EKOLOJ ve EVRE BYOLOJS n 1960l yllardan bu
EKOLOJİ ve ÇEVRE BİYOLOJİSİ
n 1960’lı yıllardan bu yana çevremizde ortaya çıkan ve tüm canlıları yakından ilgilendiren çevre sorunlarının boyutları gözle görülüp hissedilmeye başlayınca insanoğlu da harekete geçmek zorunda kalmış ve bazı önlemler almak amacıyla çeşitli andlaşmalar imzalamış, konferanslar düzenlemiştir.
n Küresel çevre sorunlarını çözümlemek amacıyla imzalanmış olan ve Türkiye’ninde taraf olduğu 27 prensibi öngören Rio beyannamesinin 1. maddesinde ; n “İnsanlar sürdürülebilir kalkınmanın merkezindedir ve doğada uyum içinde sağlıklı ve üretken bir hayat sürdürme hakkına sahiptir” denilmektedir
n Herhangi bir önlem almadan üretim ve tüketimin olabildiğince sürdürülmesi, gelecek için doğal zenginliklerin şimdiden tüketilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle ; n Sürdürülebilir yaşam ve kalkınma ifadesinin benimsenmesi gerekmektedir.
n Dünyanın her yerinde insanoğlu aşırı tüketimden kaçınmak zorundadır. Bize sonsuz imkanlar sunan DOĞA yı korumak ve paylaşmak zorundayız. hızlı nüfus artışıyla birlikte aşırı üretim ve tüketim dolayısıyla çevre kirlenmesi bu durumda devam ederse n Eğer dünyada yaşam koşulları istenilen düzeyde sürmeyecektir
İNSANLARIN YARATTIĞI ÇEVRE SORUNLARI n n n Hızlı bir endüstrileşme ve sanayi ülkelerinde görülen tüketim artışı. Şehirleşmenin ölçüsüz bir şekilde gelişimi. Şehirlerde ısınma, trafik ve sanayi kaynaklı hava kirliliği ve ağır metallerin neden olduğu hastalıklar Seyahat etme isteğinin çok artması. Kirlenme ve insan sağlığı problemleri Nüfus artışı, doğum kontrolü ve optimal bir toplumun gerçekleştirilmesi dolayısıyla kaliteli bir yaşamın sağlanması Dünya barışı, Biyolojik ve Kimyasal Savaşlar
n CO 2 gazının artışına paralel olarak ortaya çıkan sera etkisi ve dünya iklimlerindeki değişimler n CO 2, S, su, vb. biyojeokimyasal çevrimlerin değişmesi veya bozulması n Ozon tabakasının incelmesi ve UV ışınlarının yeryüzüne ulaşması sonucu ortaya çıkan hastalıklar n Ekzos ve baca gazlarının neden olduğu asit yağmurları n Organik pestisitlerin biyosfere yayılması n Denizlerin kirlenmesi ve balık neslinin tükenmesi
n Bitki örtüsünün, kaçak kesim, aşırı otlatma ve yangınlarla tahrip edilmesi ve bunun sonucu olarak toprak erozyonunun başlaması. n Nükleer denemeler, nükleer santralller, nükleer enerjiyle çalışan denizaltılardan kaynaklanan kirlilik n Akuatik ortamların organik ve inorganik kirlenmesi n Kentleşme ve sanayiden doğan ÇÖP sorunu n Denizlerdeki petrol kirliliği, kıyı şeridinde betonlaşmayla ortaya çıkan kirlilik n Açlık ve susuzluk problemleri
TÜRKİYE’NİN TARAF OLDUĞU ANDLAŞMALAR Bern Sözleşmesi Amacı doğal fauna ve florayı, bunların yaşam ortamlarını korumak olan bu sözleşme Avrupa konseyine dahil ülkelerle diğer bazı ülkeler arasında imzalanmış olup Türkiye bu sözleşmeye 1984 yılında taraf olmuştur. Sözleşmede tür ve alan korunması hedeflenmiş olup korunması gereken bitki ve hayvan türleri ek listelerle belirtilmiştir. Bu amaçla “Zümrüt Ağı” adı altında ekolojik bir ağ kurulmuş olup soyu tükenme tehlikesi altında olan bitki ve hayvan türleri ile bunların habitatlarının korunması için “özel korumaya değer alanlar” oluşturulmuştur.
Türkiye bu çerçevede pilot ülke olarak seçilmiş ve aşağıdaki alanların korunmaya alınması teklif edilmiştir: n Akyatan Lagünü (Yumurtalık) n Beydağları (Antalya) n Gediz Deltası n Göksu Deltası (İçel-Silifke) n Ilgaz Dağları Milli Parkı n Manyas Gölü (Balıkesir) n Sultan Sazlığı (Kayseri) n Tuz Gölü ve Çevresi n Mersin-Kızıl Liman n Orta Toroslar Geçiş Zonu n Ulubat Gölü (Bursa)
Ramsar Sözleşmesi n 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzaya açıldığı için bu adla anılan anlaşma “Sulak Alanlar Sözleşmesi” olarak da bilinmektedir. Türkiye’de ise 1994 yılında yürürlüğe konulmuştur. Bu sözleşme; sulak alanların su rejimlerinin düzenlenmesi, karakteristik bitki ve hayvan topluluklarının, özellikle su kuşlarına barınak sağlanması, kültürel, ekonomik, bilimsel ve rekreasyonel olarak kaynak oluşturması nedenleriyle korunmalarının önemini vurgulamaktadır. n Türkiye’de Sultan Sazlığı (Kayseri), Manyas Gölü (Balıkesir), Seyfe Gölü (Kırşehir), Göksu Deltası (İçel), Burdur Gölü sulak alan ekosistemleri sözleşme listesine dahil edilmiştir.
CITES Sözleşmesi Yabani bitki ve hayvan türlerinin uluslararası ticaretini kontrol altına alan bir sözleşmedir. Yabani türlere duyulan talep bunların populasyonları üzerinde bir baskı oluşturmakta ve soylarının tükenmesi noktasına kadar getirebilmektedir. Cites ülkemizde 1996 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşme çerçevesinde bitki ve hayvan türlerinin ihracatı, ithalatı için yetki Orman ile Tarım ve Köy İşleri Bakanlıklarına, taraf ülkeler arasındaki haberleşme yetkisi ise Çevre Bakanlığına verilmiştir. (tıbbi bitki dışındakiler Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca, Tıbbi bitkiler, orman ürünleri Orman Bakanlığına).
BM Biyoçeşitlilik Sözleşmesi n Bu sözleşme 1993 yılında 30 devletin katılımıyla dünyada yürürlüğe girmiştir. Türkiye ise sözleşmeyi 1996 yılında imzalamıştır. Sözleşmenin başlıca amaçları: n Biyoçeşitliliğin korunması n Biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı n Biyolojik kaynaklardan, bilhassa genetik çeşitlilikten sağlanan faydanın eşit ve adil paylaşımı
Biyolojik çeşitlilik; Genetik çeşitlilik, Tür çeşitliliği, Ekosistem çeşitliliği ve Ekolojik çeşitliliği içerir. n Genetik Çeşitlilik: Genetik çeşitlilikle aynı türün bireyleri arasındaki genetik farklılaşma yani tür içindeki çeşitlilik ifade edilmektedir. Genetik çeşitlilik türlerin soylarını devam ettirebilme güçlerinin ve biyolojik kaynak zenginliğinin göstergesidir. Tarımda islah edilmiş tür ve çeşitler evrim sürecinde yabani atalarından doğal ya da yapay olarak seçilmiş kültür tipleridir. Bunlar insanların istekleri doğrultusunda yetiştiği yerin çevre özelliklerine uyum sağlayan genlerce zenginleştirilmiştir. Bugünde kültür bitkilerine daha üstün özellikler kazandırmak için yapılan islah çalışmalarında yeni gen kaynakları aranmaktadır. Bu ise kültür bitkilerinin yabani atalarında mevcuttur.
n Tür Çeşitliliği: Aynı ortamda bulunan farklı tür sayısını ifade eder. n Ortamdaki tür sayısı fazla ise habitat ve ekosistem olarak değeri artar, işlevi artar ve sunduğu doğal kaynak zenginleşir ve çeşitlenir. Bir ortamda tür sayısı az ise biyolojik kaynak olarak fakir olduğu anlaşılır. Çevre koşulları değiştikçe tür bu yeni koşullara uyum gösterebilmeli ve yeni davranış şekilleri geliştirebilmelidir. Ancak bunu başarabilen türlerin devamlılığı söz konusudur, aksi takdirde ortadan kalkması kaçınılmazdır. Bundan dolayı yeryüzündeki canlılık çeşitliliği sürekli değişim göstermiştir, bazılarının soyu tükenirken onların yerini farklı türler almıştır.
n Ekosistem Çeşitliliği: Ekosistem çeşitliliği denildiğinde bir bölgedeki habitat, yaşama ortamı çeşitliliği ifade edilir. Ekosistem çeşitliliği evrim sürecinde genetik ve tür çeşitliliğini yönlendirmiş ve şekillendirmiştir. Bazı türlerin ortaya çıkmasını sağlarken bazılarının yok olmasına neden olmuş ve olmaktadır. (Türkiye’deki fitocoğrafi bölgeler).
n Ekolojik Çeşitlilik: Diğer üç çeşitliliğin evrimsel bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Canlı ve cansızların arasındaki ekolojik olaylara Proses denir. Prosesler sayesinde biyolojik çeşitliliğin bileşenleri arasındaki karşılıklı denge ve düzen sağlanır. Ekosistemdeki elemanlar arasındaki en çok bilinen ilişkiler; av-avcı, simbiyoz yaşam, parazitlik, yuva seçimi ve yapımı gibi.
n Farklı coğrafi düzeylerde tür çeşitliliğini göstermek için sayısal n n n indeksler geliştirilmiştir, bu da korumaya en çok ihtiyacı olan alanları belirlemede koruma biyologlarına yardımcı olacaktır; Alfa Çeşitlilik; Belli bir komunite veya belli bir alandaki(habitattaki) tür çeşitliliğini ifade eder. Genellikle tür sayısı ile belirtilir(küçük alanlardaki yerel çeşitlilik). Gama Çeşitlilik; Büyük bir alan yada kıta gibi farklı ekosistemleri kapsayan daha büyük coğrafi alanlardaki çeşitliliği ifade eder Beta çeşitlilik; Alfa ve Gama çeşitlilikte bağlantılıdır. Belli bir çevre boyunca yada dereceli değişim gösteren bir coğrafyada tür kompozisyonundaki değişim oranını ifade eder. İki ya da daha fazla alan veya ekosistemin tür zenginliğine bağlı olarak tür çeşitliliğindeki farklılıkları ölçen, varlık-yokluk veya bolluk indeksleri yardımıyla tür benzerliklerini karşılaştıran çeşitliliktir. Bu çeşitlilik için farklı ekosistemler karşılaştırılır ve her ekosisteme özgü türler hesaba katılırken ortak bulunan türler değerlendirme dışı bırakılır.
n Biyoçeşitlilikle ilgili bu ana göstergelere (tür, genetik, ekosistem ve ekolojik çeşitlilik) ilaveten ayrıca son yıllarda ; -Kompozisyon çeşitliliği -Yapısal çeşitlilik -Fonksiyonel çeşitlilik te değerlendirmeye tabi tutulan diğer göstergelerdir.
BİYOÇEŞİTLİLİĞİN İZLENMESİ n Ekosistemin canlı ve cansız ögeleri ve arasındaki karmaşık ilişkilerin ortaya konması ve izlenmsi çoğu zaman olanaklı değildir. Bu nedenle ekosistemi temsil edebilir özellikte canlı/canlılar bilimsel yöntemlerle araştırılıp belirlenir ve gerekli izlemeler bunlar üzerinden yapılır. Diğer bir deyişle ekosistemde yer alan cansız varlıklarla biyoçeşitliliğin tam olarak ortaya konması olanaklı değildir. n Bu nedenle çeşitliliğin izlenebileceği HEDEF türlerin belirlenmesi gerekmektedir. İzlenecek türlerin yayılışları , biyolojileri ve IUCN (International Union for Conservation of Nature) kategorilerinden CR(Çok tehlikede), EN (Tehlikede)ve VU(Zarar görebilir) gibi tehlike kategorileri bilinmeli ve bunlar ekosistemlerin izlenmesi ve planlanmasında öne çıkmalıdır.
n - Anahtar tür : Bu türlerin populasyonlarındaki herhangi bir değişim bulundukları ekosistemde büyük etkiler yaratabilir. Ör; tek bir tohum yayıcı kuş türüne bağımlı bir ekosistemin bu kuş türünün alandan yok olmasıyla yapısal olarak değişime uğraması n - Bayrak tür : koruma amacına ulaşmak için yerel halkı bilinçlendirme çalışmalarında kullanmak ve bu faaliyetleri gerçekleştirmek üzere gereken finansal kaynakları sağlamak için stratejik olarak seçilirler n - Şemsiye tür ; bu tür ile beraber yaşayan türlerinde korunabileceği ilkesinden yola çıkılarak seçilir. Burada türün nadir olma durumu ile insan müdahalelerine karşı duyarlılığı şemsiye türün seçiminde önde gelen iki faktördür n - Gösterge tür ; İzlenmesi gereken herhangi bir çevresel soruna gecikmeksizin tepki veren türlerden seçilir. Ya toplum kompozisyonunu temsil etmesi yada çevresel değişiklikleri yansıtması için kullanılır.
Her dört anlamda da biyoçeşitlilik açısından son derece önemli bir potansiyel ve zenginliğe sahip olan Türkiye’de bu sözleşme ile bu çeşitliliği koruma taahhüdü altına girmiştir. Sözleşmede öngörülen hükümlerden bazıları: n n Biyoçeşitlilik unsurlarının belirlenmesi Biyoçeşitliliğin doğal ortamında korunması (in-situ) Biyoçeşitliliğin doğal ortamında korunması çalışmalarını tamamlayıcı olarak gen bankaları, herbaryum gibi ortamlarda (ex-situ) korunması Koruma ve sürdürülebilir kullanıma yönelik olarak sosyal ve ekonomik teşvik tedbirlerinin geliştirilmesi.
BM Cartagena Biyogüvenlik Protokolü n Önceki birleşmiş milletler biyoçeşitlilik sözleşmesine ek olarak genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların güvenli transferi, muamelesi, kullanımıyla ilgili prosedürleri belirlemek üzere hazırlanmış bir protokoldür. Türkiye adına Çevre Bakanlığı 2000 yılında bu protokolü imzalamıştır. n BM Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi
KYOTO PROTOKOLÜ n Kyoto Protokolü, sera etkisi yaratan gazların salımlarını (emisyon) kısmak üzere sanayileşmiş ülkelere çeşitli hedefler belirleyen uluslararası bir anlaşmadır. n Kyoto Protokolü, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine (BMİDÇS) ek nitelikteki uluslararası bir çevre anlaşmasıdır.
n 11 aralık 1997’de Kyoto/Japonya’da imzaya açılmıştır. n 16 Şubat 2005’de yürürlüğe girmiştir. n 18 Haziran 2008’de Türkiye taraf oldu. n Kyoto Protokolü 2012 yılına kadar Türkiye`ye yükümlülük getirmemiştir.
Ekolojide Temel Kavramlar n Biyosfer : n İlk kez Lamarck tarafından kullanılmış ve sonra Rus araştırıcı Vernadsky (1926) tarafından bilime kazandırılmıştır. n “Canlıların hayatlarını sürdürdükleri ve bir arda bulundukları yerdir” n Fiziksel niteliklerine göre ; ü Litosfer ü Hidrosfer ü Atmosfer olmak üzere 3 kısma ayrılır
n Biyosferin 2 önemli karakteri; 1. Su n 2. Güneş ışınları n
Ekolojide Temel Kavramlar n Ekosistem = Mikrokozm = Holosön n Ekosistem Kavramı: Canlı organizmalarla cansız çevre faktörleri birbirleriyle sıkıya bağlıdır. Karşılıklı olarak madde alışverişi yapacak biçimde birbirine etki eden canlı organizmalarla cansız maddelerden oluşan doğa parçasına ekosistem denir. n Ekosistem= Biyotop + Biyosenoz
n Doğada ekosistemlerin sınırı sabit değildir, açık ekosistemler şeklindedir n Ekosistemler zaman faktörünün etkisi altında değişerek öncül safhadan sıralı değişimle (süksesyon) olgun ekosistemlere(kimaks) dönüşebilirler. n Olgun ekosistemler sekonder olarak değişime uğrayabilir(Antropojenik ekositemler)
Habitat ve Ekolojik Niş Bir organizmanın habitatı onun yaşadığı ya da aranıldığı zaman bulunduğu yerdir. Ekolojik niş, organizmanın adaptasyonu, fizyolojik tepkileri, kalıtsal ya da öğrenerek elde ettiği özel davranışlarından doğan komunite ya da ekosistemdeki halidir. Bu organizmanın ekolojik nişi yaşadığı çevrede yaptığı işe bağlıdır. Kısaca habitat bir organizmanın adresi, niş ise onun işidir.
EKOSİSTEMİN ELEMANLARI ü Abiyotik maddeler (çevrenin temel organik ve inorganik bileşikleri) ü Üreticiler, ototroflar (başlıca yeşil bitkiler) ü Tüketiciler, heterotrof organizmalar ü Ayrıştırıcılar (başlıca bakteri ve mantarlar olup heterotrofturlar)
Ekosistemlerin İşlevleri n Tüm ekosistemlerde canlı ve cansız ögeler üç temel işlevle birbirine bağlanır: Enerji akımı ü Kimyasal madde döngüleri (biyokimyasal çevrim) ü Populasyon denetimleri ü
EKOSİSTEMDE ENERJİ AKIMI Güneş Enerjisi Temel Üreticiler Birincil Tüketiciler Ayrıştırıcılar İkincil Tüketiciler
Ekosistemlerde Madde Döngüsü Temel Üreticiler Birincil Tüketiciler Ayrıştırıcılar İkincil Tüketiciler
Biyokimyasal Çevrim Protoplazmanın yapısında bulunan temel elementlerin tümü biyosferde kendine özgü bir çevrime sahiptir. Buna biyokimyasal çevrim denir. Elementlerin çevrimi açık yada kapalı olabilir; Azot, Karbon, su, atmosferle doğrudan doğruya alış-veriş halinde olduğundan Açık bir çevrime sahiptir. Ca, S, P, K çevrimleri, bu maddelerin kazanılması; ü ana materyalin aşınıp parçalanması ü çıkışı ise hasat yada yer altı suları aracılığı ile drenajı şeklindedir
AZOT ÇEVRİMİ n Ekosisteme azotun girişi; ü Atmosferden § Biyolojik § Fotokimyasal, Elektrokimyasal yolla (Yapay gübreleme bir yana bırakılırsa tek Azot kaynağı atmosferdir. Atmosferde % 79 oranında bulunur) ü Ekosistemdeki ölü bitki ve hayvan dokularının parçalanmasıyla n Ekosistemden çıkışı; ü Yıkanma(suda eriyen nitratlar) ü Ürün kaldırılması ü Denitrifikasyon
n AZOT DÖNGÜSÜ Bitkiler aminoasit, protein sentezleyebilmek için azota ihtiyaç duyarlar. Ama hiçbir bitki havanın serbest azotunu alamaz. Ancak kökleriyle suda çözünmüş olarak alabilirler. Hayvanlar ise yedikleri bitki ve canlılardan alırlar. Atmosfer azotu azot bağlayıcı bakteriler tarafından ve şimşek yıldırım ve yağmurların etkisiyle toprağa bağlanır. Havadaki azot gazının toprağa bağlanmasına fiksasyon denir. Toprağa bağlanan azot tuzlarının bir bölümü denitrifikasyon bakterileri tarafından azot gazına dönüştürülür. Böylece havadaki azot sabit kalır. Topraktaki azotun bir bölümünü bitkiler tarafından alınıp aminoasit organik baz gibi azotlu bileşiklere dönüştürülür. Bu azotlu bileşikler bitkileri besin olarak kullanan hayvanlara geçer. Azotlu bileşikler bitki hayvan artık ve ölüleri olarak toprağa karışır. Bitki hayvan artıklarıyla ölülerindeki azotlu organik bileşikler üre ve ürik asit ayrıştırıcılar tarafından parçalanınca NH 3(Amonyak) ve H 2 S oluşur. Aminoasitlerin saprofitler tarafından oksijensiz yıkımına pütrifikasyon denir. Ayrıştırıcıların oluşturduğu NH 3 gazı kemosentez yapan nitrit bakterileri tarafından kimyasal enerji eldesinde kullanılınca nitrik asit (HNO 2) meydana gelir. Nitrik asit bir başka kemosentetik bakteri olan nitrat bakterisi tarafından enerji eldesinde kullanılınca nitrat asit (HNO 3) oluşur. Böylece azot dolanımını tamamlamış olur. n NOT: Azot döngüsü sırasında ayrıştırıcıların oluşturduğu NH 3 gazından kemosentetik bakterilerin azot oluşturmasına nitrifikasyon denir.
Azot Çevrimi Atmosfer Azotu Atmosfer Protein Pseudomonas Denitrifikasyon Atmosfere Saprofit Bakteriler Aminoasit Rhizobium (Köklerde, toprakta) Bitkiler Azotobackter (aerobik, toprakta) Amonifikasyon Clostridium (anaerobik, toprakta) 140 -700 mg Nitrifikasyon NO 3 Atmosferik Biyolojik Nitrobacter NO 2 NH 3 Nitrosomonas Nitrobakter Azot Mineralizasyonu Amonifikasyon + Nitrifikasyon Mineral Azot oluşumu Mineral Azot NH(Amonyum), NO 2, NO 3 Nitrifikasyon NH 3 (Amonyak) Nitrosomonas NO 2 Nitrobacter NO 3 KEMOSENTEZ Mineral Azot Elektrokimyasal Fotokimyasal 35 mg
AZOT ÇEVRİMİ
AZOT ÇEVRİMİ
KARBON ÇEVRİMİ n Karbon kaynağı gaz halde CO 2 olarak atmosferde ve suda erimiş olarak bulunur n Ekosisteme girişi Fotosentez’le n Sistemde ana kaynağına dönüşünde ü ü ü Bakteri ve mantarlar(ayrıştırıcılar)rol oynar Bir kısmı mercan resifleri ve canlı iskeletlerinde depolanır, zamanla aşınmayla çevrime döner Bir kısmı tam parçalanamadığı için fosil yakıt olarak depolanır, bunların kullanımı sonucu zamanla ana kaynağına döner
Karbon Çevrimi
Karbon Çevrimi
FOSFOR ÇEVRİMİ n Başlıca Fosfor Kaynakları; n Fosfor içeren kayalar n Fosil hayvanlar n Fosfor içeren gübreler n Bu kaynaklardan; Ø Aşınma, erime, madencilik faaliyetleri Ø gübre yapımıyla serbest hale geçer Ø topraktan bitkiler vasıtasıyla ekosistemin diğer ögelerine taşınır, Ø çürümeyle tekrar iade edilir. n Bir kısım fosfat yıkanarak denizlere taşınıp sığ yada derin deniz sedimanlarında depolanır
Fosfor Çevrimi
SU ÇEVRİMİ
SU ÇEVRİMİ
KÜKÜRT ÇEVRİMİ n Kükürdün doğal kaynakları; Kayalar (Fe. S – demir sülfit, Fe. S 2 – Pirit) ü Yanardağ ve Bataklıklar (H 2 S) ü Jeolojik aşınmayla taş küre yüzeyine çıkarlar, denizlerde sedimenter kayaların oluşmasıyla taş küreye geri dönerler Açığa çıkan kükürtlü bileşiklerdeki kükürt havadaki O 2 ile reaksiyona girerek SO 2 ve SO 3 ve sonunda su buharıyla temas edince H 2 SO 4 şeklini alır. Havadaki kükürt genellikle bu biçimiyle yani sülfirik asit olarak toprağa döner ve çevrime girer. Oksijensiz sistemlerde kükürt iki grup bakteri arasında değişik kimyasal şekillerde alınıp verilir. Sülfit bakterileri SO 4 içeren maddelerdeki oksijeni kullanarak H 2 S’e dönüştürür. Bir grup bakteri bunu enerji kaynağı olarak kullanır ü n n n
KÜKÜRT ÇEVRİMİ
KALSİYUM ÇEVRİMİ n Kalsiyum çevriminde toprak bir besinsel element deposu olarak iş görmektedir, ekosistemin biyotik kesimine serbest bırakılan miktar bu rezervin sabit bir bölümüdür.
Populasyon Denetimi n Bir ekosistemdeki canlı öğeleri oluşturan bitki ve hayvan populasyonlarının denetimi olayı, sistemin dengeli bir bütün olarak işleyişini sağlar. Populasyonların denetimi sistem içinde canlıların birbirleriyle ve cansız ortamla ilişkilerini denetlemek suretiyle gerçekleşir (otokontrol).
- Slides: 56