BATI ORTAAINDA TIP Dr Volkan Kavas ATF Tp
BATI ORTAÇAĞINDA TIP Dr. Volkan Kavas AÜTF Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı
BATI ORTAÇAĞINDA TIP �Ortaçağ Avrupa’da bilim ve düşüncenin önüne set çekildiği bir dönemdir. �Tıbbı egemenliği altına alan şey Galen’in biçimlendirdiği tıp olacaktır. �Dogmatik bir çerçevede Galen’e ait tıbbi bilgilerin kabulu Ortaçağ tıbbını bir “Galenik Tıp” haline getirecektir.
ORTAÇAĞ • Bilim yerine din, • Bilgi yerine skolastik felsefe, • Düşünmek yerine inanmak, • Eleştirmek, tartışmak yerine körüne benimsemek,
ORTAÇAĞ • Bilimsel kitap yerine kutsal kitap, • Ulus yerine Hıristiyan topluluğu, • Ülke değil kilise, • Hükümdar değil papa, • Bu dünya yerine öbür dünya önemliydi.
KARANLIK DÖNEM (VI. -XI. YY) �Roma İmparatorluğu’nun çöküşü ile Rönesans arasında yıkım dönemi olan Ortaçağ’ın başında, Hıristiyanlığın Avrupa’da benimsenmesi ve kilisenin etkin duruma gelmesi ile bin yıl kadar sürecek “karanlık” bir dönem yaşanmıştır.
KARANLIK DÖNEM (VI. -XI. YY) �Kilisenin temsil ettiği Hıristiyan düşüncesi bilime düşman olmuş, bilim Hıristiyanlığın mücadele ettiği putperestlikle bir tutulmuştu. �Bunun yansıması 390 yılında İskenderiye Kütüphanesi’nin Piskopos Theophilos tarafından yaktırılması ile bilime ve dolayısıyla tıbba ilk büyük darbenin vurulmasıdır.
KARANLIK DÖNEM (VI. -XI. YY) �Kilise pozitif bilimlerin gereksiz ve yararsız olduğunu, Tanrı’yı düşünmenin dışında hiçbir şeyle meşgul olmamayı telkin etmiştir. �Bununla birlikte dinin tıpla açıktan bir kavgaya girmemiştir. �Buna karşılık dinsel inançlara dayalı bir tıp anlayışı ortaya çıkmıştır.
KARANLIK DÖNEM (VI. -XI. YY) �Pratikte insanlar ruhlarını kurtarmak için bedenlerini ihmal etmişlerdir. �Yıkanmak ve genel temizlik kurallarını uygulamak olanaklı değildi. �Şifayı mucizelere bağlamak yerine doğal sebeplerle açıklamak en büyük günahlardan sayılıyordu.
KARANLIK DÖNEM (VI. -XI. YY) �Tedavi için; • Mucizelere sığınmak, • Şifa verici azizlerin mezarlarını ziyaret etmek, onların eşyalarına dokunmak, • Kiliselerde yatmak, • Dua etmek yollarına başvuruluyordu.
İyileştirici azizler • Bu dönemin önemli bir olgusu iyileştirici azizlerdir. • Halk, yalnızca bir bölümü tıbbi eğitim almış olan bu kişilerden hastalıkları için yardım ummaktadır. • Bu iyileştirici azizlerin her birinin belirli bir hastalığa karşı etkili olduğu düşünülmüştür.
İyileştirici azizler �Örneğin; • Aziz Etienne ateşli hastalıklara karşı etkili iken, • Aziz Meen uyuza, • Aziz Roche vebaya, • Aziz Claire de göz hastalıklarına iyi gelmektedir. �Bu azizler için adaklar adamak, kiliseye bağışta bulunmak vb. gibi davranışların, söz konusu hastalıkların tedavisine katkıda bulunacağı düşünülmüştür.
Kralların el değdirme tedavileri �Kralların da hastalıkları iyileştirdiğine inanılmaktaydı. �Bu nedenle yılın belirli günlerinde hastalara elini dokunduracağı ilan edilirdi. �O gün sarayda kral elini hastaların başından çenesine bir kulağından diğerine gezdirerek (haç işareti) “kral sana dokundu, tanrı seni iyileştirecektir” derdi.
Kralların el değdirme tedavileri �Kral Edward (1002 -1066) �Frank Kralı Clovis (496) �El değdirerek sıraca hastalığını (Tbc. Adenit) tedavi edebilme yeteneği zamanla Tanrı’dan güç alan tüm kralların “ilahi hakkı” olarak kabul edilmiştir.
Kralların el değdirme tedavileri �Tedaviye alınacak olanlar daha önce hastalığa tutulmadıklarını ve kral tarafından dokunulmadıklarını bir sertifika ile bildirmek zorundaydılar. �Bu şekilde iyileştiklerinde, iyiliğin geçici değil kalıcı olduğu ispatlanmış olacaktır. �Kral karşısına çıkan “sıracalı” hasta önce takdis edilir ve sonra şişlerine, çıbanlarına kral elini sürerdi.
Kralların el değdirme tedavileri �En sonunda hastanın boynuna bir adet altın para asardı. �Para asmak olayı, bir süre sonra büyük rakamlara ulaştı. �Bu konuda tasarruf etmek isteyen I. Elizabeth (15331603) takılan paraların çaplarının küçültülmesi emrini verdi. �İngiliz kralları yalnız sıracalı hastaları değil saralı hastaları da iyileştirdiklerini iddia ediyorlardı.
Kralların el değdirme tedavileri �Bu inançta kutsal kitapta Hz. İsa’nın el değdirerek cüzamlıları iyileştirdiğini yazmasının etkisi de vardır. �Bu tedaviler İngiltere’de XVIII. yy başlarında sona ermiştir. � 1776’da tahta çıkan XVI. Louis 2400 hastayı eliyle dokunarak iyileştirmeye çalışmıştır.
Manastır Tıbbı �Manastırlarda rahipler kilisenin izin verdiği ölçüde hekimlik görevini üstlenmişlerdir. �Aziz Benedictus’un Güney İtalya’da Latium’da kurduğu Monte Cassino Manastırı (529) �Manastırlara sığınan düşünce ve bilim adamları, içinde Hippokrates ve Galenus’un eserlerinin de bulunduğu antik çağ kitaplarını çoğaltarak kaybolmaktan kurtarmışlardır.
Manastır Tıbbı �Bir dizi manastır-hastane yapılmıştır. �Manastırlarda tıbbi tedaviden çok tıbbi bakım yapılmaktaydı. �Başlıca tedavi dua, azizlerden yardım isteme, muska takma ve basit tıbbi bitkileri kullanmaktı. �Doğrudan tıbbi yöntemlere başvurmak din adamlarınca uygun görülmüyordu.
Manastır Tıbbı �Manastırlarda hasta bakım odaları, tıbbi bitkileri yetiştirdikleri bahçeleri (hortuli) bulunurdu. �Tıbbi bitkiler aziz ve azizelere dua edilerek dini törenle toplanırdı. �Hippokrates ve Galenos tıbbının reçeteleri manastırlarda hastalara uygulanmaya çalışılmıştır.
Manastır Tıbbı �Kilise, manastırlarda ilkel şartlarda hastalara yardımcı olmaya çalışan rahiplere, dua ile geçirecekleri zamanları hastalara bakmakla israf ettikleri gerekçesiyle iyi gözle bakmıyordu. � 1130 ve 1131’de Clermont ve Reims’de toplanan ruhani meclisler rahip ve rahibelerin tıpla ilgilenmesini yasakladı.
Manastır Tıbbı �Buna karşın taşra hekimlerinin ortaya çıkışına kadar, rahip hekimler gözden uzak yerlerde çalışmalarını sürdürmüşlerdir. �Bu dönemde, bitkilerin şifa vericiliğine inanmak bazı din adamlarınca Tanrı’ya güvensizliğin belirtisi olarak görülmüştür. � 1163’de Tours’da toplanan Ruhani Meclis cerrahi girişimleri yasakladı. �Bu karar zaten olmayan anatomi çalışmalarını tamamen baltalamıştır.
Hekim ve tıbba genel yaklaşım �Ecclesia abhored ad sanguine �Ortaçağda tıbba bakışı özetleyen bir anlatımdır. �“Kilise kandan nefret eder. ” �Burada sözü edilen nefret, hastalık süresince edilen müdahale ile akıtılan kana ya da açılan apseye, bir başka deyişle bir meslek erbabı olarak hekimlerin etkin olmasına yöneliktir.
Hekim ve tıbba genel yaklaşım �Ubi sunt tres medici, ibi sunt duos athei �“Üç hekimin bulunduğu yerde en az iki dinsiz vardır” �Engizisyonun son derece etkin olduğu bir dönemde hekimleri bu derece hedef gösteren bir yaklaşımın pozitif bilimlere, eleştirel ve sorgulayıcı düşünceye karşı olduğu son derece açıktır.
Hekim ve tıbba genel yaklaşım �Gerçek hekimlerin durumu iç açıcı değildi. �Hekimlik, Kkilise ile ters düşmemek için kilisenin onayıyla, Galenus ve Kutsal Kitap’ın tıp anlayışının sentezine göre yürütülüyordu. �Aksi durumda sihirbazlıkla suçlanarak ağır cezalara çarptırılabiliyorlardı. �Cerrahlığın durumu da iyi değildi.
Thomas d’Aquinas (1226 -1274) “Vücudun gücü onun maddi yapısına bağlı değildir. Bu sebeple bedenin yapısını araştırmak yerine, onu felsefi açıdan incelemek gerektir” Anatomi ve fizyolojinin gereksiz görülmesi
UYANIŞ DÖNEMİ (XII. -XV. YY)
Salerno Tıp Okulu �Ortaçağ Avrupa’sında tıbbi uyanışın ilk adımı IX. yy’da Napoli’nin Salerno kasabasında kurulan Tıp Okulu’dur. �İmparator Carolus Magnus (Charlemagne) ya da Arap, Yahudi, Yunan, Latin kökenli dört kişinin kurduğu rivayet edilmektedir.
Salerno Tıp Okulu Hippokrates’in prensiplerini benimsediği için Civitas Hippocratica diye şöhret bulmuştur.
Salerno Tıp Okulu �Okul en parlak dönemini 1096 -1270 yılları arasında yaşamıştır. �Laik anlayıştadır. �Büyük hekimler yetiştirmemesine ve tıpta keşifler yapılmamasına rağmen tıp tarihi açısından önemli bir okuldur. �Bunun nedeni Rönesans’ta meyvesini verecek olan uyanışın ilk tohumlarının atıldığı kurum olmasıdır.
Salerno Tıp Okulu �Düzenli bir eğitim sonrası diploma veren bu okul, her din ve ırka açık olduğu gibi kadınlara da eğitim veriyordu. �Öğrenciler üç yıl mantık, beş yıl tıp okuduktan sonra, bilgili bir hekimin yanında çalışır sonra da serbest çalışma izni alırlardı. �Burada öğrenciler Yunancadan Arapçaya, Arapçadan da Latinceye çevrilen Hippokrates ve Galenus’un eserlerini okurlardı.
Salerno Tıp Okulu Anatomi bilinmez, ancak birkaç domuz teşrih edilirdi. Fizyoloji ve patoloji konularında Galenus okutulurdu. Nabız ve idrar muayenesi yapılırdı. Perhize önem verilirdi. Burada dört öğe kuramı biraz daha geliştirilerek, “mizaçlar” (öğelerin birbirleri ile “uyuşma” örnekleri) kavramı eklenmiştir.
Kralların Tıbbı Koruması Charlmagne’ın büyük veziri Alcuin’in etkisiyle hekimlik öğrenimi bir dereceye kadar dini sistem dışına çıkmıştır.
Kralların Tıbbı Koruması �II. Roger hekimlerin sınava tutulması kanunu çıkarmıştır. �II. Friederich de hekimlik ve eczacılığı Constitutiones Medicinales kanunu ile resmi şekle sokmuştur.
Kralların Tıbbı Koruması �II. Friederich (1194 -1250) halkın doktorların bilgisizliği nedeniyle zarar uğramalarını önlemek için emirname yayınlamıştır. • Hekim olacaklar üç yıl mantık öğrenimi ve beş yıllık tıp • • eğitimini tamamladıktan sonra, Halk önünde başarılı imtihan verip, Salerno hocalarının tasdikiyle deneyimli bir hekim yanında bir yıllık stajdan (visitare praticam) sonra, Yemin ederek doktor olarak mesleğine başlayabilecektir. Bu emirname ayrıca bir hekimin kaç hasta bakabileceğini, alacağı ücreti, hekim-eczacı ilişkilerine ait hükümleri de içermekteydi.
Kralların Tıbbı Koruması �II. Friederich hekimlerin iyi yetişmeleri için, diseksiyona izin vermiştir. �Dönemin hocaları derslerini Galenus’un anatomisine ait kitapların verdiği eksik yanlış bilgilere göre veriyorlardı. �Vesalius’u beklemek gerekecektir. �Eczaneler ve ilaç yapımı da devletin kontrolü altında idi.
Eczacılık �Avrupa’da ilk eczaneler 1140 yılında Napoli’de ve 1180 yılında Paris’te ortaya çıkmışlardır. �Salerno’daki tıp eğitiminde hekim ve eczacılar 1076 yılında ayrılmıştır. �Sicilya kralı II. Frederik hekimlik ve eczacılığı resmen ayrı meslekler olarak birbirinden ayırmıştır.
Üniversitelerin Kurulması �Günümüzün kökleşmiş Avrupa üniversitelerinin çoğunun temeli Ortaçağ’da atılmıştır. �Salerno’nun yanısıra Padua, Bologna, Paris, Montpellier ve Oxford da Batı’nın yeniden doğuşunun hazırlayıcıları olmuşlardır.
Üniversitelerin Kurulması �Paris Tıp Fakültesi � 1150 yılında kurulan Paris Üniversitesinden 1280 yılında ayrılmıştır. • Albertus Magnus (1192 -1280) • Roger Bacon (1214 -1294) • Guido Lanfranchi (ö. 1315)
Montpellier Tıp Fakültesi � 1220 yılında Fransa’nın Montpellier şehrinde açılmıştır. �Fakülte İspanya ve İtalya’dan da yararlanmıştır. • Arnold de Villanova (1235 -1312) • Raymond Lule (1235 -1315) • Henri de Mondeville (1260 -1320) • Gu de Chauliac (1300 -1368) • John of Arderne (1306 -1390)
İtalyan Üniversiteleri 1123 yılında Bologna, 1228 yılında Padua Üniversiteleri açıldı. Hekimler: • Thaddeo Alderotti (1233 -1303) • Pietro d’Abano (1250 -1316) Cerrahlar: • Ugo Borgogne (ö. 1252) • Theodoric de Lucca (1205 -1298) • Guglielmo da Saliceto (1210 -1277) • Mondino de Luzzi (1270 -1326)
ORTAÇAĞ HASTALIKLARI Haçlı seferleri ile pek çok hastalık Avrupa’ya getirildi. Kıtlık Kötü beslenen Toplumsal huzursuzluklar
Veba � 1333 yılında Orta Asya’da �XIV. yy’da Avrupa’yı istila etmiştir ve nüfusun dörtte birini ortadan kaldırmıştır. �Ticaret yollarını izleyerek Avrupa’ya yayılmıştır. �Salgın İtalya ve Fransa yolu ile İngiltere’ye, Almanya, İskandinavya ve Polonya’ya, 1352 yılında Rusya ve Karadeniz sahillerine ulaşmıştır. �Veba bu seyri sırasında 60 milyon can almıştır (o zamanki dünya nüfusunun ¼’i).
Veba Zamanla bu salgınlar şiddetini azaltsa da XVII. yüzyılın sonuna kadar Avrupa’yı tehdit etmiştir.
Veba �Halkı bilgilendirmek için yazılan veba risalelerinde kan almak, müshil vermek, macun sürmek tavsiye ediliyordu. �Meydanlarda ve evlerde aromatik maddeler ile tütsü yapılıyordu. �Hasta odaları sıklıkla havalandırılıyor, gül suyu ve sirke ile yıkanıyordu.
Veba Hekimler ise kendilerini hastalıktan korumak için vücutlarını örten elbise ve eldiven giyerler, burun kesesi denilen maskeler ile hastaların yanına giderlerdi.
Veba �Veba yalnızca ölüm korkusu yaratmakla kalmamış, bu büyük karmaşa ortamında insan davranışları ve insanlar arası ilişkiler kötüleşmiştir. �İnsancıl kavramlar, etik değerler, ahlaki tutum ve davranışlar yok olmaya yüz tutmuştur. �Her şey hayatta kalıp kalmamak üzerine yoğunlaşmıştır.
Veba �Böyle bir belanın nedeni anlaşılamadığından çeşitli spekülatif felaket öyküleri üretilmiştir. �Kimi yıldızlar ve gezegenler, kimi dünyanın sonunun geliyor olması, kimi de suların birileri tarafından zehirlendiği gibi asılsız gerekçeleri temel alan teorileri sürülmüştür. �Bu durumdan en çok etkilenen bir toplum da Yahudiler olmuştur.
Veba �Yahudilerin ve cüzamlıların sulara zehir karıştırdığı dedikoduları bütün felaket kaynağının bu insanlar olduğu biçimindeki bakış açısını geliştirmiştir. �Yahudiler veba salgınlarının sorumlusu olarak yargılanmışlar ve suçlu bulunmuşlardır.
Cüzam (Lepra) �Batıda cüzamlılar hasta olarak görülmez, tanrı ya da bir büyücünün gazabına uğramış, ahlaken düşük ve kirli insanlar olarak görülürdü. �Hastalık VI. ve VII. yy’da fakir halk arasında endemik idi. �XIII. ve XIV. yy’da Haçlı seferleri ile salgın halini almıştır. �XIV. ve XV. yy’da etkisini kaybetmiştir.
Cüzam (Lepra) VI. yy’dan başlayarak şüpheli görülen bir kimse kilisenin papazları, hekimleri ve cerrahlardan oluşan bir komisyon tarafından muayene edilir ve rapor hakime gönderilirdi. Hastaya cüzam teşhisi konursa hakim tarafından hastanın miskinhaneye konmasına karar verilirdi.
Cüzam (Lepra) �Cüzamlıya özel bir kıyafet giydirilirdi. �Bu kıyafetle kiliseye giderdi. �Orada kendisi için okunan ölüm dualarını dinler ve sonunda papaz ve ailesi tarafından miskinhanenin kapısına kadar geçirilirdi. �Cüzamın ihbarı zorunlu idi. �Cüzamlılar için tecrit merkezleri VI. yy’dan başlayarak açılmış, sayıları X. yy’dan sonra artmış ve XIII. yy başında 19 000’i bulmuştur.
Aziz Vitus dansı salgını • 1347 yılında Almanya'da görülen hastalık, daha sonra Fransa ve Hollanda ile İskoçya'ya yayıldı. • Hastaların dans eder gibi sağlarını, sollarını oynattıkları hastalıkta, dans, kişi bitkin düşüp yere serilinceye kadar saatlerce, hatta bazen bir günden fazla sürüyordu. • Bu hareketlerle başlayan hastalık, bir süre sonra hastaların kontrol edemedikleri sıçrama ve bağırmaya dönüşüyordu.
Aziz Vitus dansı salgını
Aziz Vitus dansı salgını • Hastalar, çoğu zaman iyileştirici güçleri olduğuna inandıkları Aziz Vitus'un Kilisesi önünde toplandıkları için hastalığa bu ad verilmişti. • Modern araştırmacılar, hastalığı, ateşli romatizmanın bir yan etkisi olarak belirlemişler • "Sydenham chorea“ • Hastalık orta Avrupa'yı kasıp kavurduktan sonra XVII. yüzyılda etkisini yitirdi. Bugün daha çok bir çocuk hastalığı olarak biliniyor.
Frengi �XV. yy. sonlarında Fransız VII. Charles ordusunun İtalya’ya girmesiyle ortaya çıkar ve Napoli’yi kuşatan askerler arasında görülür. �Hastalığın yaygın biçimde görülmesi, herhangi bir hastalık yapmadan var olan hastalık etkeninin birden ortaya çıkması, mikroptaki mutasyon sonucu olduğunu akla getirmektedir. �Hastalığın Amerika’dan geldiği görüşü de bulunmaktadır.
Frengi � 1530’da Girolamo Francastoro “Sifilis ve Fransız Hastalığı” başlıklı şiirinde Sifilis isimli bir çobanın Tanrı Apollon’u kızdırdığını, öç almak isteyen tanrının çobanın kol ve bacaklarından etlerinin düşmesine neden olduğunu anlatmıştır. �Hastalığın cinsel yolla bulaştığını ilk kez İskoçyalılar anladılar.
St. Anthony Ateşi �Kutsal ateş de denir. �Bu hastalık kol ve bacaklarda kangrenlerle başlıyor ve bir süre sonra kol ve bacak kaybedilerek hasta ölüyordu. �Günümüzde tahıllarda üreyen bir mantar tarafından meydana getirildiği anlaşılan bu hastalık ile kez IX. yy’da ortaya çıkmış ve 1129 yılına kadar en az altı kez tekrarlamıştır.
BULAŞICI HASTALIKLARLA MÜCADELE Karantina �Bu dönemin Yeniçağa bıraktığı sınırlı sayıdaki olumlu mirastan birisi “karantina” kurumunun meydana gelmesidir. � 1377’de Ragusa’da ilk kez hastalık taşıdığından şüphelenilen gemilerin limanda belli süre alıkonulması öngörülmüştü.
Karantina �Bu süre önceleri otuz günle sınırlıydı (trentina); �Ancak bir süre sonra bir ay yeterli bulunmayarak, gemilerin gözetimde bulundurulma süreleri kırk güne çıkarılmıştı (quarantina).
İSL M TIP KİTAPLARININ ÇEVİRİSİ �Avrupa’nın İslâm dünyasıyla ilişkileri X. yy’da başlar. �İspanya ve Sicilya Avrupa ve İslâm dünyasının buluşma noktalarıdır. �Haçlı seferleri, Sicilya ve İspanya yolu ile Ortaçağ bilim dünyasının merkezi olan İslâm dünyasında yazılan tıbbi eserler, tıbbi kurumlar Avrupa’da tanınmaya başlamıştır. �XI. yy’dan başlayarak da tercüme edilmişlerdir. � 1125 -1280 yılları arasında çeviri işi yoğunluk kazanmıştır.
Afrikalı Constantin (1020 -1087) Uzun yıllar İslâm ülkelerinde ilaç satıcısı olarak çalışmış ve pek çok kitap edinmiştir. İtalya’ya döndüğünde Monte Cassino Manastırı’na inzivaya çekilmiştir.
Afrikalı Constantin (1020 -1087) Burada iyi bildiği Arapçasıyla İslâm tıp kitaplarını Latinceye çevirmiştir. Çevirilerinde kitapların yazarlarını anmadığı için eserler ona mal edilmişse de, bir süre sonra bunların İslâm hekimlerinin eserleri olduğu anlaşılmıştır.
Cremonalı Gerard (1114 -1187) Endülüs’te Arapça eğitimi görmüştür. • İbn Sînâ’nın Kânûn’u, • Zehrâvî’nin Tasrîf’i başta olmak üzere 92 kitap çevirmiştir.
Cremonalı Gerard (1114 -1187) Tıp kitaplarındaki terimlere Latince karşılık uydurmak yerine Arapçasını kullanmayı tercih etmiştir. Bu çevirilerle Avrupa Râzî, İbn Sînâ, Ali bin Abbâs, Zehrâvî, İbn Rüşd gibi İslâm hekimlerini tanımıştır.
Teşekkürler. . .
- Slides: 66