Ergenekon Destan Alp Eren Akta mer Enes zer

  • Slides: 22
Download presentation
Ergenekon Destanı Alp Eren Aktaş Ömer Enes Özer

Ergenekon Destanı Alp Eren Aktaş Ömer Enes Özer

Tarihi Eserlerde Destan 14. Yüzyılda Reşidüddin Hamedani'nin kaleme aldığı eserinde Moğolların yaratılışını anlatan destan

Tarihi Eserlerde Destan 14. Yüzyılda Reşidüddin Hamedani'nin kaleme aldığı eserinde Moğolların yaratılışını anlatan destan olarak bahsedilmektedir. Ayrıca 17. Yüzyılda yazılan Secere-i Türk adlı eserde de yine Moğolların yaratılış destanı olarak bahsedilmektedir.

�Bazı kaynaklara göre 400 yıl burada kalan Ergenekonlular artık oraya sığamayacak hale gelmiş ve

�Bazı kaynaklara göre 400 yıl burada kalan Ergenekonlular artık oraya sığamayacak hale gelmiş ve Börteçine tarafından yol gösterilerek bir çıkış yolu bularak oradan kurtulmuşlardır. �Bazı kaynaklara göre de Ergenekon bölgesinin sahibi olan üle tarafından baskı yapılmış ve kaçmak için dağları eritmek zorunda kalmışlardır.

�Bununla birlikte Göktürklerin yaratılışı ile benzerlik gösterdiği gerekçesiyle bunun Türklere ait bir destan olduğu

�Bununla birlikte Göktürklerin yaratılışı ile benzerlik gösterdiği gerekçesiyle bunun Türklere ait bir destan olduğu söylenmektedir. �Ayrıca kimi araştırmacılara göre de Bozkurt Efsanesi’nin genişletilmiş bir versiyonu olduğu da söylenmektedir.

Ergenekon �Türklerin Orta Asya’da bulunan efsanevi anayurdudur. �Ergenekon’un nerede odluğu hakkında çeşitli savlar bulunmaktadır

Ergenekon �Türklerin Orta Asya’da bulunan efsanevi anayurdudur. �Ergenekon’un nerede odluğu hakkında çeşitli savlar bulunmaktadır ancak kesin bir bulgu yoktur. �Eski kaynaklara göre Altay Dağları’ndaki Beluça Dağı olduğundan söz edilmektedir.

Destanın Kökeni �Daha öncelerde sözlü olan bu efsane daha sonrasında farklı kaynaklar tarafından yazıya

Destanın Kökeni �Daha öncelerde sözlü olan bu efsane daha sonrasında farklı kaynaklar tarafından yazıya alınmıştır. �Ergenekon Destanı olarak bilinen bu öykü iki ana koldan oluşmaktadır: �Bir Bozkurtun yardımı ve korumasıyla soyun devamlılığının sağlanması. �Etrafı dağlarla çevrili olan bir vadiye yerleşilip buradan çıkılması.

Destanın Özeti �Moğol ilinde Oğuz Kağan soyundan İl- han’ın hükümdarlığı sırasında Tatar Türklerinin hükümdarı

Destanın Özeti �Moğol ilinde Oğuz Kağan soyundan İl- han’ın hükümdarlığı sırasında Tatar Türklerinin hükümdarı Sevinç Han, Moğol ülkesine savaş ilan etti. İlhan’ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak bozguna uğrattı. ilhanın ülkesindeki tüm insanları öldürdüler. Yalnız il Han’ın küçük oğlu Qıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ile eşi kurtulmayı başardılar.

� Düşman askerlerinin, onları bulamayacağı bir yere kaçmaya karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir

� Düşman askerlerinin, onları bulamayacağı bir yere kaçmaya karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağda dar bir geçide vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar sular, pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyve ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince Tanrı’ya şükrettiler ve burada kalmaya karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere dağ kemeri anlamında “Ergene” kelimesiyle “dik” anlamındaki “Kon” kelimesini birleştirerek “Ergenekon” adını verdiler. Qıyan ve Nüküz’ün oğulları çoğaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki Ergenekon’a sığmadılar. Atalarının buraya geldiği geçitin yeri unutulmuştu. Ergenekon’un çevresindeki dağlarda geçit aradılar.

�Bir demirci(Börteçine(? )), dağın demir kısmı eritirlerse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir

�Bir demirci(Börteçine(? )), dağın demir kısmı eritirlerse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı. İlhan’ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski vatanlarına döndü, atalarının intikamını aldılar.

�Ergenekon’dan çıktıkları gün olan 21 Mart’ta her yıl bayram yaparlar. Bu bayramda bir demir

�Ergenekon’dan çıktıkları gün olan 21 Mart’ta her yıl bayram yaparlar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar, demir kıpkırmızı olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyup döverler. Ergenekon Destanı için bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hâlâ kutlanmaktadır.

Eserin Türk Edebiyatı’ndaki Yeri � Şecere-i Türk, Ahmet Vefik Paşa tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve

Eserin Türk Edebiyatı’ndaki Yeri � Şecere-i Türk, Ahmet Vefik Paşa tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve 1863’de Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayımlanmıştır. � I. Balkan Savaşı döneminde Ergenekon efsanesi milliyetçi yazarlar tarafından ilgi görmüştür. Ziya Gökalp'in Ergenekon temasını işleyen şiiri Türk Duygusu dergisinin 8 Mayıs 1913 tarihli sayısında "Türk An'anesi: Ergenekon" başlığıyla yayınlanmıştır; aynı şiir Ziya Gökalp'in 1914 tarihli Kızılelma kitabında "Ergenekon" başlığıyla yer almıştır.

Kaynakça �Dursun Yıldırım, Ergenekon Destanı �İsa Özkan, Ergenekon Destanı Hakkında �Wikipedia. org

Kaynakça �Dursun Yıldırım, Ergenekon Destanı �İsa Özkan, Ergenekon Destanı Hakkında �Wikipedia. org

Ergenekon (Ziya Gökalp) � Biz Türk Han'ın beş oğluyuz, Gök Tanrı'nın öz kuluyuz, Beş

Ergenekon (Ziya Gökalp) � Biz Türk Han'ın beş oğluyuz, Gök Tanrı'nın öz kuluyuz, Beş bin yıllık bir orduyuz, Turan yurdu durağımız! � Gök ordumuz sağa vardı, Çin’i baştan başa sardı, Hiyong-nular bu Hanlardı, Set olmadı tutağımız! � Kara ordu gitti, İskit, Ülkesinde yaptı bir çit. "Atilla ol, Şalon’a git", Üç hakanlık tesis etti, "Medi", "Sümer Akad", "Hitti" Sözü oldu adağımız! Bu üç şanlı oymağımız! � Kızıl ordu dağlar aştı, Efganlarla çok savaştı, � Birincisi Azerbaycan, Bir alayı Hind’e taştı, İkincisi Geldanistan, Sind oldu bir ırmağımız. Üçüncüsü Arz-ı Kenan, Fışkırdı üç kaynağımız! � Ak ordumuz sola gitti,

Şehir yaptı, çiftlik kurdu, Uygurların bu iç yurdu, Kaldı ana toprağımız! Türk Tahtına İlhan

Şehir yaptı, çiftlik kurdu, Uygurların bu iç yurdu, Kaldı ana toprağımız! Türk Tahtına İlhan geldi, Sağdan, soldan düşman geldi, Kurulmuştu tuzağımız. � Yüce Tanrı Oğuz Han’ı, � Verilmedi bir dem soluk, � Sarı ordu tekin durdu, Göndererek Türk hakanı, Birleştirdi beş Turan’ı, Doğdu güneş sancağımız! Kanlar aktı oluk, Öldü bütün çoluk çocuk, Han, Bey, Çeri, Uşağımız. � Oğuz Han’dan sonra Hanlar � Yalnız Nököz ile Kıyan Kazandılar yüce şanlar, Bilinmek için bu boş anlar, Şahnamedir sorağımız, � Yıllar geçti bir an geldi, İki kızı alıp yayan, Bir sarp dağa attılar can Bunlar oldu kaçağımız.

� Dağdan dağa hep gizlice, � � Yürüdüler beş-on gece, Bir tan vaktı gayet

� Dağdan dağa hep gizlice, � � Yürüdüler beş-on gece, Bir tan vaktı gayet ince, Bir iz oldu uğrağımız! Bu iz yolu çok uzattı, Sonra Alageyik çattı, Bir dik yardan bizi attı, Kanadı her bucağımız! Bir de baktık yeşil bir bağ Her tarafi bir yüce dağ, Geniş, fakat sıkı bir ağ, Dedik ne hoş bu ağımız! Alageyik çayır yerdi Yavrusunu emzirirdi, Bizi gördü meme verdi, Oldu Ana Kucağımız! Dörtyüz sene burda kaldık, Geyik arttı, biz çoğaldık, Çıkamadık İşe daldık, � � Pek şenlendi konağımız! Elma, erik çoktu yedik, Demir bulduk, ör işledik, "Bir gizli yol bulsak" dedik, Dağ delerdi bıçağımız! Kurt’tan hali iken bu yurt, Bir gün peyda oldu bir kurt, Bir geyiğe attı avurt, Gördü çoban yamağımız! Kurt bir delik buldu, gitti, Bir demirci takip etti, Ocak yaktı taş eritti, Açıldı yol kapağımız! Büyük sevinç, büyük müjde, Bayram yaptık kentte, köyde, Torun, oğul, baba, dede, Büyüğümüz, ufağımız!

� Demircye Bozkurt dendi � � � Han tanıldı, taç giyildi, Yoldan önce kendi

� Demircye Bozkurt dendi � � � Han tanıldı, taç giyildi, Yoldan önce kendi indi, Sağ elinde bayrağımız! Börteçine kurdun adı, Ergenekon yurdun adı, Dörtyüzsene durdun hadi, Çık ey, yüzbin mızrağımız! Oldu sana Kaf bu eşik, Tarih kaldı delik, deşik, Artık yeter bu taş beşik, Oldu körpe yatağımız! Uzaklarda hoş ülkeler, Issız yurtlar seni bekler, İşte Kıpçak, işte Kaşgar, Ta karşıda Gökdağ’ımız! Tarhandağı gözler seni; Tanrı orada sözler seni, Dört asırdır özler seni, Tukin dağda otağımız! Turan, eski toprak bize; � � Hind, bir altın konak bize; Çin köşkleri kışlak bize, Tuna boyu yaylağımız! Yunus gibi çıktık Hut’tan! Büyük yurda küçük yurttan, Geyik girdik, doğduk kurttan. Kılıç oldu orağımız! Sartlık gitti, Uygurlandık. Soyumuzla gururlandık. Şamanlardan uğurlandık. Pirler oldu yardağımız! İlk yayıldık: Beşbalık’a! Karakurum, Elmalık’a Çin başladı zorbalığa, Ezdi onu tokmağımız! Sağa sola gitti ordu; Hind’e, Rum’a bir baş vurdu. Altın yuta düzen kurdu. Yine eski yasağımız!

� Alplerimiz girdi harbe, � � Düşmanlara attı darbe; Şimal, cenup, şarka, garbe, Akın

� Alplerimiz girdi harbe, � � Düşmanlara attı darbe; Şimal, cenup, şarka, garbe, Akın etti kısrağımız! Türk ayağı hangi yurda, Basmışsa baş eğdi kurda! “Gökhan orda, Akhan burada!” Dedik gitti ayağımız! Tümen, Çin’e akın etti. Efrasiyab, Rum’a gitti. Tomris adı göğe yetti. Hüsrev oldu tutsağımız! Teleleri, Aktürkman’ı Toplamıştı Soğd’un Hanı, Çapul etti Eşkân(i), yân’ı Sevinç adlı soğdağımız! İlhan Mokan, Bilge Kağan, Gaznevi’den Mahmut Sultan, Selçuklulardan Alparslan Han, � � Birer şanlı koçağımız! Askerliği gördü atsız. Harzem Şah’ı oldu atsız. Bugün hakan, dün bir adsız: Böyle kayar kızağımız! Tonguz, Çin’e hakan oldu. Hıtay Türk’ü üryan oldu. İlk düşünen Gür Han oldu, “Birleşmeli ocağımız”! Cengiz bunu tasarladı. Dört bucağa ılgarladı. Türk soyunu toparladı, Turan oldu öz bağımız! Oğuz Han’dan beri mühmel, Kalmış idi büyük emel. Yüce dilek uzattı el. Ele geçti arağımız!

Kesildi yurt otağımız! Bir devr açtı her �Kırım, Kazan heder hızımız! oldu! Atilla bir

Kesildi yurt otağımız! Bir devr açtı her �Kırım, Kazan heder hızımız! oldu! Atilla bir Kırgız’ımız! Tuna, Kafkas beter Timurleng bir oldu! Kazak’ımız! Türkistan’da neler oldu? �Fatih aldı İstanbul’u. İşitmedi kulağımız! Babür, Hind’e eğdi yolu. �Yurt girince yâd eline, Nadir sarstı sağı solu… Ergenekon oldu yine! Oldu bir son taslağımız! Çıkmaz mı bir �Bundan sonra talih Börteçine? döndü, Nurlanmaz mı Yıldızımız yine söndü, çerağımız… Karşımızda Rus �Gökten yüce yıldızımız!