Dworkinin Hukuk Teorisine Genel Bir Bak Ali Acar
Dworkin’in Hukuk Teorisine Genel Bir Bakış Ali Acar
Ronald Dworkin (1931 -2013)
Ele Alınacak Konular 1) 2) 3) 4) Hart (kurallar) vs. Dworkin (ilkeler) Yorum Olarak Hukuk Sistematik ve Tutarlı bir bütün olarak Hukuk Zincirleme Roman Metaforu
1) Hart vs. Dworkin: “Kurallar Modeli”
n Özet: Dworkin’e göre Hart, sadece hukuk kuralları üzerine odaklanmaktadır, ancak hukuk hem kuralları hem de ilkeleri içerir. İlkeler, değerlendirmelerdir; onlar bir sonucu kurallar gibi dikte etmezler. İlkeler, hukuki belirliliği artırır ve takdir yetkisini azaltır, ancak Hart’ın tanıma kuralı bu ilkeleri kapsamında barındıramaz.
Kural ve İlke Arasındaki Fark Nedir? “Hukuki ilkeler ve hukuk kuralları arasındaki fark, mantıksal bir ayrımdır. Her iki standart dizisi de, özel durumlarda, hukuki yükümlülüklere yönelik olarak belli kararlara işaret ederler, ancak bunu yaparken, yönlendirmenin niteliği bakımınından birbirinden ayrılırlar. “Kurallar, yap hep ya hiç biçiminde (ya var ya yok şeklinde) uygulanılırlık bulurlar. Eğer, kuralın öngördüğü olgular varsa, ya kural geçerlidir ve bu durumda sunduğu çözüm uygulanmak zorundadır ya da kural geçerli değildir ve bu durumda da karara hiçbir etkide bulunmaz. ” İlkelerse, kuralların olmadığı bir boyuta sahiptir, buna ilkenin ağırlığı ve önemi denilebilir. ”
Kurallar “Örneğin, beyzbolda bir kural, vuran oyuncu, üç kez topa vuramazsa oyunda atılır. Hakem, bir yandan bu kuralın bir beyzbol kuralı olduğunu söyleyip bir yandan da üç kez topa vuramayan oyuncunun oyundan atılmayacağını, tutarlı bir biçimde söyleyemez. Elbette, bir kuralın istisnası olabilir (örneğin, tutan oyuncu, üçüncü vuruşta topu elinden düşürürse, vuran oyuncu üç kez vuramazsa bile dışarı atılmaz gibi) Kurallara Örnek: “Otoban hız limiti 120 km/saattir” veya “bir vasiyet 2 şahitin önünde imzalanmadıkça geçerli değildir” gibi.
İlke Örnekleri n n Riggs v. Palmer “Hiç kimse kendi yanlış davranışından kaynaklı olarak bir menfaat elde edemez. ” Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2007/10 -812 K. 2007/828 T. 7. 11. 2007 kararı (Sigortalı Eşini Öldüren Kadına, emekli maaşı bağlanıp bağlanmayacağı konusu)
İlkeler değerlendirmelerdir, fakat bir sonuç dayat(a)mazlar “Hukukun, hiç kimsenin kendi yanlış davranışından kaynaklı bir menfaat elde edemeyeceği ilkesine saygı duyduğunu söyleriz, ancak hukukun kendi yanlışından menfaat elde edene asla izin vermediğini kastetmeyiz. Aslında insanlar çoğu zaman, bütünüyle hukuka uygun biçimde, kendi yanlışlarından kaynaklı olarak menfaat elde edebilirler. Örneğin kazandırıcı zamanaşımıyla mülkiyet veya irtifa hakkı kazanmada olan durum. Veya “vergiden kaçınma” davranışı.
Peki İlkeler Hukuki Olarak Önemli midir? Dworkin, ilkelerin hakimlere, genel olarak bağlayıcı olan kuralları geçersiz kılmaya / göz ardı etmeye yetkili kıldığına inanmaktadır. Riggs v. Palmer davasında olduğu gibi. Eğer bu doğruysa, hakimlerin davaları, ilkelere değinmeksizi ve onları tartışmaksızın nasıl karara bağlayacaklarını açıklayamayız. Dworkin der ki, “ Bu durumda bir pozitivist, ilkelerin bağlayıcı olmadığını veya yükümlülük yüklemediğini savunabilir, ancak bu bir yanlıştır. ”
İlkeler için bir “Tanıma Kuralı” söz konusu olabilir mi? “Riggs v. Palmer davasındaki ilkeyi ortaya çıkarabilecek bir tanıma kuralı olamaz. Bu hukuki ilkenin kaynağı, bir mahkemenin veya yasakoyucunun belirli bir kararına (kanuna veya içtihata) değil, zaman içinde geliştirilen elverişlilik ve yerindelik gibi bir değer taşıyan düşüncelerden alır…. ” “Bir ilkeyi hukuki ilke kılmak ve onun ağırlığının ne olması gerektiğini tespit etmek için, nasıl ve ne kadar bir kurumsal destek gerekli olduğuna yönelik bir formülasyon ortaya koyamayız. ” Bu nedenle Dworkin, “ilkeleri hukuk olarak değerlendirirsek, pozitivistlerin, bir toplumun hukuku, diğer toplumsal standartlardan bir ana kural (tanıma kuralı) aracılığyla ayırt edilir, tezinin reddedilmesi gerekir” düşüncesindedir. Ayrıca Dworkin’e göre, pozitivistlerin takdir yetkisi anlayışı da kendi teorileriyle örtüşmemektedir.
Dworkin’e göre Pozitivistlerin Takdir Yetkisi Görüşü “Bir hakim, kuralları tükettiğinde veya kurallar davada çözüm üretemediğinde, takdir yetkisine sahip olur, yani bu durumda hakim hiçbir standartla (kural, ilke, etik vb. ) bağlı değildir. ”
Dworkin’in takdir yetkisiyle ilgili çıkarımı “Pozitivistlerin takdir yetkisi görüşü ya önemsizdir, çünkü takdir yetkisini zayıf manada kullanmaktadırlar, ya da bu görüş savunulmazdır, çünkü onu destekleyen çeşitli argümanlar yetersizdir. ”
Takdir Yetkisinin Üç Anlamı İki Zayıf Anlamda Takdir Yetkisi 1. ”Bir yetkilinin uygulamak zorunda olduğu standartlar mekanik olarak uygulanamaz, tersine bu, bir şekilde bir değerlendirme gerektirir. Örneğin, bir subaya devriye için beş deneyimli asker yanına alması söylendiğinde. ” 2. ”bazı yetkililer, bir karar almak için nihai yetkiye sahiptirler ve bu kararlar tekrar gözden geçirilemez ve başka yetkililer tarafından kaldırılamaz. ” Örnek : beyzbolda, orta hakem, yan hakemin bazı kararlarını kaldırma yetkisine sahip değildir. ” Katı Anlamda Takdir Yetkisi: 3. “Bazen takdir yetkisi, bazı konularda, bir yetkilinin, başka bir otorite tarafından konulan standartlarla bağlı olmaması anlamında kullanılır. Bu durumda takdir yetkisi sahibi olan yetkililerin, otorite sahibi bir başka yetkili tarafından konulan standartlarla denetlenmez.
2) Yorum Olarak Hukuk veya Hukuk Pratiğinin, Argümana Dönük Yönü
“ Hakimler, o ya da bu yönde nihai olarak karar verdiklerinde, kendi argümanlarının diğerlerinden sadece farklı değil, daha iyi olduğunu da düşünürler. . . ” “ Diğer sosyal fenomenlerden farklı olarak hukuk pratiği argümana dayalıdır / argümantatiftir. ” Dworkin bu düşünceye, hukukun içsel olarak normatif ve çekişmeli / ihtilaflı olduğu düşüncesinden hareketle varır. Argümanlardaki farklılıklar, sadece olgusal veya ampirik değil, sıklıkla daha derin ve teoriktir.
Yoruma Dayalı Oluş Hukukun doğasının yoruma dayalı olduğuna yönelik görüş, hukuki hakların ve ödevlerin, bir toplumun bazı siyasi pratiklerine yönelik en iyi meşrulaştırmayı sağlayan ilkeler tasarımı tarafından belirlendiğine yöneliktir. Bu ilkeler tasarımı / şeması, söz konusu pratiğin hem olgularına hem de pratiğin hizmet ettiği değerlere duyarlı bir yorum yoluyla tanımlanabilir / ortaya çıkarılabilir.
Yorumcu tutum, bir pratiğin konusuna ve amacına duyarlıdır “ Örneğin nazik davranma pratiğini ele alalım. Nezaket pratiği sadece olgusal olarak var değildir, onun aynı zamanda güttüğü bir değer vardır. Bu değer, bazı çıkarlara, bazı amaçlara hizmet eder ve bu bakımdan bazı ilkeleri dayatır. ” “Nezaketin gerekleri; katı kuralların anlaşılması, uygulanması, kapsamlarının genişlemesi, değiştirilmesi veya sınırlanması bakımınlarından amaca duyarlı olmasıdır. ”
Bir Bütün Halinde Hukukun Konusu / Amacı “ Hukuk pratiğinin en soyut ve temel konusu / amacı, devlet yetkisinin, sınırlandırılması ve ona rehberlik etmesidir. Bu konu / amaç, kollektif cebrin ne zaman meşru olduğuna yönelik geçmişteki siyasi kararlardan doğup gelen, birey hak ve ödevlerine referansla cebir kullanmasına izin veren bir amaç / konu demektir. ” Dikkat edilmelidir ki Dworkin’in hukukun hem bütünleştirici ve kendine özgü bir amacı olduğunu düşünmektedir. O, böyle bir amaç olmaksızın, hukukun anlamlı olmayacağını savunmaktadır. Bu, geniş ve dayanağı herkes için ikna edici olmayacan bir varsayımdır.
Paradigmalar “Kurumun/pratiğin gelişimine ilişkin her bir tarihsel evrede, nezakete dair bazı somut gereklilikler, herkese bir paradigma, yani nezaketin gereği, olarak görünecektir. Akıl yürütme ve argüman ortaya koymada karşımıza çıkan bu paradigmaların rolü, bir kavram üzerindeki herhangi soyut görüş birliğinden daha etkili olacaktır, çünkü paradigmalar, kabul edilebilir herhangi bir yorumun uyması gereken somut örnekler olarak değerlendirilir. ” Önerilen bir yoruma karşıt olan argümanlar çoğu zaman, “paradigma örnekleri hesaba katmadığı ve onları dikkate almamakla hataya düştüğünü gösterme” formunda karşımıza çıkacaktır.
Hatalar “Hiçbir kavramsallaştırma, yorumunu yaptığı pratiğin her özelliğini meşrulaştırmak zorunda değildir, tıpkı hiç bir yorumun da olmadığı gibi. Yorum, bazı verilerini hata olarak veya geri kalan diğer verili olanlarbakımından sunulan meşrulaştırmayla tutarsız olarak niteleyebilir ve belki bu hatanın ayıklanmasını / terkedilmesini önerebilir. ”
İnşai Yorum “İnşai yorum kabaca; bir nesneye veya bir pratiğe, dahil olduğu türün veya biçimin mümkün olan en iyi anlamı verebilmek için bir amaç yüklemektir. ” Ancak, “ pratiğin tarihi veya biçimi ya da konusu, onun mümkün olan yorumlarını da sınırlandırır. ”
Hukukta ve Hukuki Yorumda Yenilik “Yorumun dinamik yapısı, ortak nir noktada buluşmayı destekleyebileceği gibi ona direnebilir de. ” “ Farklı siyasi ve karşıt siyasi geleneklere / düşüncelere sahip farklı hakimler ve farklı hakimlerin keskin yorumları, farklı ideolojiler tarafından geliştirilecektir. ” “Paradigmalar konusundaki, fikir birliği ve fikir ayrılığı örüntüleri geçicidir. Paradigmalar yıkılır ve yeni paradigmalar ortaya çıkar.
Hukukta ve Hukuki Yorumda İstikrar aşağıdaki hususlar geliştirilir ve desteklenir: n n n Ortak paradigmarla: “Trafik Kanunu’nun, hukukun bir parçası olduğunu reddeden bir hakim görevden alınacaktır ve bu olgu radikal yorumlar bakımından caydırıcı etkide bulunur. ” İçtihat: Hiçbir hakimin yorumunun bütünüyle göz ardı edemeyeceği emsal kararlar. ” Hukuki pratiği toplumsal karakteri. “Hakimler hukuk hakkında, ancak bir toplum içinde düşünürler, ondan ayrı olarak değil. Genel entellektüel ortam, ortak dil, yapısal özellikle üzerinde bazı pratik sınırlar uygular. “ Hangi metnin alakalı olduğuna yönelik ortak görüşler. Mevcut olan hukuki malzemeye dair ortak görüşler. “ yasakoyucu, mahkemeler, yürütme kurumları ve kurulları, ve bu kurumların aldığı kararlar, yaptığı işlemler yerleşik bir şekilde bildirilir ve ayrıca elimizde bir Anayasa vardır. Her bir hukukçu, mevcut bu hukuki malzeme durumunda pratiğe dahil olur. ”
3) Sistematik ve Tutarlı Bir Bütün Olarak Hukuk
Üç Hukuk Teorisi n n n Sosyal olgusalcılık “hukuku bazı özel sosyal olgulara dayandırır ve bunlara hukuki olgular der. Özellikle hangi kurumların hukuk yapmak için ve bunu nasıl yapması gerektiğine yönelik olgulara dayandırırlar. ” Buna biz HUKUKİ POZİTİVİZM de diyebiliriz. Pragmatizm: Hukuki Pragmatizm “insanlar, mahkeme kararlarında hükmedilenden başka bir şey hak sahibi olamazlar ve her şey göz önüne alındığında bu, toplum için en iyi olan şeydir. ” Bu bir yönüyle HUKUKİ REALİZM de kapsayan bir görüştür diyebiliriz. TUTARLILIK (VE SİSTEMATİK BİR BÜTÜN) OLARAK HUKUK : “ Eğer sistemsel bütünlüğü ve tutarlılığı, adalet ve hakkaniyetten ayrı bir siyasi değer olarak kabul edersek, hukuki hakları tanımlamak bakımından stratejik olmayan, genel bir argümana sahip oluruz. Toplumun adalet kavramsallaştırmasının sistematik bütünlüğü ve tutarlılığı düşüncesi, hukukun geri kalanında tanınacak ve yasa koyucunun kararlarının içerğinin meşrulaştırmak bakımından gerekli olan ahlaki ilkeleri gerekli kılar. Sistematik bütünlük, tutarlılığı bağlı olmayı gerektirir. Sistematik bütünlük, “mahkemelerde bazı özel yetkilere neden ve nasıl izin verildiğini” açıklar. Dworkin’in Teorisi
Sosyal Olgucu / Pozitivist Hakim n n Kurallar ne zaman mevcutsa onları katı olarak uygular ve hukuk kuralı açık olduğunda, kendi siyasi ve ahlaki görüşlerinin, kararını etkilemesine asla izin vermez. Bu hakim, Dworkin’in, “bazı ilkeler, kabul edilen sosyal olguyla çelişkili olsa bile, etik kullanımları dolayısıyla hukukun parçasıdır” görüşünü redder. Esaslı olarak yeni davalarda, geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu kabul eder. Hukukun sağladıkları dışında ve geçmişteki kararlarla tutarlı olma zorunluluğu hissetmeksizin, esaslı olarak yeni olan davalarda kararlarını meşrulaştırıcak bazı argümanlar bulurlar. Esaslı olarak yeni davalarda hüküm kurmakla pozitivist hakim, “yeni kararını, gelecek için bir hukuki hakka dönüştürür”. Bu şekilde, sosyal olgu tarafından yaptırıma tabi tutulan sistem kuralları, hukuk pratiğimizde giderek çoğalır. ” (Bkz. Anay. Mah’nin, 2015/17453 sayılı Bireysel Başvuru No: Yerleşik İçtihatlara Uygun Karar Verme Zorunluluğu)
Acaba Pozivitistler, Sosyal Olguların Belirliliğini Abartıyorlar mı? “Filozoflar, sosyal olguları tartıştıklarında, akıllarındaki şey genellikle, sınırları belli ve net olanlardır, örneğin telefon hattı kesildiğinde hangi taraf geri aramalıdır gibi. ” “ Eğer yasakoyucu, içtihatlar gibi öne çıkan hukuki kurumlar, sosyal olgularsa, bunlar daha çok farklı ve ucu açık olanlardır. Hukukçular, bu sosyal olguların bazı soyut formülasyonları konusunda aynı fikirde olabilirler, ancak bu soyut önermelere ilişkin yorumcu bir tutum takınırlar ve Elmer’in hukuki hakları hakkındaki kendi görüşleri, yasakoyucunun yağtığı yasanın doğrudan ve tartışmasız bir uygulaması olmaktan çok, bir yorumu ifade eder.
Dworkin’in hukuki olgular hakkındaki temel iddiaları 1. Hukuk, düşündüğünüz kadar çok hukuki olgu içermez. Bunun dışında başka unsurlar da vardır. Dolayısıyla hukuk, pozitivistler tarafından kabullenildiği biçimde hukuki olgularla sınırlı değildir. 2. Kendini pozitivist olarak düşünen pek çok hukukçu, aslında esnek pozitivisttir ve onların görüşleri, “Sistematik ve Tutarlı Bir Bütün Olarak Hukuk” anlayışına, pozitivizmden daha yakındır. 3. Sosyal olguculuk, hukuk pratiğimize denk gelmemektedir, çünkü pozitivism, zor / çetin davalarda hukukçuların, bir davanın nasıl sonuçlandırılması gerektiğini bulmak için neden eski davaların ve kararları hesaba katıldığını açıklayamaz.
Dworkin’in Hukuki Pragmatizm Görüşü “ Pragmatizm “insanlar, mahkeme kararlarında hükmedilenden başka bir şey hak sahibi olamazlar ve bunun için geçmiş karar ve davalar bakılmasına gerek yoktur ve her şey göz önüne alındığında bu, toplum için en iyi olan şeydir. ” Daha genel olarak bir pragmatist hakim, emrettkleri hususları beğendiği ve ilkesiz olarak suçlanmaktan kaçınmak için öyle yapmak zorunda olduğuna inandığı ölçüde, kanunlar ve içtihatlara uygun olarak karar verecektir; aksi halde en iyi sonucun ne olduğuna bakarak karar verecektir. Bu gruba HUKUKİ REALİSTLER ve EKONOMİK HUKUK OKULU mensupları girer.
Pragmatizm ve Hukuki Haklar “ Pragmatist olanlar, hukuki hakları pek ciddiye almazlar. Diğer hukuk anlayışlarının kabul ettiklerini, yani insanların, başka türlü onlar için en iyi olan seçeneğe üstün gelebilecek münhasır hukuki hakları olduğu anlayışını reddeder. Pragmatizme göre, hukuki hak olarak nitelendirilen şeyler, sadece daha iyi bir gelecek / çözüm için işe yarayacak araçlardır. Bu noktada Dworkin’in pragmatik anlayışında, haklar ve genel olarak hukuk araçsaldır. Pragmatist olanlar, geçmiş kararlara yönelik olarak gösterilmesi gereken dikkati ancak iyi strateji ile yaparlar.
Dworkin’e göre Pragmatizmin Yapamayacağı Husus Dworkin, çetin davalarda bile hakimlerin, ilkeler ve onların arkasındaki niyet yoluyla hukukun ne olduğunu bulma ödevini ciddiye aldığına inanmaktadır. Dworkin, pragmatist olanların, insanları kandırmaya çalışmak ve onları, hakimlerin yapması gerekenden farklı bir şeyi yapıyor olduklarını düşündürmek dışında, yukarıda aktarılan hususu açıklayamadıklarını düşünür. Pragmatistler, çetin davalada hakimlerin kanunlara ve içtihatlara olan yaklaşımını açıklayamazlar.
Hukukun Sistematik Bütünlüğü ve Tutarlılığı Tezi Nedir? Sistematik bütünlük, “hukukun gerekli kıldığı geçmiş siyasi kararlarla tutarlı olma niteliğidir. ” Sistematik bütünlük, devlet aygıtının tutarlı ve mantıklı ilkeler dizisi doğrultusunda hareket ettiğini, bunun, vatandaşlar adalete ve hakkaniyete yönelik doğru ilkelerin ne olduğu konusunda uzlaşamasa bile böyle olduğunu savunur. “Sistematik bütünlük olarak hukuk anlayışı, hukuku ve hakları yürekten kabul eder ve savunur. Hukukun sınırları olmasının, sadece öngörülebilirliği sağlamak veya usuli adalet yoluyla değil, aynı zamanda vatandaşlar arasında bir şekilde eşitliği temin etme yoluyla da toplum menfaatine olduğunu düşünür.
Sistematik bütünlük, adalet, hakkaniyet ve usuli adaletle aynı şey demek değildir “Siyaset felsefesinde hakkaniyet, siyasi usullerin bulunması meselesidir, örneğin yetkililerin seçim yöntemleri, bu yetkililerin kararlarının seçmenlerin isteklerine duyarlı olması, siyasi gücün doğru şekilde dağıtılması gibi hususlar. ” “Adalet, hakkaniyete uygun oluşturulup oluşturulmadığına bakılmaksızın mevcut siyasi kurumların vermesi gereken kararlardır. Eğer adaleti, siyasi bir erdem olarak kabul edersek, yasakoyucunun ve diğer yetkililerin, maddi kaynakları dağıtmasını ve özgürlükleri korumasını, ancak etik olarak savunulabilir bir sonucu temin etmek için yapmasını bekleriz. “Usuli adalet, vatandaşların, siyasi süreçler tarafından belirlenen hukuk kurallarını ihlal edip etmediklerine karar vermeye yönelik doğru usuli kurallardır. ”
Sistematik Bütünlük ve Tutarlılık, İlkelere Yönelik Konulara Dairdir, Yoksa Siyasi Meselelere İlişkin Değildir “ Mağazaların ve fabrikaların bazı bölgelerde yasaklanmasını ve bazılarında da yasaklanmamasını kabul ederiz, tıpkı araç parketmenin bazı yerlerde serbest bazı yerlerde yasak olması gibi. Ancak, ilke söz konusu olduğunda, tarafların görüşleri arasında fark gözetmeyi reddederiz. ” “İlke söz konusu olduğunda, “verilmesi gerken karar; etkisi, kendi otoritesinin doğal sınırını aşan tutarlı ve mantıklı bazı ilkeler üzerine inşa edilmelidir. ”
Sistematik ve Tutarlı Bütünlük “Şimdi bu noktada, sistematik ve tutarlı bütünlüğü savunan görüşümüz, siyasi yaşamımızda canlı olan yargısal ve yasamaya yönelik ilkeleri, yapabildiğimiz ölçüde ortaya çıkarmayı hedefler. “Bir ilkeler topluluğu, gerçek manada bir araya gelen bir topluluğun otoritesi olma iddiasında olabilir, yani bu toplumun ortak kararları, bu ilkeler ışığında, çıplak güce dayalı değil, gerçek manada yükümlülük olarak belirir. ”
4) Dworkin’in Zincirleme Roman Metaforu
Zincirleme Roman Analojisi İlk yazar romanın başlangıç bölümünü yazar ve sonra diğer yazara gönderir. Sonraki yazara verilen görev, romana, o romanı mümkün olan en iyi roman kılacak şekilde şir yeni bölüm yazması görevi verir. İkinci yazar kendi bölümünü tamamladığında, aynı şekilde romanı bir diğer yazara verir.
Metne Bağlı Kalmak / Yeni Bölümün, Önceli Bölümlere ve Bütüne Uyması Verilen talimat doğrultusunda yazarın amacı, romanı, mümkün olan en iyi roman yapmaktır. Yine de, yazar, romanı tek bir sanat eseri haline getirebilmek için bir yorum seçmelidir. Bu nedenle yazar, kendine verilen metne sadık kalmalı ve metnin dışta bıraktığı veya kabul edemeyeceği yorumu seçmemelidir Yani “bir yazarın yorumu, romanın özensiz ve tutarsız olmaması için, yorumladığı metne uygun olmak zorundadır.
Zincirleme romanı devam ettirirken seçim yapmak “Eğer metini mevcut yorum alternatiflerinden her ikisine de uyuyorsa, o halde bir seçim yapılabilir. Bu durumda, eseri daha anlamlı, yani daha iyi yapacak olduğu düşünülen yorum seçilmelidir. Bu seçim, muhtemelen (ama kaçınılmaz olarak değil), “Cimri” oyununda olduğu gibi, insanların gerçek dünyada doğuştan kötü olduklarına ve kapitalist sistem tarafından yozlaştırıldıklarına inanılıp inanılmasına bağlı olacaktır. ”
En iyi hikaye / Yanlışlar “Metnin mevcut yorumlarından hiçbirini dışta bırakmadığını, ancak bunlardan biriyle daha az ölçüde tutarlı olduğunu ve bu alternatifin de seçmek istenilen yorum olduğunu varsaylım. Örneğin ilk günah yorumunun, insanın doğası tanımlamasından daha doğru olduğuna inanıldığını varsayalım. Ancak, eğer o yorum seçilerse, metin tarafından oluşturulan daha önceki bazı durumların ve hususların “yanlış” olarak nitelendirilmesi gerekecektir. ”
Analojinin Hukuka Uyarlanması “Common-law yargılaması, zincirleme roman analojisinin birçok özelliğini bünyesinde taşımaktadır. ” “Bir hakim, yeni davaları, romancı ruhuna sahip olarak, romana yeni bir bölüm ekler şekilde karara bağlamalıdır. “Hakim, yaratıcı kararlar vermelidir, fakat bu kararları, bomboş sayfalara yazıyor gibi bütünüyle yeni bir başlangıç yapıyormuş gibi değil de önceki şekilde devam ediyor gibi er biçimde vermelidir. ”
Yorum mekanik değildir. “Yorum mekanik bir süreç değildir. Yine de hakimler, rutin davalar için yoruma dair işleyişte bazı formlar geliştirebilirler. Bu formlar, rutin davalar dışında geliştirilmeye açık ve hazır olmalıdır. Bu yorum formları, bir
- Slides: 43