ESK TRK EDEBYATI XVII YZYIL BEYT ERH NY
ESKİ TÜRK EDEBİYATI XVII. YÜZYIL BEYİT ŞERHİ NİY ZÎ-İ MISRÎ ( )ﻧﻴﺎﺯﺉ ﻣﺼﺮﻱ
HAYATI � Halvetî tarikatının Niyâziyye veya Mısriyye kolunun kurucusu, büyük bir mutasavvıf ve şeyh, Yunus yolunun güçlü takipçisi, coşkun ve cezbeli bir sûfî şair olan Niyâzî-i Mısrî, Genç Osman’ın tahta çıktığı yıl, 12 rebiülevvel 1027/ 8 Şubat 1618 Cuma gecesi Malatya’da doğmuştur. Asıl ismi Mehmed’dir. Niyâzî ve Mısrî ise mahlaslarıdır. Mısrî diye anılması, tahsilini Mısır’da yapmasından dolayıdır.
� İlk eğitimine kardeşleri ile birlikte köyünde başlayan şair, Malatyalı bilginlerden hem dinî alanda hem de tasavvufî alanda dersler alarak kendini yetiştirir. Babasının, onu kendi şeyhine bağlanma arzusunun hilafına yine Malatyalı Halvetî şeyhi Hüseyin Efendi’ye talebe olur. Kısa bir müddet sonra şeyhinin Malatya’dan ayrılması üzerine Niyâzî 20 yaşları civarında 1048/1638’de şehirden ayrılarak önce Diyarbakır’a, oradan Mardin’e geçer. Buralarda kaldığı zaman içinde ilmî yönden kendini geliştirmeye devam eder. Daha sonra Kerbelâ, Bağdat ve Kahire’ye gider. 1050 /1640’ta İskenderiye’dedir. Mısır’da bulunduğu süre zarfında da Câmiü’l-Ezher’de ilmî faaliyetlerini sürdürmüş, tasavvufî gelişimini tamamlama gayreti içinde olmuştur. Gördüğü bir rüyanın etkisiyle 1053/1643’te Mısır’dan ayrılarak Arabistan ve Anadolu’nun değişik yörelerini gezen şair 1056/1646’da İstanbul’a gelir. Artık bundan sonra Mısrî lakabıyla Niyazî-i Mısrî adıyla anılacaktır. İstanbul’da fazla kalmayan şair önce Bursa’ya, oradan da Uşak’a geçer. Burada kısa bir süre Ümmî Sinan’ın talebesi Şeyh Mehmed’in yanında kalır. Ardından Elmalı’ya gider. Artık şeyhi Elmalılı Ümmî Sinân’a kavuşmuştur. (1057/1647). Uzun bir süre burada nefsini terbiye ile uğraşır, tasavvufî yönden kendini yetiştirmeye çalışır. Bir ara ziyaret için Malatya’ya gelirse de tekrar geri döner. 1066/1655’te kendisine şeyhi Ümmî Sinân tarafından hilafet verilir.
� Hilafet verildikten sonra bir müddet daha Elmalı’da kalan şair, oradan Uşak’a geçer. Çal’da, Kütahya’da bir müddet şeyh olarak irşada devam ederse de şeyhinin ölümünü duyunca 1657’de Uşak’a geri döner. Fakat burada da fazla kalamaz. 1072’de Bursa’ya gelir. Bir müddet burada irşad işleriyle uğraşır. Kısa zamanda şöhreti her yere yayılır, hatta saraya kadar ulaşır. Saray tarafından Edirne’ye davet edilir. Edirne’ye giden şair, kısa bir süre burada kaldıktan sonra İstanbul’a, oradan da Bursa’ya geri döner. Kaynaklar Niyâzî-i Mısrî’nin yine saray tarafından ikinci kez Edirne’ye davet edildiğini belirtirler. Fakat bu ikinci gidişinde bazı sözlerinin beğenilmemesi üzerine Rodos’a sürgün edilmiştir. (1083) Affedilene kadar, 9 ay süren Rodos sürgünü sonunda yine Bursa’ya dönen şair, halk ve bilim adamları arasında te’vilinde zorluk çekilen birtakım fikirleri dolayısıyla Limni adasına sürgüne gönderilir (1088/1677). Eserlerinden anlaşıldığı kadarıyla oldukça sıkıntılı geçen bu sürgün hayatı yaklaşık 15 yıl sürmüştür. � 1103/1691’e kadar devam eden bu çileli hayatın şairin ruhî durumu üzerinde derin etkiler bırakmış olduğunu eserlerinden anlıyoruz. Sürgün dönüşü tekrar Bursa’ya dönen Mısrî, Sultan II. Ahmed’in Avusturya seferine müridleriyle birlikte katılmak isteyince padişah tarafından bir fermanla durdurulmak istenir. Fakat Niyâzî, fermanı kabul etmez. Bunun üzerine dönüşünden 16 ay sonra 78 yaşında iken tekrar Limni adasına sürgüne gönderilir. Onun bu son sürgün hayatı artık fazla uzun sürmeyecektir. Gerek madden gerekse manen oldukça yıpranan şair 1105/1694’te Limni’de vefat etmiştir. Cenazesi Limni’de vefat ettiği makamda defnedilmiş olup mezarı halen oradadır.
� Tasavvufî Görüşleri: � Niyâzî-i Mısrî vahdet-i vücûd görüşünü benimseyen sûfîlerdendir. Vahdet-i vücûdun temel ilkesi olan, “Varlık birdir, o da Hakk’ın varlığıdır” ve “Yaratıklara var demek mecazidir” düşüncesi onun tarafından benimsenmiştir. Niyâzî bu bağlamda eserlerinde varlık mertebeleri, vahdet-kesret ilişkileri, kesretin vahdetten çıkması, kesrette vahdet, vahdette kesret, kenz-i mahfî gibi kavramlara; deniz-dalga ilişkisi gibi vahdet-i vücûdun Allah-âlem ilişkisini anlatmak için kullandığı benzetmelere ya da bütün fiillerin gerçek fâilinin Allah olduğu ana fikrine sık temas eder. Vahdet-i vücûdun en önemli konularından biri olan insan, insanın varlıktaki yeri ve özellikleriyle aşk, seyrüsülûkün sonunu temsil eden hayret, tenzih-teşbih, celâl-cemâl gibi karşıt kavramlarla Allah’ın bilinmesi, hakikatin enfüsîliği, Hakk’ın her an zuhur etmesi ve nefsin bilinmesinin Allah’ı bilmekle ilgisi Mısrî’nin asıl temalarını oluşturur.
� Niyâzî-i Mısrî’ye göre insan âlemin ruhudur; insan, âlem ve Kur’an birbirinin aynasıdır. İnsan kemale erdikçe mükemmel bir ayna haline gelir ve âlemdeki her şey o aynaya yansır. İnsan bir ayna olarak âlemdeki her şeyin bilinme ilkesi ve aracı haline gelir. Mısrî bunu, “Büyük âlemde bulunan her şey küçük âlemde de bulunur, çünkü âlem büyük olsa da insanın hakikatine benzer yaratılmıştır” şeklinde dile getirir. İnsan âlemdeki her şeyi kendinden öğrenir. Bunun en ileri aşaması insanın Hakk’ın bilinmesini sağlayan bir araç olmasıdır. Niyâzî’nin, “Hak yüzü insan yüzünden görünür, zât-ı rahmân şeklin insân eylemiş” mısraı vahdet-i vücûdu benimseyen sûfîlerin, “Rahmân insanı kendi sûretinde yarattı” meâlindeki bir hadise yükledikleri anlamın özeti sayılabilir.
ESERLERİ � A) Türkçe Eserleri 1. Divân: Niyâzî-i Mısrî’nin şiirleri bütün tarikat çevrelerinde beğenilmiş, divanı âdeta dervişlerin bir el kitabı haline gelmiştir. Yurt içinde ve yurt dışında birçok nüshası bulunan divanın eski ve yeni harflerle çeşitli baskıları yapılmıştır. Divanın karşılaştırmalı metni Kenan Erdoğan tarafından yayımlanmıştır (Ankara 1998). Buna göre eserde 158’i gazel 199 şiir bulunmaktadır. Ayrıca bir mesnevi, yedi murabba, dört muhammes, bir müseddes, iki tarih, biri Arapça üç tahmîs, çeşitli na‘t ve mersiyeler vardır. 2. Mecmua: Mısrî’nin bizzat kendi el yazısıyla kaleme aldığı iki mecmua bulunmaktadır. 3. Risale-i Devriyye: Tasavvuftaki devir nazariyesiyle ilgili mensur bir eser olup 4. Risâle-i Es’ile ve Ecvibe-i Mutasavvıfâne (Risâle fi’t-tasavvuf): Bazı Bunlardan “Mecmûa-i Kelimât-ı Kudsiyye” diye adlandırıldığı anlaşılan ilki (Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Ktp. , Orhan Gazi, nr. 690) hâtırat mahiyetinde olup burada daha çok Limni’de geçirdiği sıkıntılı günler anlatılmıştır. Bu mecmua Niyazî-i Mısrî’nin Hatıraları adıyla yayımlanmıştır. Bir derleme ve antoloji niteliğindeki diğer mecmua (Süleymaniye Ktp. , Reşid Efendi, nr. 1218) Niyâzî’nin ne tür eserleri okuduğunu, kimlerden etkilendiğini göstermesi bakımından önemlidir. Abdurrahman Güzel tarafından özensiz bir şekilde yayımlanmıştır. tasavvuf terimlerinin açıklandığı eserin elliden fazla yazması tesbit edilmiştir. Matbu nüshaları ve sadeleştirilmiş neşirleri de bulunan eserin müellifin en çok okunan kitaplarından biri olduğu anlaşılmaktadır.
ESERLERİ 5. Tuhfetü’l-Uşşâk: Allah, varlık, insan, kâinat, ibadet gibi konuları içeren eser Niyâzî-i Mısrî’nin düşünce dünyasını tanıma açısından önemli bir kaynaktır. Eserin kütüphane kayıtlarına dayanılarak (Süleymaniye Ktp. , Hacı Mahmud Efendi, nr. 2980) Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin aynı adlı kitabının genişletilmiş tercümesi olduğunun söylenmesi (Öztekin, III, 273) yanlıştır. Bazı nüshaları Risâle-i Vahdet-i vücûd adıyla kayıtlıdır. 6. Ta’bîrâtü’l-vâkıât: Tasavvufta rüyaların sâlikin geçeceği yedi nefis merhalesine göre değerlendirildiği ve her birinin bir daire olarak ele alındığı bu küçük risâleyi Mustafa Tatcı neşretmiştir. 7. Şerh-i Esmâül-Hüsnâ: Halvetîler’in seyrüsülûk esnasında zikrettikleri Allah, alî, hû, alîm, kahhâr, hay, azîm, hak, vâhid, kayyûm, samed, ahad isimlerinden oluşan on iki esmâ-i ilâhiyyenin tasavvufî şerhidir. 8. Şerh-i Nutk-ı Yûnus Emre: Şathiye türünün en güzel örneklerinden biri olup Yûnus Emre’ye atfedilen “Çıktım erik dalına. . . ” diye başlayan şiirinin şerhidir. Birçok yazması bulunan bu şerhin eski ve yeni harflerle çeşitli yayımları bulunmaktadır.
ESERLERİ �B) Arapça Eserleri 1) Mevâidü’l- İrfân: “Mâide” adlı yetmiş bir bölümden oluşan eserin altmış 2) Devre-i Arşiyye: Üç bölüm ve bir hâtimeden meydana gelen eser burçlar, 3) Tesbî’-i Kasîde-i Bürde: Eserin müellif nüshası Süleymaniye 4) Tefsîr-i Fâtihatü’l- Kitâb: Fâtiha sûresinin bu işârî tefsiri, sûrenin faziletiyle 5) Mecâlis: Nisâ, Mâide, En‘âm ve Kadr sûrelerinin işârî tefsiridir. Bazı cifr sekizinci bölümü Türkçe’dir. Bazı âyet ve hadislerin yorumuyla Ehl-i beyt’in faziletinden, Hz. Hasan ile Hüseyin’in nübüvvetinden bahseden Mevâʾidü’lʿirfân Niyâzî-i Mısrî’nin en önemli eseri olup Süleyman Ateş tarafından Mawaidu’lirfân: İrfan Sofraları adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir (Ankara 1971). kıyamet ve kıyamet alâmetleri, haşir gibi konuları ihtiva eder. Mehmed Nûrullah eseri 1323 (1905) yılında Türkçe’ye çevirmiştir. Kütüphanesi’ndedir. ilgili hadislerden başka cifr hesaplarından oluşan küçük bir risâledir. hesapları ve öğütleri de içeren esere Nisâ sûresinin tefsiri sonradan eklenmiştir. Müellif hattı tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır.
� Niyâzî-i Mısrî’nin kendi hattıyla hâtıralarını ihtiva eden Mecmua’sından iki sayfa.
Sırrını nâdâna izhâr itme cânân elden gider Bülbül-i şûrîde olma gülsitân elden gider Hüsnüne mağrûr olub cevr eyleme âşıklara Pâyidâr olmaz güzellik nâgehân elden gider İlâhî tevbeler olsun bir dahi mey içmeyem Mey içüp mahbûb olunca ihtiyar elden gider Dâ’imâ âşk ehliyile aşinalık eyle kim Yâd ile biliş olunca âşinâ elden gider Yûsufı gör kim Mısır’a pâdişahdı bir zaman Gör neler geldi seyr it bu zaman elden gider Ey Niyâzî dünya içün zerrece gam çekme kim Cidd-i cehd etmek lâzım çünki canan elden gider VEZİN: Fâilâtün/ Fâilün
İKİNCİ AŞAMA: SÖZLÜKSEL ANLAM Óüsnüne maàrÿr olub cevr eyleme èÀşıúlara PÀyidÀr olmaz güzellik nÀgehÀn elden gider � Hüsün/Hüsn( ( )ﺣﺴﻦ Ar. ): Güzellik, Güzel, iyi. � Mağrûr( ( )ﻣﻐﺮﻮﺮ Ar. ): “Aldanmış” Kendini beğenen, böbürlenen, kibirli, gururlu. � Mağrûr olmak: Kendini beğenmek, böbürlenmek, gururlanmak. (Güvendiği bir şey veya kimseden dolayı) Büyüklük taslamak. � Cevir/Cevr( ( )ﺟﻮﺮ Ar. ): Haksızlık edip incitme, eziyet, cefâ, gadr, zulüm. � Eyle- : ‘Etmek, yapmak’ anlamında yardımcı fiil. [Eski yazı dilinde yaygın iken zamanla yerini etmek yardımcı fiiline bırakmıştır. Bugünkü Türkçede ancak eskimiş bir söyleyiş olarak kullanılmaktadır. ] � -Me: Olumsuzluk eki, bir cümlenin olumsuz anlam kazanmasını sağlayan ek, yapım eki.
İKİNCİ AŞAMA: SÖZLÜKSEL ANLAM Óüsnüne maàrÿr olub cevr eyleme èÀşıúlara PÀyidÀr olmaz güzellik nÀgehÀn elden gider � şık ( ()ﻋﺎﺸﻖ Ar. ): Bir şeye veya birine karşı aşırı sevgi duyan kimse, tutkun, meftun. Karşı cinsten birine gönlünü kaptırmış kimse. Dalgın, unutkan, kalender kimse. Şiirlerini çaldığı saz eşliğinde söyleyen şâir, saz şâiri, ozan. Nefsini dünya nîmetlerinin çekiciliğinden arındıran, bütün bağlılığı ve sevgisi Allah’a olan kimse. � Pâyidâr/Pâydar( ( )ﭘﺎﻴﺪﺎﺮ Fars. ): Kalıcı, devamlı, sabit. � Pâyidâr olmak: Kalmak, yok olmamak, var olmakta, yaşamakta devam etmek. � Güzellik: Estetik bir beğeni, duygu, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik. Güzel olanın niteliği. Düşünsel ve ahlaksal yönleriyle hayranlık uyandıran şey. � Nâgehân( ( )ﻧﺎﮔﻬﺎﻦ Fars. ) : Birdenbire, ansızın. � Elden gitmek: Bu deyim bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak anlamlarında kullanılmaktadır.
ÜÇÜNCÜ AŞAMA: DÜZYAZI (DİL İÇİ ÇEVİRİ) Óüsnüne maàrÿr olub cevr eyleme èÀşıúlara PÀyidÀr olmaz güzellik nÀgehÀn elden gider � Beyitin özgün kelimelerle düzyazıya çevrilişi: (Hüsnüne mağrûr olup âşıklara cevr eyleme; güzellik pâyidâr olmaz, nâgehan elden gider. ) � Beyitin güncel kelimelerle düzyazıya çevrilişi (dil içi çeviri): [Güzelliğinle gururlanıp âşıklara eziyet etme. (Zira)Güzellik kalıcı değildir, ansızın elden gider. ]
DÖRDÜNCÜ AŞAMA: ŞİİRSEL ANLAM Óüsnüne maàrÿr olub cevr eyleme èÀşıúlara PÀyidÀr olmaz güzellik nÀgehÀn elden gider �İnsanın sûretteki güzelliği gelip geçicidir. Buna güvenip sîrette güzel olanları aşağılar ve onlara eziyet ederse bir gün gelir, hak onun güzelliğini bir kaza ile kendisinden alıverir. Önemli olan sîret güzelliğidir ve o daim kalıcıdır.
DÖRDÜNCÜ AŞAMA: ŞİİRSEL ANLAM Óüsnüne maàrÿr olub cevr eyleme èÀşıúlara PÀyidÀr olmaz güzellik nÀgehÀn elden gider �Bu dünyada kimse yüz güzelliği ile övünmemelidir. Çünkü güzelliğin bozulması bir küçük kusura bakar. Dünyadaki her şey gibi güzellik de gelip geçicidir ve ansızın kaybedilebilir. Bu sebeple kişi güzelliğiyle değil; ahlâkı, seciyesi ve karakteri ile ön plana çıkmalıdır. Önemli olan insan-ı kâmil olabilmektir.
DÖRDÜNCÜ AŞAMA: ŞİİRSEL ANLAM Óüsnüne maàrÿr olub cevr eyleme èÀşıúlara PÀyidÀr olmaz güzellik nÀgehÀn elden gider �Güzellik pâyidâr olmaz: İrsâl-i Mesel �Hüsün, güzellik: Tenâsüp
KAYNAKÇA �Erdoğan, Kenan. Niyâzî-i Mısrî ve Dîvânı. Ankara: Akçağ Yayınları, 1998. �http: //www. lugatim. com �http: //teis. yesevi. edu. tr/madde-detay/niyazii-misri �https: //www. kamusiturki. com �https: //www. isa-sari. com/osmanlica �https: //islamansiklopedisi. org. tr/niyazi-i-misri
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. . . Nagehan ÇUHA / 17020280
- Slides: 20