonomik seviyenin düşük, orta ve yüksek olduğu durumlarda da görülebilir. Kurallara en çok uyan toplumsal sınıf orta gelirli kimselerden oluşur.
Grubun Bireysel Tutum Değişimine Etkisi Grup, grup üyelerinin tutum değişimini artırabilir de engelleyebilir de. Tutum değişimi grup normu doğrultusunda ise artırıcı, ters ise engelleyici bir etki yapar. Grubun kendi normuna ters düşen bir tutum değişimini engellemesine örnek Kelley ve Volkart (1952) tarafından yapılan deneylerdir. İzcilik konusunda pozitif yargıya sahip izci çocuklara izciliğin modasının geçtiğine dair bir konferans verilmiştir. Bu konferanstan sonra bu çocuklar izciliği daha da sahiplenmişlerdir. İzciliğe diğerleri kadar değer vermeyenlerin ise tutumları ya hiç değişmemiş ya da çok az değişmiştir. Kelley ve Woodruff (1956) çalışmasında, bir konu ile ilgili öğrencilere teypten dinletilen konuşmanın sonundaki alkışın bir gruba üniversite öğrencilerinden bir gruba da öğrenci olmayan kimselerden geldiği söylenmiştir. Alkışların kendilerine benzeyen kişilerden geldiğini düşünen kişiler propagandadan daha fazla etkilenmiştir.
Lewin (1943), İkinci Dünya Savaşı’ndaki dönemlerde hayvanın tamamından yararlanabilmek için sakatatın da yenebileceği iki ayrı grup kadınına anlatılmıştır. Birinci gruba konferans verilmiş, ikinci grupsa bu konuyu tartışmıştır. Konferans alanlardaki tutum değişimi % 3 iken, diğer grupta bu oran % 32 olmuştur. Bu gruptaki kadınlar evdeki dirence –gruptaki diğer kadınların da desteğini alarak- direnç gösterebilmiştir. Grup tartışması bir grup kararının ve normunun oluşmasına katkı sağladığı için bu gruptaki kadınlar böyle bir tutum değişikliğini başarabilmişlerdir. Beyin yıkama uygulamalarında da bu durumdan izler vardır. Kore Savaşı’nda Çinlilerin esirleri gruptan izole ettikleri ve onları karşı propagandaya tuttukları gözlenmiştir. Grup desteğinden yoksun kalan kişiler karşı tarafın değerlerini daha kolayca kabullenebilmişlerdir. Mesela rütbe ayrımını kaldırmak için tüm askerlere tek bir forma giydirilmiş, en düşük rütbelilere en büyük sorumluluklar verilmiştir. Ancak aynı durum Türk esirlerde söz konusu olmamıştır. Çünkü Amerikalı askerlerde askeri normlara uyma itaat yoluyla iken, Türklerde benimseme yoluyladır. Bu nedenle koşullar değişse de Türkler grup normlarından ayrılmamışlardır.
Grubun Bireyin Verimliliğine Etkisi Yapılacak İşin Türü ve Grup Performansı Ne tür bir işin yapıldığı grubun performansını belirlemektedir. Örneğin ortak bir ödev yapılmasında ya da gelecek yılki enflasyonun tahmin edilmesinde grup bireyden daha başarılı sonuçlar elde eder. Bir bilgi yarışmasında ise grubun başarısını ekipteki en bilgili kişi belirler. Bir dağa tırmanan ekibin başarısını ise en yavaş üyenin hızı belirler. Diğer taraftan grup performansının üye sayısı artıkça bir noktaya kadar yükseldiği, o noktadan sonra koordinasyon güçlüklerinden dolayı azaldığı görülmektedir.
Sosyal Hızlandırma İnsanların grup içinde yalnızken olduklarından daha verimli olduklarına dair görüşler olmakla birlikte bunun tersi durumlar da gözlenebilmektedir. Zajonc (1965 -1966) bu durumu sosyal hızlandırma kavramı ile açıklamıştır. Eğer grupça yapılacak iş basitse grup kişinin doğru işler yapmasını olumlu etkileyecektir. Ancak karmaşık ve hata yapmaya müsait işler bir grup tarafından yapılıyorsa bu durumda kişinin hata yapma olasılığı artacaktır. Yani her iki durumda da kişinin yapma eğiliminde olduğu (baskın) tepkilerini yapma olasılığı artar.
Sosyal Kaytarma Başkaları nasıl olsa yapıyor benim yapmama ne gerek var şeklinde düşünülmesi sosyal kaytarma olarak ifade edilebilir. Bir evin taşınmasında herkesin aynı katkıyı göstermemesi vb. Bu durum 1979’da bir deneyle kanıtlanmıştır. Deneklerden el çırparak mümkün olduğunca çok gürültü çıkarmaları istenmiştir. Kişiler tek başına iken 2, 4 ve 6 kişilik gruplar halinde olduklarından daha fazla el çırpmışlardır. Bu durum bireyci topluluklarda daha çok görülürken toplulukçu kültürlerde bu duruma rastlanmamakta aksine toplulukçu kültürle yetişmiş kişiler grup halinde tek başlarına olduklarından daha fazla performans göstermektedirler. Yalnız burada iç ve dış grubu ayrımı ortaya çıkmaktadır. Toplulukçu kültürlerde bu sonuçlar iç gruplarda görülmekte olup dış gruplarda bir miktar sosyal kaytarma gözlenebilmektedir. Sosyal kaytarmayı; grup üyelerinin performansının ölçülebileceği bir sistem kurarak, grup üyelerinin başarılı olmayı bir değer olarak benimsemelerini sağlayarak ve grup üyelerinin katkılarının dikkate alındığını göstererek azaltmak mümkün olabilir.
Eleştirisiz Grup Tartışması Beyin fırtınası olarak bilinen bu çalışmaların sanılanın aksine her zaman yaratıcı fikirlerin doğmasına yardımcı olmadığı görülmüştür. Bu nedenle bir tartışma konusu hakkında önce üyeler yalnız başlarına çalışarak fikir edinmeli ardından bu olgunlaşmış fikirlerini grup içinde tartışmaya açmaları grubun daha yaratıcı olmasına yardımcı olabilecektir. Bu şekilde daha az bilgi ile beyin fırtınası çalışmalarına katılan kişilerin baskın görüşten etkilenme olasılıkları da azalır.
Sosyal Kimlik Kişiler kendilerini içinde bulundukları gruplarla (Mülkiyeli, ODTÜ’lü, Galatasaraylı, Denizlili vb. ) özdeşleştirip o grupların düşünce ve değer yargılarıyla hareket edebilir. O grupların başarısından gurur duyar. Bireylerin zaman bu gruplar içinde kimliklerini kaybettikleri görülür. Kişiler normalde yapmadıkları şeyleri grup üyesi iken yapabilir. Saldırganlık gibi. Le Bon (1986) bunu sosyal bulaşma olarak tanımlamıştır. Kişiler grup içinde sorumluklarını unutup, kontrol mekanizmalarını kaybedip bu sorumluluğu gruba atabilirler. Grup üyeleri kendi kimliklerinin belirgin olmadığı düşündükleri durumlarda daha çabuk kendilerine has kimlikleri unuturlar.
GRUPLARDA KARAR VERME Riske Girme 1960’lara kadar yaygın düşünce grup kararlarının grubun orta yolda birleşmesi sonucu ortaya çıktığı yönündeydi. Stoner (1961) tarafından yapılan çalışma bunun aksini gösterdi. Deneklere biri diğerinden daha riskli olan seçenekler gösterildi. Örneğin mevcut işi mi, yoksa daha fazla maaşlı ancak uzun vadeli iş güvencesi olmayan başka bir işi mi seçersiniz? gibi sorular soruldu. Cevaplarda yeni işte başarı düzeyi % 30, 50, 70 ve 90 olarak belirtilmekte ve deneklerin riskli davranışı önermeleri için hangi başarı düzeyinin sağlanması gerektiğini belirtmeleri istenmektedir. Denekler soruları yalnız cevapladıktan sonra gruplar halinde varsayımsal sorulara cevap arıyorlar. Deneyde grupların bireysel kararlardan daha riskli kararlar verdiği görülüyor. Buradan hareketle grup kararlarının grubun uzlaşısı sonucunda ortaya çıkmadığı anlaşılmaktadır. Bazı çalışmalar grup üyelerinin zarar görme ihtimali olduğu durumlarda bile riske girme eğiliminde olduğunu göstermiştir.
Acaba neden gruplar bireylerden daha riskli hareket etmektedir? 1) Riske girme eğiliminde olan kişilerin grupları yönlendirici, ikna edici bir etkisinin olduğu düşünülebilir. Ancak grup riske girme eğiliminde değilse bu tip kişiler ikna edici olarak görülmemektedir. Buradan hareketle riske girme eğiliminde olan kişilerin değil, grubun hangi yöne eğilimli olduğu, riskli davranış gösterip göstermemeyi etkilemektedir. 2) İkinci bir etken grup içinde sorumluluğun dağılımıdır. Gruptaki üye sayısı artıkça sorumlulukta azalacaktır. Bir kazaya şahit olan insan sayısı artıkça birinin yardım etme olasılığının azalması gibi. Grupla hareket eden kişi riskleri tek başına üstlenmeyip paylaşacağından daha çok riske girme eğiliminde olabilecektir. 3) Üçüncü bir etken kültürel değerlerdir. Girişkenliğe değer atfeden toplumlar riski girişimlerde bulunan kişileri takdir etmektedir. Kişi grup içinde bu tip davranışların grupça kabul gördüğünü bilerek hareket ediyor olabilir.
Uçlara Kayma Yapılan araştırmalar grupların bireylerden sadece daha riski kararlar almadığını aynı zamanda daha tutucu seçimler yaptığını da gösteriyor. Bu yüzden yalnızca riske girme olarak değil uçlara kayma şeklinde grup etkisinden bahsetmek gerekmektedir. Grubun ne ölçüde aşırıya kaçacağı grup üyelerinin başlangıçtaki fikirlerinin ortalamasıyla doğru orantılıdır. Başlangıçta grup üyeleri aşırıya yakın fikirlere sahipse grubun alacağı karar o oranda aşırıya kaçmaktadır.
Grup Düşünü 1972’de Janis tarafından dile getirilmiştir. Bu kavram; uzlaşıya varmak için gösterilen olağan üstü çaba sonunda gerçeğe uygunluğun ve ahlaki yargıların kalitesindeki düşme olarak tanımlanabilir. Zaman zaman bir karara varma isteği, ne karar verildiğinden daha önemli bir hale gelebilir. Bu durumda grup hızla, yeterince düşünmeden ve tartışmadan karar alabilir. Bu duruma düşen gruplarda, grup üyeleri grup kararlarının tartışılmaz olduğunu düşünürler, kararlarının doğru olduğuna dair bahaneler üretirler, dışarıdan gelen eleştirilere kapalıdırlar, grup içindeki farklı görüşleri engellemeye çalışırlar. Bunun önüne geçebilmek için farklı görüşleri tolere eden bir yapının teşvik edilmesi, dışarıdan üçüncü bir gözün gruba dahil edilmesi veya grup kararlarının kapalı oylama ile alınması gibi yollara başvurulabilir.
- Slides: 14